Türkiye’nin geleceği!
Mehmet ÇARDAK Tüm Yazıları

Mehmet ÇARDAK

12-07-2018

Saygıdeğer Okurlarım! Dünya haritası üzerinde ‘Yeni Türkiye’ diye bir ülke yok! Cumhuriyetimiz; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti’dir. Gelişmeye açık ancak numaralandırmaya kapalıdır.

Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 24 Haziran’da gerçekleşen seçimde; Türk vatandaşları arasından ve halk tarafından Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı görev süresi beş yıldır. Anayasamıza göre, en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Temmuz 2018 Pazartesi günü Meclis’te yemin edip Cumhurbaşkanlığı mazbatasını almasıyla birlikte Türkiye ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne resmen geçmiştir. Erdoğan akşam da kabinesini açıklamıştır. Erdoğan ‘başkan’ değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanıdır.

                Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı yeni kabine bir hayli ilginçtir;  Tur şirketi sahibi Turizm Bakanı, özel okul sahibi Milli Eğitim Bakanı, TOKİ Daire Başkanı Çevre ve Şehircilik Bakanı, özel hastane sahibi Sağlık Bakanı, uluslararası sermayeli gıda şirketi genel müdürü Tarım Bakanı, alt yapı şirketinin genel müdürü Ticaret Bakanı, darbecilere esir düşen başarısız Genelkurmay Başkanı Milli Savunma Bakanı ve Türkiye’nin sanayi politikasıyla ilgisi olmayan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sanayi Bakanı yapılmıştır. Kısacası, Cumhuriyet; Devletten ‘Türkiye A.Ş.’ye dönüştürülmüştür.

Hatırlatmakta fayda var: Doğru söz, işine gelmeyenin zoruna gider. Olsun! Biz doğruları yazalım da kim ne söylerse söylesin.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis önünde;

“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refah, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanma ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine ant içerim” diye yemin etmiştir.

                Cumhurbaşkanının andı;  Cumhurbaşkanı sıfatıyla, anayasal görevlerini yapma konusundaki söylediği sözünü, namusu ve şerefini zikrederek kuvvetlendirmesini ifade eden çok değerli bir metindir. Bu sözler, çok değerlidir.

Devletin varlığı ve bağımsızlığı önemli bir değerdir.

Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü hayati değerdedir.

Milletin kayıtsız ve şartsız egemenliği vazgeçilmez değerlerdendir.

Hukuk üstünlüğü ciddi bir değerdir.

Demokrasi çağdaş bir değerdir.

Atatürk ilke ve inkılâpları çok değerlidir.

Laik cumhuriyet ilkesi önemli bir değerdir.

Milletin huzur ve refahı bir değerdir.

Milli dayanışma en çok ihtiyaç duyulan bir değerdir.

Adalet en önemli değerdir.

İnsan hakları temel değerlerdir.

Temel hürriyetler insani değerlerdir.

Şan ve şeref çok önemli değerlerdir.

Tarafsızlık bir değerdir.

 Cumhurbaşkanı Erdoğan;  Cumhurbaşkanı sıfatıyla, bu değerleri koruyacağına, bu değerlere bağlı kalacağına, bu değerlerden ayrılmayacağına ve üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücüyle çalışacağına Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda söz vermiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan kamuoyu önünde 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacağını da söylemiştir.

Aslında 24 Haziran seçimlerinde, Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olan Erdoğan 26.331.000 seçmenin oyunu almıştır. Bu oylar, 59.351.328 olan toplam seçmen sayısının yüzde 44.3’üne tekabül etmektedir. Diğer bir deyişle,  Cumhurbaşkanı Erdoğan,  seçmenlerin %55.7’sinden oy alamamıştır. Dolayısıyla da Erdoğan’ın,  81 milyonun Cumhurbaşkanı olması kolay değildir; olsa olsa Milliyetçi ve siyasi İslamcı Türklerin ‘Başbuğ’u olabilir.

