Dürüst ve şeffaf yönetim
Mehmet ÇARDAK Tüm Yazıları

Mehmet ÇARDAK

03-05-2018

Türkiye’nin ‘dürüst ve şeffaf’ bir yönetime ihtiyacı var! Ama Türkiye, 12 Eylül 1980’den bu yana ‘dürüst ve şeffaf’ bir yönetimi gerçekleştiremiyor.  Çünkü Türkiye’de demokrasi yok! Demokrasi, vatandaşın ödediği vergilerin hesabını sorabildiği rejimin adıdır. Türkiye’de ise vatandaş ödediği vergilerin hesabını soramıyor.

Özellikle de 2002’den beri iktidarda bulunan AKP hükümetleri denetlenemiyor. İktidar, Meclis’e de, bağımsız yargıya da hesap vermiyor. Yanlış yapanlar Allah’tan af diliyor. Türkiye’de hemen her yerde denetim eksikliği var. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesi bile denetlenemez hale gelmiştir. Demokrasinin yerini Olağanüstü Hal (OHAL) almıştır.

1970’li yıllarda, işçi sınıfının ve devrimcilerin giderek yükselmesi üzerine, burjuvazinin özlemlerinin bir ifadesi olarak dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 19 Mart 1975 tarihinde Süleyman Demireli’i hükümeti kurmakla görevlendirmiştir. Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisi tarafından kurulan koalisyon, ilk iş olarak işçi sınıfına savaş ilan etmiştir.

DİSK, 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda yüz binlerin katıldığı bir miting düzenlemiştir. Mitingde kalabalığın üzerine çevredeki binalardan ateş açılmıştır. Açılan ateş ve ardından yaşanan izdiham esnasında 37 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine, 5 Haziran 1977’de yapılan seçimleri CHP kazandıysa da çoğunluğu sağlayamadığı için İkinci Milliyetçi Cephe hükümeti kurulmuştur. 1 ve 2. Milliyetçi Cephe hükümetleri Türkiye’yi 12 Eylül 1980 sürecine sürüklemiştir.

Bu yılda;  AKP, MHP ve BBP tarafından kurulan Cumhuriyet İttifakı da, 1975 ve 1977 yıllarında kurulan Milliyetçi Cephe koalisyonlarının devamıdır. 1980 öncesinde 40 milyon nüfusu olan Türkiye’de 4 milyon sendikalı işçi varken, nüfusu 81 milyona ulaşan 2018’de 1.7 milyon sendikalı işçi var! Cumhur İttifakı; büyük bir aldatmacadır, Türk toplumunun bütününü temsil etmiyor. Sadece Türk Milliyetçilerini ve İslamcıları temsil ediyor. Bu siyasi ekol, ABD ve NATO müttefikidir;  iş, emek ve özgürlük düşmanıdır. Bu iktidar sendikalı işçi hareketini bitirdiği gibi, 24 Haziran seçimlerinde yeniden seçilmesi halinde Devlet memuriyetini de bitirecektir. Çünkü Cumhur İttifakı’na dâhil partilerin iş, emek, demokrasi ve özgürlük derdi yoktur.

Aslında Cumhur İttifakı’nı kuran partilerin  ‘Güçlü Türkiye’ hedefleri de yoktur. Milliyetçilerin ve İslamcıların ortak dertleri; iktidar gücünü elde tutmak, devlet kadrolarından ve bütçe olanaklarından olabildiğince nemalanmaktır. Cumhur İttifakı; Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürüklemiştir. Türkiye beka tehdidi ile karşı karşıyadır.

Nitekim 2018 yılında, yabancı sermayeli yatırımcılarla bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade ederek anıda müdahale ediyoruz” diyor. İşte bu zihniyet, Türkiye’ye 15 Temmuz’u yaşatan ve şimdilerde de ‘Cumhur İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin zihniyetidir. Bu ittifak,  üçüncü ‘Milliyetçi Cephe’ değil de nedir?

Yeter artık! Halkın çok uzun süren kış uykusundan kalkıp gerçekleri görmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, parlamenter sistemde Başbakan ve Meclis’in yetkisinde olan tüm anayasal ve yasal görevlerin tamamını üstlenmek ve Türkiye’yi tek başına yönetmek istiyor. Türkiye iyi yönetilmiyor. Demokrasinin yerini OHAL almıştır. Türkiye’nin biran önce normalleşmesi gerekiyor.

Türkiye’de, 12 Eylül 1980 döneminin ardından, tek başına iktidara gelen I. Özal Hükümeti’nden bu yana ‘hayali ihracat’, ‘Hazine vurgunları’, ‘gıda ürünleri kaçakçılığı’ ‘Devlet ihalelerinde usulsüzlük’, ‘akaryakıt kaçakçılığı’,   ‘altın kaçakçılığı’ ‘kara para aklama’,  ‘rüşvet ve yolsuzluk’ gibi olaylar ülke gündeminden düşmüyor. Ülke; adalet, eşitlik, emek, barış ve kardeşlik duyguları içinde yönetilemiyor. Cumhuriyet’in tüm varlıkları satılıyor, yağmalanıyor, talan ediliyor. Türkiye,  2002’den beri karşı fikirlere kızgın ve öfkeli AKP Genel Başkanı Erdoğan tarafından tek başına yönetiliyor. Oysaki AKP, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olan siyasi bir partidir.  Türkiye, giderek çağdaş ve uygar Batı toplumlarından uzaklaşmaktadır. Gelinen noktada; Türkiye, beka tehdidi altındadır.

