Ekonomide ‘büyüme’ gerçeği
Mehmet ÇARDAK Tüm Yazıları

Mehmet ÇARDAK

05-04-2018

Değerli okurlar! Ekonomi; kısaca, insanların yaşayabilmek adına ‘üretme’ ve ürettiklerini ‘bölüşme’ biçimlerinin ve bu eylemlerinden doğan ilişkilerin tümünü inceleyen bilim dalıdır. Ekonomi sözcüğü,  aşırı harcamalardan sakınma ‘tutum’ olarak da tanımlanmaktadır.   

Ekonomi biliminin kurucusu kabul edilen Adam Simit’e göre ekonomi, ‘servet’ bilimidir. Ünlü ekonomist, servet elde etmek için yapılan tüm çalışmaların ekonomi biliminin inceleme alanına girdiğini söylüyor. Aslında ekonominin öznesinde ‘üretme’ ve ‘bölüşme’ vardır. Ekonomik büyüme, ülkenin üretim hacmindeki bir artıştır. Dolayısıyla ekonomik büyüme sadece sayısal bir kavram olarak ele alınmaktadır. Oysa ekonomik kalkınma toplumun yaşam standartlarında, üretilen malların kalitesinde veya üretim organizasyonunda iyileşmeler yaşanan bir ortamı ifade etmektedir.

Ayrıca,  her uygarlıkta ekonomi, politika, yasalar, din, eğitim birbirine bağlıdır. Her biri ötekine dayanır ve oluş nedeni ötekilerine bağlıdır. Bütün bu güçler içinde ekonomi en önemlisidir, temel etmendir. Yapının temel direği, üreticiler olarak insanlar arasında var olan ilişkidir. İnsanların yaşama biçimini, geçimlerini sağlama biçimleri, belirli bir toplumda, belirli bir anda hüküm süren üretim biçimi belirler. Ekonominin tabi kanunları vardır. Bu kanunların dışına çıkarak nehri tersine akıtmak mümkün değildir.

Mesela; Hükümet yetkilileri,  Türkiye’nin 2017’de yüzde 7.4 büyüdüğünü söylüyor. Peki, ekonomi büyüdüyse neden halka yansımıyor? Çünkü hükümet üretime değil, ranta dayalı bir politika izliyor. Ekonomistler “büyüme gelir artışı ve istihdam demektir” derler! Ekonomileri büyüyen ülkelerde işsizlik azalır, halk daha rahat nefes alır. Çünkü cebe giren para artar, değil mi? Affedersiniz ama bu işte bir terslik yok mu? Hem büyüyoruz, hem de işçi, memur, çiftçi, esnaf ve emekli kan ağlıyor. Nasıl oluyor bu iş? Gerçek şu ki büyüme, iktidara sevimli görünerek devletten ve AKP’li belediyelerden nemalananlara yarıyor, halkın çoğu büyümeyi hissetmiyor!

Peki, ekonomi büyüyor da ne tarafa doğru ve kimlere büyüyor? Türkiye neden kalkınamıyor? Çünkü Türkiye üreterek değil, tüketerek büyüyor! Türkiye müteahhitler ülkesi olmuş; fakirler hep fakir, zenginler lüks içinde yaşıyor. Türkiye’de, kişi başına düşen gelir: 2016’da 10.807 dolardan, 2017’de 10.597 dolara gerilemiş. Önceki yıl 863 milyar dolar olan milli hâsıla, geçen yıl 851 milyar dolara düşmüş. Türkiye yüzde 7.4 civarında büyümüş ama vatandaşları fakirleşip, küçülmüş.

Komünist Karl Marks’ın dediği gibi, “iktisatta kural bellidir. Elini cebine attığında para yerine, şeyini tutuyorsan fakirsin…”. İktidarın ekonomide tek tutunduğu dal açıklanan bu büyüme rakamları. İnananı da var yani. Ülkede; gıda fiyatlarındaki hızlı artışın etkisi ile Mart ayında enflasyon yüzde 10.23’ü buldu. Elektrik, doğalgaz daha yeni zamlandı. Enflasyon çift haneye yerleşti;   Dolar 4, Euro 5,  benzin 6 liraya fırlamış ama büyüme 7.4 olmuş. Bu büyüme, suni büyümedir. Türkiye ekonomisi tepetaklak olmuş, yokuş aşağı iniyor. Ekonomi Bakanı Zeybekçi ise bu suni büyümeye ‘Muhteşem başarı’ diyor!

