Dil meselesi
Bestami Çevikkol Tüm Yazıları

Bestami Çevikkol

30-11-2017

Dil meselesi, etnik köken bakımından zenginliğe sahip ülkelerde halk arasında en büyük sorunlardan biridir. Bu sorunun temelinde yatan şey dilin tarihsel gelişiminin ve anlam derinliğinin tam olarak bilinmemesidir. Hele ki bu sorun, benimsenilen dil ya da etnik köken ile gerçek anlamda hiçbir ilişkisi olmayan bireyler tarafından büyütülür de büyütülür. Oysa konuştuğu dilin özelliklerini-dil bilgisi, anlam ilişkisi, etimoloji- bilse etnik kökenine sahip çıkıp varlığını devam ettirip gelecek nesillere aktarılmasını hatta gelişmesini bile sağlayacak…

Dil,  birçok dil bilimci tarafından farklı şekilde ifade edilse de dimağımızda yer edindiği kadarıyla: Tarihi bilinmeyen bir zamanda ortaya atılmış insanlar arasında iletişimi sağlayan kendine has kuralları çerçevesinde doğup, gelişip, ölebilen canlı bir varlık, doğal bir araçtır. Bu tanımdan yola çıkarak “doğal bir araç” ifadesi üzerinde durmak isterim. Bu söz öbeği aynı zamanda dilin kaynağına da işaret ediyor. Böylelikle birçok rivayete kapı aralayan dilin kaynağı konusunda araştırma yaparken dilin kendiliğinden ortaya çıkmış ilahi bir olgu olduğu düşüncesinin akıllarda en çok yer edinen rivayetlerden biri olduğu kanısındayım.                    . Bu kaynak tektir. Yaratıcı insana dili armağan etmiş ve onu üstün kılmıştır. Dolayısıyla bütün diller tek bir dilden doğmuş olmalıdır. Yani başlangıçta bütün insanlar aynı dili konuşuyor aynı topraklarda yaşıyorlarmış. Peki, bu farklılaşma bu dil karmaşası nasıl meydana geldi?          İşte yine burada rivayetler, efsaneler sahneye giriyor.

Pek çok efsanede adı geçen Babil Kulesi, yeryüzündeki ulusların ve onların konuşmakta olduğu binlerce dilin nasıl ortaya çıktığıyla ilgili bir inanış unsurudur: İnsanlar, Tanrıya ulaşmak ve ona daha yakın olabilmek için, uyum içerisinde ve büyük bir istekle göğe yükselen bir kule inşa etmeye girişmişler. Kule, çok geçmeden yükselmeye başlamış ve bunu gören Tanrı, kuleyi inşa eden her insana ayrı bir dil vermiş, onları dünyanın dört bir tarafına savurmuştur. İnsanlar birbirleriyle anlaşamadıkları için kulenin yapımı da durmuş ve dünya üzerinde çok sayıda ulus ve bu uluslara ait binlerce dil türemiştir.

Bu teori, pek çok din kitabıda ve mitolojik kaynaklardaki yaratılış efsaneleriyle de uygunluk gösterdiği düşünülürse Tanrı’nın gazabı olarak nitelendirebiliriz dil ayrılıklarını. Tabii bu bir rivayet ama buradan yola çıkıldığında bu efsaneden nice zaman sonra günümüzde asimilasyon unsurlarından biri olan dil değiştirme büyük ulusların en çok tercih ettiği yöntemlerinden biri haline geldi. Kısacası asimile olup tarih sahnesinden silinmek istemiyorsan diline, kültürüne sahip çık. Yoksa gün gelir dış mihrapların elinde oyuncak olur. Türk adının sonuna bir nispet î’si; başına da “el” koydurursun…

Bu makale 406 defa okunmuştur.