Çünkü 24 Haziran seçimlerinde,  bundan tam 98 yıl önce İstanbul’daki Osmanlı Sarayı’ndan alınıp Ankara’da yeni açılan Millet Meclisi’ne verilen yetkiler, Türkiye Cumhuriyeti kalplerinde kök salmamış Milliyetçi ve siyasi İslamcı Türkler tarafından Meclis’ten alınıp tekrar Ankara/Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na iade edilmiştir.  Böylelikle Erdoğan’ın ‘Tek Adam’ projesi uygulamaya geçmiştir. Türkiye, tek kişinin ağzından çıkan sözlerin bir kararname ile kanun haline getirildiği döneme girmiştir. Türkiye’nin geleceği tehlikededir!

Ama Milliyetçi ve siyasi İslamcı Türklerin anlayamadığı ya da anlamak istemediği bir gerçek var: Ekonominin ‘arz ve talep kanunu’ var! Başbuğun emir ve komutası ile işler düzelmez; yapısal reformların yapılması, üretimin artması, dış kaynak sağlanması gerekir. Dış kaynak için ilk şart güvendir, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığıdır. Bu yeni düzende hukukun üstünlüğü, demokrasi, Atatürk ilke ve devrimleri, laik Cumhuriyet prensipleri yoktur. İşte bütün mesele budur.   Şimdiden Türkiye’yi çok daha zor günlerin beklediğini söylemek sanırım kehanet olmaz!

Yine hatırlatmakta fayda var: Namus, toplum içinde onur ve ahlak kurallarına sıkı sıkıya bağlılıktır; doğruluk, dürüstlük, erdemlilik ve ahlaklılıktır. Şeref; onura erişen yüreklilik ve yetenekle elde edilmiş ündür. Yemin ise, bir işi ne olursa olsun yapmak için söz vermektir. Bu yüzden, bu fani dünyadaki şerefle bitirilmesi gereken en ağın görev, hayattır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, görev süresince yeminine sadık kalması için O’nu şiddetle takip edeceğiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın namusu da, şerefi de çok önemli ve değerlidir. Cumhurbaşkanına her zaman yeminini hatırlatmak asli grevimiz olacaktır. Erdoğan’ın, 81 milyonun cumhurbaşkanı olduğunun bilinciyle milletimize layık olmaya çalışıp çalışmayacağını yaşayarak göreceğiz. Her türlü hak ve özgürlükten, ülkemizin zenginliklerinden, köken, inanç, meşrep, bölge, şehir, farkı olmaksızın vatandaşlarımızın yararlanmasını sağlayıp sağlayamadığını test edeceğiz.

Dahası da var: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin; ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirip getiremeyeceğini de takip edeceğiz. Yeni sistemin, 95 yıllık Cumhuriyetimizi yeni bir yönetim anlayışı ile şahlandırıp şahlandıramayacağını anlayacağız. Milletimizin Ak Parti iktidarına sağladığı bu imkânın en iyi şekilde güçlü Meclis, güçlü hükümet, güçlü Türkiye için yola koyulup koyulmadığını izleyeceğiz.

 

TÜRKİYE HEPİMİZİN!

 

Bu ülkede insanların herhangi bir sebepten ötürü dışlandığı, ötekileştirildiği, zulme maruz kaldığı dönemlerin inşallah bir daha geri gelmemek üzere geride kalması ve inşallah yeni dönemde ülkemizin ‘Sosyal Devlet’ niteliğini çok daha güçlü hale getirmesi dileklerimle aziz Türk Milleti’ne sesleniyorum: özgürlüğünüzün son günlerini yaşamaya devam edin.  Gülün, eğlenin, denize, tatile gidin; oyalanın, cebinizin, malınızın, arabanızın, paranızın kıymetini bilin. Çünkü Meclis ya da bağımsız kurullar tarafından denetlenemeyecek ‘Türkiye A.Ş.’ her an iflas edebilir, tasfiyeye tabi tutulabilir.

Uyan ey vatandaş! Baban giderse dağın gider, anan giderse bağın gider;  eşin, yoldaşın giderse aşın, ekmeğin gider. Ama ‘vatan’ giderse’ her şeyin gider! Unutma ki, Türkiye geleceğimizdir. Türkiye Erdoğan Ailesi’nin değil, hepimizindir!

Bu makale 196 defa okunmuştur.