Türkiye çok erken seçime gidiyor!
Mehmet ÇARDAK Tüm Yazıları

Mehmet ÇARDAK

20-04-2018

Türkiye’de olağanüstü haller yaşanıyor. Türkiye bir türlü normalleşemiyor. Millet Türkiye’nin dört bir yanında Olağanüstü Hal’i protesto ediyor. Olağanüstü Hal yüzünden Türkiye, temel haklarda Avrupa’dan dev adımlarla uzaklaşıyor. MHP Lideri Devlet Bahçeli, 17 Nisan 2018 Salı günü Meclis Grup Toplantısındaki konuşmasında erken seçim çağrısı yaptı. Yürütmenin başı da erken seçimin 24 Haziran 2018 Pazar günü yapılacağını açıkladı. Türkiye çok erken seçime gidiyor. Erken seçim, iş dünyasını rahatsız eden belirsizliklerin ortadan kalkması açısından son derece yerinde bir tercihtir.

Aslında Cumhur ittifakında korku ve telaş var! AKP iktidarı Türkiye’yi yönetilemez hale getirmiştir. AKP ve MHP mecburiyetten seçime gidiyor. Çünkü Suriye gerilimi ve ekonomik endişeler dövizi zirveye taşıyor. Türkiye ekonomisinin aşırı ısınması nedeniyle Türk Lirası değer kaybediyor. İktidarın açıkladığı 135 milyar liralık teşvik paketi de piyasaların ateşini düşüremiyor. İktidar, ekonomik çöküşü önleyemiyor. Ekonomi yönetiminde vizyon yok!

Özellikle de Ortadoğu’da yaşanan ABD-Rusya gerilimi ve Suriye’deki belirsizlik ekonomik deprem yaratıyor. ABD Doları 4.19’la, Euro 5.19’la tarihinin zirvesini gördü. Döviz Borsası’ndaki hızlı yükseliş, Borsa İstanbul’da sert satışlara yol açıyor. Borsa düşüyor. Türkiye fakirleşiyor. Tüm sektörlerde kriz korkusu var! iktidar ekonomik krizden korkuyor. Bu korku yüzünden çok erken ve hızlandırılmış erken seçime gidiyor.

Aslında ekonomideki yangının sebepleri bellidir: Rusya – ABD gerginliği ile Akdeniz’de artan savaş korkusu, ekonomideki yangını daha da körüklüyor. İşsizlik, yüksek cari açık ve enflasyon endişe yaratıyor. Merkez Bankası’nın, üzerindeki siyasi baskı nedeniyle hareket alanı sınırlanıyor. Faizler düşmüyor.

Ve en önemlisi de şirketlerden art arda gelen borç yapılandırması talepleri piyasaları ürkütüyor. Ekonomideki bu olumsuz gelişmeler iktidarı da korkutuyor. Aslında çok erken seçim kararı alınmasının sebebi ekonomide kötüye gidiştir. Ama korkunun ecele faydası yoktur.

 

TEMİZ TOPLUM YARATMAK

 

Ekonomi dünyasında olağanüstü haller yaşanıyor! Aslında tüm ekonomik sorunların temelinde siyasi sebepler var! Türkiye’de din-siyaset, din-ticaret ilişkisine sınır getirilemiyor. Şu an itibariyle yapılması gereken derhal Olağanüstü Hal’in kaldırılmasıdır. Ama Meclis Olağanüstü Hal’i 7 kez. üç ay daha uzattı. Türkiye, olağanüstü Hal şartlarında çok erken seçime gidiyor.

Türkiye yol yakınken “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden vazgeçmelidir. İktidar “kuvvetler ayrılığına” dayanan parlamenter sisteme dönmelidir. Türkiye’de yargı bağımsızlığı ile hukuk güvenliği sağlanmalıdır. Aksi takdirde Türkiye ekonomisi tarihinde görülmedik derinlikte ve şiddette bir ekonomi krize doğru sürüklenebilir.

Bu krizin asıl sebebi, Olağanüstü Hal kaynaklı siyasi baskılar ve hukuk güvenliğinin ortadan kalkmasıdır. Türkiye’nin Suriye’de tıkanıp kalması, ülkeyi yönetenlerin kötü kararları yüzündendir. İktidarın Suriye politikası çökmüştür. Bir devletin zenginliği ve gücü; ne pamuğu, ne pancarı, ne altını ne de ipliği ile ölçülür. Devletin zenginliği ve gücü; en önce gerçek devlet adamlarıyla ölçülür. Devlet adamı ise; ne kadar acı da olsa gerçekleri söyleyebilen adamdır. Devlet adamı, devletin hizmetkârıdır.

Devlet adamları ‘istikrar’ deyince, kendilerinin daima kendileriyle halef-selef olmalarını anlamamalıdır. Bir devlet adamının kalbi kafasında olmalıdır. Devlet adamları liyakatli ve ahlaklı olmalıdır; ülke çıkarlarını şahsi ve parti çıkarlarının üstüne çıkarmalıdır. Dünyada güzel ahlaktan daha üstün bir liyakat yoktur. Devlet hizmetinde olanlar maaş dışında para kazanmamalıdır. Devlet Hazine’sini yönetenler garibin hakkına el uzatmamalıdır. Vatandaşın vergisi, vatandaşın hayatını güzelleştirmek için kullanılmalıdır.

