Çöküşe giden yol…
Mehmet ÇARDAK Tüm Yazıları

Mehmet ÇARDAK

22-03-2018

Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı tarafından hazırlanan ‘Dünya Mutluluk Endeksi’ her yıl yayınlanıyor, bu yılda yayınlandı.  Liste, kişi başına düşen gayrisafi yurtiçi hâsıla, sosyal destek, sağılıklı ömür beklentisi, yaşam tercihlerini yapabilme özgürlüğü, cömertlik ve yolsuzluk algısı gibi kriterlere göre belirleniyor. Listenin ilk sırasında Finlandiya yer alıyor. Finlandiya’yı Norveç, Danimarka, İzlanda, İsviçre ve Hollanda takip ediyor. Türkiye ise Belarus ile Pakistan arasında 74. sırada yer alıyor. Türkiye geçen yıl 69. sırada yer alıyordu. En mutsuz ülke ise Burundi’dir. Burundi’yi Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan, Tanzanya, Yemen, Ruanda, Suriye, Haiti ve Malavi izliyor.

BM Dünya Mutluluk Endeksi’ndeki sıralamaya göre, Türkiye mutsuz bir ülkesidir. Çünkü bu ülkede 3.2 milyon işsiz var. Hükümet başlattığı istihdam seferberliği ile çırak, stajyer ve kursiyer sayısını artırarak Türkiye’nin işsizlik gerçeğini kamufle etmeye çalışsa da, işsizliğe 1,5 milyon çırak ve stajyer de çare olamamıştır. İşsizlik oranı yüzde 10.4 ile çift haneye demirlerken, işsiz sayısı 3.2 milyon olmuştur.

İŞSİZLİK

Kayıt dışı çalışma oranı ise bir önceki yılının aynı dönemine göre 0.6 puanlık artışla 33.3 seviyesine ulaşmıştır.  Genç nüfusta (15-24 arası) işsizlik oranı yüzde 19.2. olurken, 15-64 yaş grubunda bu oran yüzde 10.6 olarak gerçekleşmiştir.  Ancak bu veriler Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ‘dar tanımlı) işsizlik verilerini kapsıyor. Oysa Türkiye’nin gerçek işsizlik rakamları resmi rakamların ötesinde bir işsizlik sorununa işaret ediyor. TÜİK, işsizlik rakamlarına iş bulma ümidi olmayanları, mevsimlik çalışanları ve iş aramayıp çalışmaya hazır olduğunu belirtenleri eklemiyor.

DİSK-AR raporuna göre, tüm bunlar hesaba katıldığında 6 milyon 190 bin kişinin işsiz olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Buna göre geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 18.3 seviyesine çıkıyor. Hükümet, ekonominin hızla büyüdüğünü ileri sürüyor. Ancak istihdam rakamları hükümeti tekzip ediyor. Türkiye o kadar büyüdüyse iş nerede? İşsizlik sayısı neden bu kadar çok? Cari açığın 52 milyar dolar olduğu bir ülkede büyümenin, dolayısıyla da istihdamın çok artmış olması gerekmez miydi?

ADALET OLMAZSA DEVLET OLMAZ

Ayrıca Türkiye’de müthiş bir iç göç var! Türkiye vatandaşlığından çıkanlar da var! Anadolu boşalıyor. Türkiye borç batağındadır! Devlet’in 892 milyar TL’lik iç borcu var. Hükümetin bunun karşılığındaki faiz borcu bu yıl 71 milyar liradır. Dış burcu ise 400 milyar doları geçmiştir. Türkiye buğday, nohut, mercimek, pirinç, büyükbaş-küçükbaş hayvan ve et ithal ediyor. Bu nasıl bir tarım ülkesidir ki ithale muhtaç hale gelmiştir? Şimdi ise şeker fabrikaları özelleştiriliyor. Bu pancar üreticisine vurulan en son ve en büyük darbedir. Hükümet, Sadece şeker fabrikalarını özelleştirmekle kalmıyor; Köprüler, yolları, barajları satışa çıkarmak için de hazırlık yapıyor.

 Ayrıca Türkiye’nin işsizlikten de öte, en önemli sorunu ‘adalettir. Türkiye’de ‘kuvvetler ayrılığı’ ortadan kaldırılıyor. Adaletin işleyişi konusunda herkes endişe içindedir. Partili adalet kangren olmuştur.

Türkiye geçmişte 12 Mart 1971 muhtırasını ve 12 Eylül 1980 darbesini yaşamıştır. Ama o dönemlerde adalet mekanizmasına veya başka yere müdahil olunmamıştır. Tüm sağcıları, solcuları hapse attılar ama yine de hukuka güven vardı. İnsanlar mahkemeye gittiklerinde haklarını savunabileceklerine inanıyorlardı. Şimdi o kaybolmuştur.  Hâkimler karar vermekten korkuyor. Karar vermekten korkan bir hâkimin adil karar verme durumu yoktur. Karar verenler de OHAL’de yaşadığımız için görevlerinden alınıyorlar. Korkan yönetici de adil davranamaz. Bir ülkede adalet olmazsa devlet olmaz! Avrupa’da cezaevi nüfusu en fazla artış gösteren ülke Türkiye’dir. Türkiye’de reşit olan herkes mahkemeliktir.

Türkiye’nin ikinci ana sorunu ekonomide çok ciddi bir çıkmazın içine girildiğidir. Devletin imkânları, maalesef büyük çoğunlukla özelleştirme adı altında satılıyor. Tarım başıboş bırakılmıştır. Son yıllarda ülkede sanayileşme de yoktur. Hükümetin meseleleri ele alışları bile acemicedir. Mesela; şeker fabrikalarının özelleştirilmesini çiftçilerin havsalası almıyor. İhalelerde şeffaflık denilen bir şey yok.