Siz hiç büyümesi hızlanırken işsizliği yükselen bir ülke gördünüz mü? Büyüme eğer böyle devam ederse Türkiye’de birileri şişmekten çatlayacak! Madem ki Türkiye ekonomisi 2017’de yüzde 7.4 büyümüş ve böylece dünya ekonomisinin yüzde 85’ini oluşturan G 20’de lider olmuşsun, neden ‘piyasaları rahatlatmak’ için 128 milyar liralık teşvik açıklıyorsun? Demek yüzde 7.4 büyüdüğüne iktidar da inanmıyor. Ülkede birilerinin büyüdüğü kesin de, acaba kim?

Bu ülkede, devletten ve AKP’li belediyelerden adrese teslim ihale alanlardan başka büyüyen var mıdır acaba? Adrese teslim alanların işleri açılıyor, ihale alamayanlar da işyerini kapatıyor. Affedersiniz ama AKP’nin ihalelerdeki  ‘fırsat eşitliği’ anlayışı bu mudur?

 

KENDİ AYAĞINA KURŞUN SIKMAK!

 

2017’de yüzde 7.4 olduğu iddia edilen büyüme vatandaşın ne aşına ne de işine yansımıştır. Çift haneli enflasyon, çift haneli işsizlik aynen sürüyor. Dolar cinsinden baktığımızda ise büyüme bir yana yüzde 1.35’lik bir küçülme söz konusudur. Vatandaşın refah düzeyinde herhangi bir artış yok! Vatandaşın çorbası borçla kaynıyor.

Hükümet yetkilileri “G 20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ülke biziz” diye övünüyorlar ama cari açığın milli gelire oranı yüzde 5.5 yükselerek, Türkiye’yi G 20 ülkeleri arasında zirveye taşımıştır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçen hafta açıkladığı verilere göre vatandaşın harcamaları yüzde 6.11, devletin tüketimi ise yüzde 5.01 artmıştır. Böylece hane halkı tüketim harcamalarının büyüme içindeki payı yüzde 59.1, devletin payı ise yüzde 14.5 olarak gerçekleşmiştir. İnşaat sektörü yüzde 8.9 büyürken hizmetler sektörü yüzde 10.7 büyümüş ve 2.3 puan katkı sağlamıştır. Büyümeye en büyük katkı hane halkı harcamalarından ve inşaat yatırımlarından gelmiştir. Özel ve kamu tüketim harcamalarının yüzde 7.4 büyümeye katkısı 4.4 puan olmuştur. Hane halkı tüketiminin katkısı 3.7 puan olurken, devletin katkısı 0.7 ile sınırlı kalmıştır. Net ihracat ise 4’üncü çeyrekte büyümeyi 3.1 puan aşağı çekmiştir. 2017’de yüzde 12.04 artan ihracat, büyümeye 2.5 puan katkı sağlamıştır. Ancak, artan ithalattaki yüzde 10.31’lik artış büyümeyi 2.4 puan aşağı çekmiştir. Böylece net ihracatın katkısı 0.7 ile sınırlı kalmıştır.

Stokta bekleyen ürünler son çeyrekte büyümeye 3.4 puan katkı sunmuştur. Ancak bu katkı talep daralmasına işaret ederken, stoklardaki artış 2018’de sanayinin daralabileceğini de göstermektedir. Teşviklerin etkisiyle yatırımların büyümeye yıllık katkısı ise 2.2 puan olarak gerçekleşmiştir. İnşaat yatırımları yüzde 12 artışla rekor kırarken, makine teçhizat yatırımları yüzde 0.7 artmıştır.