Ahlak, cemiyetin temelidir. Ahlakın olmadığı bir yerde kanun bir şey yapamaz. Ahlaklı insan basit ve dürüsttür, kişisel gururu yoktur. Üstünlüğün en büyüğü, güzel ahlaktır. Ekonomi geçimin, güzel ahlak da dinin yarısıdır.

Dolayısıyla da Türk seçmeninin hedefi: güzel ahlaklı insan ve ‘Devlet Adamı’ seçmek olmalıdır. Türkiye’nin kurtuluşu için tek çare, demokrasidir! Çünkü Cumhuriyet erdemli insanların yönetimidir. İyi bir lider her iki tarafa da yakın olmak zorundadır. Türk seçmeni 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde iyi bir lider seçmelidir. Çünkü sandık, demokrasinin düğün günüdür.

 

SAVAŞ VE BARIŞ

 

Ortadoğu’da ve dünyada olağanüstü haller yaşanıyor! ABD ve işbirlikçileri Suriye’ye saldırıyor. Suriye’de 7 yıldır süren yangın, dünyayı sarmak üzere. ABD Başkanı Trump ve Rusya Lideri Putin sokak kabadayısı gibi kavga ediyorlar. Doğu Akdeniz’den savaş çığlıkları geliyor. Dünya savaş korkusu yaşıyor.

Savaş, insanların egoları, paylaşma duygularının kıtlığı ve aç gözlülüğü yüzünden çıkar. Tarihe bakıldığı zaman görülecektir ki, savaş insanın yakıp kavuran en kötü gerçeğidir. Tarihte büyük savaşların hep bu nedenlerden dolayı çıktığı görülmüştür. Savaş; korku ve sefaletten başka bir şey vermez; yakar, yıkar, öldürür, yok eder! Siz savaşla ilgilenmeseniz de savaş sizinle ilgilenir. Savaş inanları öldürür, barış ise yaşatır! “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözü, ilk defa Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, önderi, İstiklal Savaşı’nın kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 20 Nisan 1931’de söylenen ve Anayasa’da yer alan Türkiye’nin temel dış politika ilkesidir.

Bu ilke, dünyada olabilecek herhangi bir rahatsızlığın herkese zarar verebileceğini, bu yüzden de milletin diğer milletlerin sorunlarına kayıtsız kalamayacağını ifade eden Atatürkçülüğün bütünleştirici ilkelerindendir. Atatürk’ün bu ilkesinin ortaya koyduğu asıl gaye, dünya insanlığının tümünün barış ve huzur içinde yaşamasını temin etmektir. Adından da anlaşıldığı gibi Atatürkçü düşünce sisteminin temel taşlarından olan bu ilkenin amacı yurt içinde ve yurt dışında sürekli bir barış ortamının sağlanmasıdır.

Dünya üzerinde huzur ve güven ortamının sağlanmasına Atatürk tarafından çok önem verilmiştir. Çünkü dünya barışı sonucu ortaya çıkan huzur ve güven ortamının, ülkelerin ve milletlerin gelişip kalkınmasına hizmet edeceği düşünülmektedir.

Diğer bir deyişle dünya milletlerinin kalkınıp güçlenebilmesi ancak ve ancak dünya barışı sonucunda ortaya çıkabilecek huzur ve güven ortamı ile sağlanacaktır.

Hatırlatmakta fayda var: ülkemizde, bölgemizde ve dünyada savaş çıkarsa, ortada huzur ve güven kalmaz. Huzur, güven ve barışın olmadığı bir coğrafyada ekonomik kalkınma da olamaz! Savaş bulduğu ülkeyi bir daha bırakmaz! Savaş, kimin haklı olduğuna değil, kimin güçsüz olduğuna karar verir. Savaş yalnız sınırlarda olmaz. Savaş, bir milletin topyekûn ateşe girmesidir. Savaşlar, yaşlı adamlar için genç adamların çarpışmasıdır. Savaşın iyisi, barışın kötüsü olmaz. Kötü bir barış, iyi bir savaştan daha iyidir. Barış, her şeyi hazmeden mutluluktur.

Mutluluk için ise yeni yüzler, yeni hedefler, yeni bir dünya kurmak lazım! Çünkü insanlar adil, özgür, eşit, saygılı ve güçlü bir dünyada yaşamak istiyor! İşte bu yüzden 24 Haziran 2018 Pazar gününü demokrasi şölenine çevirmek seçmenin elindedir. Türk seçmeni; mutsuz edenleri değil, huzur verenleri seçmelidir. Çünkü Türk milleti; olağan halde, barış ve huzur içinde kardeşçe yaşamayı hak ediyor!

Bu makale 323 defa okunmuştur.