BİR OY’dan DAHA DEĞERLİ
Necmettin Çalışkan Tüm Yazıları

Necmettin Çalışkan

21-06-2018

Bir kampanya dönemi daha sona erdi. Yazıldı, çizildi, konuşuldu. İttifaklar kuruldu. Herkes kendi davasının ve partisinin ne kadar iyi olduğu hakkında güzellemeler yaptı. Arada karşılık suçlamalar olsa da herkes kendini anlatmaya çalıştı.

Hükümet yetkilileri, kendi dönemlerinde yapılan yol, köprü, stadyum, cezaevi, hastane ve tünelleri anlattı durdu. Şimdiye kadarki en başarılı hükümet olduklarını, daha iyisinin gelemeyeceğini söylediler vatandaşa. Ama seçmeni ikna için, bunlar yetmiyordu anlaşılan ki hızlarını alamadılar kendi dönemlerinden önce yapılan birçok eski tesise de sahip çıktılar.

28 Şubat'ta yaşanan görüntüleri can simidi olarak kullandılar, biz gidersek böyle olacak dediler. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıp durdular. Yıllarca beraber iş tuttukları hainlere hesap sorma adına, masumlara zulmettiler.

Din adamlarını ve kanaat önderlerini bile "biz gidersek aç kalırsınız, avantalarınız kesilir" diye korkuttular. Onlar da sırayla biat ettiklerini açıkladılar ayet ve hadisler eşliğinde.

Yola çıktıkları arkadaşların büyük bir bölümünü ihanetle suçladılar, saf dışı bıraktılar. Eski Cumhurbaşkanına adam/asker gönderdiler, seçilmiş Başbakanı azlettiler, belediye başkanlarını süresi dolmadan görevden aldılar.

Gözlerindeki merteğe bakmadan “Millet İttifakını” hainlikle ve aymazlıkla, ülkeyi FETÖ'ye PKK'ya satmakla suçladılar.

Üniversitelerin sayısını artırmakla övündüler. Ama bu yerlerdeki kaliteyi bir türlü artıramadıklarından söz etmediler.

Devletin bütün imkânlarını sınırsızca kullandılar. Her yere uçaklarla, helikopterlerle siyah Mercedeslerle çıkartma yaparak gövde gösterisi yaptılar. Bunlara gerek olmadığını masrafların milletten çıktığını söyleyenlerin eleştirilerini de duymazdan geldiler.

Medyada tek ses, tek görüntü haline geldiler. Haberleri istedikleri gibi manipüle ettiler. Yalan haber yapan ülkeler sıralamasında da ülkemizi en tepeye oturttular.

Ülkede her şeyin ne kadar tozpembe olduğunu bir türlü anlatmakla bitiremediler de bitiremediler. Ama hiç ekonomiden, eğitimden, kültürden, sanayiden ve teknolojiden bahsetmediler. Bahsettikleri yalnızca savaş teknolojisiydi, o da montajcılıktı. İleri teknoloji konusunda dışarıya bağımlı olduğumuzu hiç gündeme getirmediler.

Yetmedi muhalefet partilerinin pankartlarını indirdiler, yollarını kestiler, hatta dövdüler, yaralıları hastaneye götürecek ambulansı bile engellediler. Bayram ağzı istenmedikleri yere zorla girdiler, dükkân bastılar, savaşta bile dokunulmayan hastanede iki adam öl(dü)...

Kendilerinden olmayan herkese kulp taktılar, aşağıladılar, hakaret ettiler. Temel Başkanın eline rakı bardağı tutuşturdular. İnce’ye camide bisiklet sürdürdüler. Akşener’i Fetöcülükle suçladılar.

Özelleştirme adı altında ülkenin varlıklarını teker teker elden çıkardılar, yandaşlara peşkeş çektiler. Günü kurtarma mantığını hiç bırakmadılar. Ee deniz bitti. Satacak bir şey kalmadı. Bundan da bahsetmediler. Varlık Fonu kurup "paramız da itibarımız da kalmadı, siz şu tesisleri-kurumları ipotek görün" kredileri öyle verin dediler. En çok tüketilen gıdalardan olan Patates ve soğan fiyatlarının artışını bile dış güçlere bağladılar.

Ülkeyi bir mülteci ve kriz üssüne çevirdiler. Savaşı her an ensemizde hissetmemize neden oldular. Hendek olaylarını yaşattılar. Kobani’de, Oslo’da, Suruç’ta, Roboski’de, Astana’da neler olduğunu hep sakladılar.

Yedi düvele karşı mücadele ediyoruz dediler. Ama ABD ve İsrail ile yapılan hiçbir anlaşmayı iptal etmediler. AB’yi hainlik ve çifte standart yapmakla suçladılar. Ama AB üyeliği için de verilmedik taviz bırakmadılar. Dizilerle duyguları sömürdüler, tarihi istismar ettiler, mehterlerle gazladılar, ayakta uyuttular.

Vergi yükünü hep memura, işçiye ve esnafa yüklediler. Yeni kaynaklar bulmak yerine var olanı tükettiler. Döviz kurlarını ve akaryakıt fiyatlarını bir türlü kontrol edemediler. Orta doğunun göbeğinde birkaç kilometre ötede su fiyatına satılan benzini fahiş fiyatlarla vergilendirdiler.

Hep istikrar dediler. Erken seçim ihanettir dediler, ama ülkede son 5 yılda 4 seçimi de onlar yaptılar.

Adliye saraylarını zihnen ve bedenen işgal ettiler. Suç ve ceza dengesini değiştirdiler. Hep umut vaat ettiler, ama umutları tüketmekte de oldukça maharetli çıktılar.

Başörtüsü sorununu çözdüler ama değerlerimizin yozlaşmasını engelleyemediler.  İçki, kumar, fuhuş, yolsuzluk, adam kayırma, faiz ve zülüm dönemlerinde kat kat arttı.

*

Sandığa gittiğinizde ülkede yaşanan her gerginliğin, savaş psikolojisinin, sürekli birilerini düşman görmenin ve krizin kimi güçlendirdiğini unutmayın.

Tüm gücü elinde bulunduran aynı zamanda mazlum ve mağdur mu olur? diye düşünün. 16 yıldır iktidar olup sürekli muhalefet yapmanın mantığını düşünün. Her mesele için dert yanıp hiçbir aksiyon alınmadığını unutmayın.

Kudüs’ü, Mavi Marmara'yı ve her seçimde tekrarlanan Gazze'de havai fişek edebiyatını hatırlayın. Meydanlarda miting yaparak ağzınıza bir kaşık bal çalarak İsrail’e lojistik yollarını kapatmayanları unutmayın.

Daha iyi bir geleceği hak ettiğinizi hatırlayın.

Çocukların ve gençlerin geleceğinin elinizde olduğunu hep aklınızda tutun.

*

Artık Meclis’te Saadet de olmalı. Bu seçimde baraj sıfırlandı. Saadetin söz sahip olduğu Meclis’in ülkenin yararına olacağını unutmamalıyız.

Ülkenin temcit pilavı gibi ısıtılıp önümüze konan eski günlerden çok, geleceğe ihtiyacı var.

Gelecek Saadet’li günlerde.

Bu makale 366 defa okunmuştur.