Kısacası, vatandaşın tüketimi 2017’de yüzde 17.7 artarak 1 trilyon 826 milyar 810 milyon liraya ulaşmıştır. Geçen yıl yapılan tüketim harcamalarının 790 milyar lirası hizmetler sektörüne yapılmıştır. 2016’ya göre artış 17.2 olmuştur. Harcamaların 191.6 milyar lirası dayanıklı tüketim mallarına gitmiştir. Beyaz eşya ve mobilyada KDV ve ÖTV indirimlerinin etkisiyle tüketim mallarına yapılan harcamalarda yüzde 24.1 artış görülmüştür. Temel ihtiyaçlar için yapılan harcamalar ise yüzde 17.2 artışla 646 milyar lira olmuştur. Yarı dayanıklı mallar için ise 199 milyar lira harcanmıştır.

İşin özü: Türkiye’nin ekonomisi geçen yıl üretim artışı sonucu yüzde 7.4 büyümemiştir. Yapılan harcamalara dayalı olarak büyümüştür. Ekonomide üretim artışı ve ürettiklerini bölüşme biçimi yoktur. Türkiye’de mutlu bir azınlığın daha da şişmesi vardır. Şişmanlık ise (Obezite) bir hastalıktır. Şişmanlık vücutta birçok hastalığa yol açar. Nitekim gayrimenkul satışlarında durgunluk yaşanıyor! İktidarın,  inşaat sektörüne dayalı kalkınma modeli çöküş sürecine girmiştir. Türkiye ekonomide Avrupa’nın en az 100 yıl gerisine düşmüştür.

7. Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde konuşan ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek “dövizle borçlanma’ uyarısı yapmıştır. İş dünyasına seslenen Şimşek, “Dünya borç batağında, faizler yükseliyor” diyerek uyarıda bulunmuştur. AKP’nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan yürütmenin başı ise, Mehmet Şimşek’e çıkışarak, “Bir insan kendi ayağına kurşun sıkar mı?” diyerek, Mehmet Şimşek’i suçlamıştır. E bize de artık  “Istıfıl olsunlar! Ne halleri varsa görsünler” demek düşüyor ama hükümet içindeki bu çatlak sesler ülke ekonomisine zarar veriyor. Tek adam yönetimindeki ülkede ekonomistlerin görüşlerine itibar eden yok. Yürütmenin başı ekonomideki kötüye gidişin sorumluluğunu ‘faiz Lobisi’nin üstüne atarak ve Mehmet Şimşek’in görüşlerine karşı çıkarak ön almaya çalışıyor.

Ama yürütmenin başı ne derse desin, Hazine Müsteşarlığı’nın verilerine göre, Türkiye’nin brüt dış borç stoku, 2017 sonunda, bir önceki yıla göre yüzde 12.1 artışla 453.2 milyar dolara çıkmıştır. Dış borç stokunun milli gelire oranı yüzde 53.3’e yükselmiştir. Türkiye’nin dış borcu rekora koşuyor. Bu tablonun affedilir yanı olabilir mi? Türkiye’yi borç batağına sürükleyenleri Allah affetse bile vatandaş affeder mi?

Sözü uzatmaya gerek yok! Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek görevinden derhal istifa etmelidir. Yürütmenin başı, ekonominin sorumluluğunu ‘tek başına’ üstlenmelidir. Boş lafla peynir gemisi yürümez! Emirle faiz inmez! Millet 2019’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar seyreylesin, görsün bakalım; Reis, Mehmet Şimşek’e çıkışarak, faiz lobisine çatarak ve ekonominin tabi kanunlarının dışına çıkarak nehri tersine akıtabilecek midir?  Seçimlere kadar halkın refah seviyesini iyileştirebilecek midir? Halep oradaysa arşın buradadır!

Reis, yurtta ve dünyada herkese savaş açarak değil, mütevazı olarak ülkesine ve insanlığa verdiği değer ve yarar oranında başarılı olabilir! Erken ya da zamanında yapılacak seçimlerde, sandık milletin önüne gelecektir. Belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri, milletvekilleri ve Cumhurbaşkanı milletin oyları ile seçilecektir. Hatırlatmakta fayda var: Seçmen; mutsuz edeni değil, huzur vereni seçer!

 

Bu makale 409 defa okunmuştur.