Teoride; demokrasinin prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve eğitimli olması şarttır. AKP iktidarının,  Atatürk ilke ve inkılâplarından uzaklaşma ve tüm okulları imam-hatiplere dönüştürme çabası boşuna değildir. Türkiye’de Milliyetçi Cephe ve Cumhur İttifakı’na dâhil siyasi partilerin sürekli olarak dini cemaatlere ve tarikatlara prim vermesinin nedeni budur. Türkiye,  ileri demokrasi yolundan sapmıştır. Türkiye’de;   paralı bir azınlık, parasız kalabalığı din ile uyuşturarak yönetmektedir.  Türkiye’de din ve devlet işleri iç içedir. Türkiye’de laik düzeni öngören ve savunan bir yönetim yoktur!

AKP iktidarı, Türkiye’yi iyi yönetemiyor. Bugüne kadar tüm seçimlerde, AKP’ye verilen her oy; millete vergi, ceza, zam, faiz, baskı, işsizlik ve borç olarak geri dönüyor. Aslında Cumhur İttifakı çok erken ve baskın seçime gitmiyor. Cumhur İttifakı, yasal yoldan Türkiye’yi gasp etmeye çalışıyor.  Çünkü Türkiye artık yönetilemez hale gelmiştir. OHAL’de çare olmaktan çıkmıştır.  

Türkiye’de ekonomi, dış ticaret ve gümrükler kontrol edilemiyor. Dış ticaret ve bütçe açıkları alarm veriyor.  İktidar, vatandaşın vergilerini;  vatandaşın refahı ve hayatını güzelleştirmek için kullanmıyor. Bütçe gelirlerinin çoğu güvenlik, terörle mücadele ve Suriyeliler için kullanılıyor. Kısacası, devlet gelirleri ile devlet giderleri karşılanamıyor. Bu yüzden yüksek faizle borç aranıyor. Halkın itirazlarına ve isyanına rağmen şeker fabrikaları satılıyor. 24 Haziran seçiminin çantada keklik olmadığını gören iktidar, CHP’nin 3 yıl önceki ‘Emekliye İkramiye’ vaadine sarılıyor, kesenin ağzını açıyor.

İşte bu yüzden 24 Haziran seçimlerinin önemi daha da artıyor. Türk seçmeni, 24 Haziran’da yalnızca bir Cumhurbaşkanı ve 600 milletvekili seçmeyecektir. Seçmen, aslında 24 Haziran’da kendi kaderini oylayacaktır. Çünkü seçilecek yeni Cumhurbaşkanı, eskiden olduğu gibi klasik ve temsili bir Cumhurbaşkanı olmayacaktır. Bu defa seçilecek Cumhurbaşkanı, Meclis dışından hükümetini kuracak ve Türkiye’yi tek başına yönetecektir.

Hatırlatmakta fayda var: İşi doğru yapana yönetici, doğru iş yapana lider denir. Bir liderin büyüklüğü, inançlarının derinliği, heveslerinin yüksekliği, görüşlerinin genişliği ve sevgisinin menzili ile ölçülür. Kaptanın karşılaştığı fırtınalara değil, gemiyi limana getirip getirmediğine bakılır. Boş lafla peynir gemisi yürümez! Reis, 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek gemiyi limana getiremiyor. Türkiye’nin acilen gemiyi limana getirecek iyi bir kaptana ihtiyacı var!

Aslında toplumsal gelişmelerin de, çürümenin de temelinde yöneticilerin tavırları yatar. Karşı fikirlere kızgın ve öfkeli olan kişi, dijital çağımızda iyi bir yönetici olamaz! Çünkü en iyi yönetici, en az yönetendir. Başkalarını yönetmek isteyen insan, her şeyden önce kendisinin ustası olmalıdır. Sürekli aldanan ve parlamenter sistemde Başbakanın ve Meclis’in yetkisinde olan tüm anayasal ve yasal görevlerin tamamını üstlenen ve Türkiye’yi tek başına yöneten kişiye,  profesyonel anlamda iyi bir ‘yönetici’ denilemez. Aslında böyle bir yöneticiye  ‘çoban’ denir. Ortadoğu’da savaş çığlıklarının yükseldiği bir ortamda, 81 milyon nüfuslu Türkiye bir ‘çoban’ tarafından yönetilemez, yönetilmemelidir!

Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren ve Cumhuriyet’i kuran aziz Türk Milleti’nin insan gibi yaşama talebi var! Bu milletin, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet yaşatma görevi ve sorumluluğu var!  Türk seçmeni, 24 Haziran’da Türkiye’de ‘dürüst ve şeffaf’ bir yönetimi gerçekleştirebilecek, Türkiye’nin dünyadaki imajını değiştirecek, ne kadar acı da olsa gerçekleri söyleyebilecek ‘İyi’ bir yönetici seçmeye mecburdur.

Kurtuluş Savaşı’ndan zaferle çıkan ve büyük bir dönüşümü gerçekleştiren Türk Milleti, 24 Haziran seçimlerinde de Atatürk’ten aldığı güçle Türkiye Cumhuriyeti’ne ve demokrasiye sahip çıkacaktır. Türk seçmeni, 24 Haziran’da ‘tek adam’ diktatörlüğünü tarihin karanlığına gömecektir. Türk Milleti, 24 Haziran’da oyunu;  ileri demokrasi, adalet, eşitlik,  barış, kardeşlik ve  ‘dürüst ve şeffaf’ bir yönetim özlemini gerçekleştirmek için kullanacaktır!

Bu makale 288 defa okunmuştur.