Allah tüm insanların Rabbi değil midir!
Mehmet ÇARDAK Tüm Yazıları

Mehmet ÇARDAK

12-11-2018

Saygıdeğer okurlarım! Ahlakın temeli din değil, dinin temeli ahlaktır. İnsanlığı ayağa kaldıracak olan da emek ve ilimdir. Son günlerdeki Türkiye üzerinde oyun oynandığına dair açıklamaların tümü abestir. Ak Parti olarak ekonomide yanlış adımlar atılmıştır. Şu anda Türkiye bunun cezasını çekiyor. Doların yükselmesiyle ülke batmıyor, ülkemiz battığı için dolar yükseliyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın döviz varlıkları kartopu gibi eriyor. Millete gerçekleri anlatan yok! Korkuyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan; siyasi lideri gibi değil, dini lider gibi konuşuyor: “Onların doları varsa, bizim de Allah’ımız var” diyor. Erdoğan, usta politikacıdır. Halka kazığı atarken söylediği nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatıyor. Ama ABD’ye, dünyaya meydan okumakla ekonomi düzelmiyor, dolar kuru düşmüyor. Türk ekonomisi Trump’ın bir twitteri ile çöküyorsa, bu suç kimdedir? Merkez Bankası döviz varlıkları ne düzeydedir? Türk Lirası kullananların Allah’ı var da doları olanların yok mudur?