Türkiye’de otomobil üretmek için üretimiyle alakası olmayan TÜBİTAK dışardan bir model satın alıyor. Arkasından da bunu üretecek bir ‘baba yiğit’ aranıyor. Otomotiv sanayine böyle girilir mi? Hükümet gerekli desteği verirse, otomotivciler,  ürettikleri modellerin yerli kısmını çoğaltırlar.

Türkiye;  terörle mücadelede, hukukun tesisinde, ekonomide de çok ciddi problemlerle karşı karşıyadır. Eğitimde, sağlıkta ve dış politikada sorunlar var. Ülkede medya özgürlüğü yok! Hükümet hiçbir konuda ciddi bir tedbir alamıyor. Ülkenin gidişatı konusunda kamuoyunda endişeler var. Türk Lirası her gün değer kaybediyor; Dolar ve Avro rekora koşuyor.

İTTİFAK YASASI

Türkiye sürekli kamplaştırılıyor, insanlar birbirine hasım hale getiriliyor. Bu ülkede, kep yerine sarık takmak isteyen,  kravatı ve yakalı gömleği hayatından çıkarmak isteyen rektörler var. Hatta hilafet isteyen akademisyenler var! Böyle bir ortamda AKP-MHP ittifak yasası, yangından mal kaçırır gibi bir gecede Meclis’ten geçirilmiştir. Seçimlerin Temel Hükümleri Kanunu’nda değişiklik yapan 7102 sayılı Yasa 16 Mart 2018 tarihli ve 30362 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Cumhur İttifakı’na hayırlı olsun!

Çıkarılan yasadaki düzenlemelerin tamamının, seçim ittifakı yapan AKP ve MHP’nin çıkarına olduğu görülüyor. Bu yasa Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Ama her şeye rağmen seçimi Milliyetçi ve İslamcıların kazanacağı garanti değildir.  Erdoğan, MHP ile yola çıkarak büyük bir siyasi risk almıştır. Cumhur ittifakı sandıkta ters tepebilir. Çünkü İttifak yasası altında çıkartılan yen seçim yasasında maalesef kuşkuları önleyecek hiçbir şey yok. Aksine AKP-MHP oylarıyla çıkartılan yasada, hileye açık olduğu belirtilen birçok madde var.

Bu Yasa’da seçim sahteciliğini önleyecek, seçim güvenliğini sağlayacak hiçbir önlem yok.  Bu yasa ittifak yasası değil, “Gönüllü İttifaklar” için için hazırlanmış bir seçim tuzağıdır. İttifak kuran partilerden yüzde 10 seçim barajının altında oy alacak birinin yüzde 50 oy almış gibi parlamentoya girecek olması, dünyada görülmüş şey değildir. Açıkçası, yürürlüğü giren 7102 sayılı Yasa, seçim hırsızlığını örtbas etmeyi öngören ve sahteciliği meşrulaştıran bir yasadır.

Ayrıca Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK),  2019’da yapılacak üç seçim için Devlet Malzeme ofisi’ne (DMO) 55 milyon seçmen için 500 milyon adet seçim zarf siparişi verdiği iddia ediliyor. Oysaki 55 milyon seçmen için 130 milyon adet zarf gerekiyor.  YSK, bu kadar zarfı ne yapacaktır? Yüksek Seçim Kurulu’nun,  Devlet Malzeme Ofisi’ne 500 milyon adet zarf sipariş etmesi vatandaşın kafasını karıştırıyor, büyük şaibe yaratıyor. Ülke ‘hileli seçim’ iddialarıyla çalkalanıyor.  

Bir de hiçbir dönemde partizanlık, yolsuzluk ve israf bu kadar artmamıştır. Hükümetin bu yılın sadece ilk iki ayında gizli hizmet ödeneklerinden yapılan örtülü ödenecek harcaması 334 milyon 505 bin liraya ulaşmıştır. Ocak ayında 93.5 milyon liraya çıkan güvenlik ve savunma harcamaları Şubat ayında 135.8 milyon liraya, iki aylık harcama da 229 milyon liraya çıkmıştır. Dolayısıyla da kısa Şubat ayında bütçe açığı 1.9 milyar liraya ulaşmıştır. Ocak-Şubat aylarında yapılan harcamaların sadece 12 bin lirası yatırım amaçlı kullanılmıştır. Sınır dışı operasyonun etkisiyle güvenlik harcamalarında çok büyük artış yaşanmıştır. Hatırlatmakta fayda var: Üretime gitmeyen her yatırım israftır.

Dolayısıyla da Birleşmiş Milletler’in hazırladığı ‘Mutluluk Endeks’inde Türkiye’nin geçen yıl 69. sıradayken bu yıl 74. sırada yer alması sebepsiz değildir. KKTC bile listenin 58. sırasında yer almaktadır. Yavru vatan KKTC, anavatan Türkiye’den daha mutlu bir ülkedir. Şu Türkiye acayip bir ülkedir; kendisi mutsuz iken, başkalarına mutluluk sağlayabilen ilginç bir ülkedir! Yeni Türkiye’nin hukukta, ekonomide, maliyede, dış ticarette ve siyasette gittiği yol, doğru yol değildir. İktidar bu yoldan geri dönmelidir.  Bu yol, düşüşe giden yoldur. Doğru yol: Demokrasi yolunda ilerlemektir!

Bu makale 207 defa okunmuştur.