Yıllar önce Başbakan Ecevit’in önüne yazar kasa fırlatan adam bugünler için konuşturuluyor. 2001 krizinde dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in önüne yazar kasa fırlatan Ahmet Çakmak, “O gün ben yazar kasa atmakla yüzde yüz haklıydım. Ama bugün yazar kasa atacak bir durum yok.” diyor. Sakal-bıyık formundan ve simasından Millet Bahçeleri’nde yatıp yuvarlanmaya ve kek yemeye teşne görünen bu fırıldak esnafımız 17 yıl sonra belli ki korkudan böyle konuşuyor. Bu yandaş ve fırıldak esnafımız kendini çok akıllı zannediyor. Dünyaya meydan okuyan Reis’in arkasında durursa,  Trump’a küfrederse,  Türk Lirası’nın değerleneceğini sanıyor. Bu veciz tespiti ve gözleminden ötürü sosyal medyada ona edilmeyen küfür ve hakaret kalmamış. Ama bence, dün ile bugünü karşılaştırırsak, adam haksız değil!  Bilirsiniz: Öküzün yalakası,  kasabın bıçağını yalarmış. Aslında öküzler düşünen varlıklar değildir. O yüzden, yalaka esnafın sözlerinin, Türkiye’nin bugünkü ekonomik gerçekleriyle hiçbir ilgisi yoktur. O, son günlerde doların ikiye katlanmasının 2001’de yaşanan ‘bankaların hortumlanması’ olayı ile benzer hiçbir yönünün bulunmadığının bile farkında değil! Şöyle ki: Bülent Ecevit 1999 Mayıs’ında birbirine benzemez üç yamalı bir koalisyonun Başbakanı olduğunda, hortumlama ve batık kredilerle iflas etmiş olan ve haramzadelerin elinde hırsızlık, yolsuzluk ve şantaj aracına dönüşmüş bulunan pespaye bir bankacılık sistemini kucağında bulmuştu.  Özel bankalar, ahlaksız banka patronları tarafından soyulmuştu. Devlet denetimindeki bankalar 50 milyar dolar hortumlanmıştı. 1999'a kadar gelip giden sağcı ve popülist iktidarların neo-liberal politikalarının bıraktığı dış borç, aşırı enflasyon, devasa boyuttaki bütçe açığı, değerini günbegün yitiren TL ve düzen tutmaz kamu borçları, rahmetlinin başına kalmıştı. Ayrıca sanki bu beşeri belalar yetmezmiş gibi iktidara geldiğinin üçüncü ve altıncı aylarında peş peşe iki büyük deprem yaşanmıştı.  İflas etmiş bütçesi ve yetersiz alt yapısıyla devlet depremin yaralarını sarmaya ve sağlı sollu eleştirileri göğüslemeye çalışsa da, önceki hükümetlerden kalan enkaz öylesine ağırdı ki, Ecevit’in üç yamalı koalisyonu bu yükü kaldıramamıştı. Ve her zaman sadece Ecevit'e gücü yetenlerin başlattığı çok yönlü ve çok aktörlü "operasyonun" da etkisiyle 2001'de kriz patlamıştı. Öte yandan, Ecevit döneminde insanları biber gazı ile zehirleyip Tomalarla dağıttıktan sonra karga tulumba gözaltına götüren ve eften püften gerekçelerle zindana atıp tepeden gelen işaretle hayatını söndüren bir ‘tek adam’ aygıtı da yoktu. İyi kötü bir parlamenter demokrasi, kendi halinde işleyen bir hukuk sistemi, şimdiki hallere düşmemiş bir kamu yönetimi ahlakı, halkın hala güven duymayı sürdürdüğü bir yargı ve henüz vicdanı ile ahlaki değerleri şeytan tarafından esir alınmamış bir halk çoğunluğu vardı. Kamuoyundaki insani duyarlılık damarları tıkanmamıştı. Nitekim hem Ecevit Hükümeti içten zayıf, dıştan darbeliydi hem de eleştiri hakkını kullanan yurttaşları az çok koruyan mekanizmalar iyi kötü işlemekteydi.  Devlet bu gibi durumlarda Tomayı ve biber gazını devreye sokacak kadar “orantısız güç” kullanmıyordu. İşte kulağı kesik bu kurnaz esnaf Başbakanlığın önüne yazar kasayı o ortamda fırlatmıştı. O dönemde o işi yapmanın maliyeti düşük, alacağı alkış büyüktü. O esnaf, az bir gaz ve düşük bedelli bir mama ile değil yazar kasa, molotof kokteyli bile atabilirdi.  Şimdilerde ise aynı işi yapacak kadar keriz olmadığını biliyor. Çünkü “Şark kabadayılığının onda dokuzunun kaçmak olduğu” nasihatiyle yetişmiştir. Ve o bilinçle,  “Bugün yazar kasa atılacak bir durum yok” diye konuşuyor. Bir de şu var: Ülkenin sermaye kodamanları damat şovunu alık ve sırıtkan bir çehreyle izlerken, sıradan bir esnaftan medeni bir yurttaş tepkisi beklemek de haksızlık olur doğrusu! Kodamanlar şaklabanlıktan ibaret nutuklar karşısında korkudan susuyor ya da alınan avantalar nedeniyle şahsa yağ çekiyor. Bu durumda,  bu zavallı esnafımız ne yapsın?  İşte böyle konuşuyor. Üstelik bu yurttaşımızın gönül gözü yerli hutbe ve milli vaazlar ile perdelenmiş! Gel gör ki, çoğu kodaman ve esnaf milleti gibi o da şu gerçeği göremiyor! Ta Okyanus ötesinden memleketin başına ‘ambargo’ belasını saranlara fırsat verenler; kendilerine reva görülen maddi ve manevi bunca işkenceye ses çıkarmayanlar,   kötünün de kötüsü bir yönetim tarzına sürekli ‘eyvallah’ diyenler ve alkış tutanlar,   tefeci bezirgân gidişatını oylarıyla destekleyenler değil midir? Türkiye’ye ekonomik savaş açan Trump Amerika’da! Washington çok uzakta! Oraya biber gazı da ulaşmaz, Toma da gitmez! Bizim Allah’ımız var da doları olanların yok mu? Allah tüm âlemlerin Rabbi değil midir? ABD yönetimi,  bir rahip yüzünden müttefiki Türkiye’ye ekonomik savaş başlatıyorsa; ABD’ye meydan okuyarak değil, krizden çıkışın reçetesini uygulamaya koyarak cevap vermek gerekmez mi?  Aslında Türkiye’nin yaşadığı ekonomik ve siyasal krizin tek sorumlusu yürütmenin başıdır. Devlet yönetiminde yetki kimdeyse sorumluluk da ondadır. Son günlerde döviz piyasasında yaşanan kriz,   ‘tek adam’ yönetiminin sonucudur. Ekonomideki kötüye gidişin ilacı; Hukuk, adalet, ahlak, parlamenter demokrasi ve horozlanmayan yönetimdir. Hatırlatmakta fayda var: Güçlü lider;  güzel sözler söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyendir. Her millet layık olduğu şekilde yönetilir ve her millet icraatına tahammül ettiği yönetimin sorumluluğuna ortaktır! 

Bu makale 100 defa okunmuştur.