EĞİTİMDE YAZ-BOZ
Necmettin Çalışkan Tüm Yazıları

Necmettin Çalışkan

09-04-2018

Bu köşede kaleme alınan yazılar bir kısım insanlar tarafından sadece hükümete, konuta ve saraya saldırıymış gibi algılanıyor. Oysa derdimiz kronik vaka haline gelmiş sorunlara parmak basmak ve farkındalık oluşturmaktır. Şakşakçılıkla, her şeyi doğru kabul ederek vatanperver; yanlışları dile getirerek vatan haini olunmaz.

Dost acı söyler demişler. Biz de elimizden geldiğince "dost" kalmaya devam edeceğiz. Bu çerçevede bugün biraz da -siyasetin dışına çıkmaya çalışarak- kronik bir sorundan eğitimden söz edeceğiz. Hemen her platformda konuşulan, birilerinin kafa patlatırcasına sözler sarf ettiği ama netice itibariyle sıfıra sıfır elde var sıfır olan, çok da bir değişimin olmadığı noktadayız.

Günümüzde eğitimin sorunlarının başında; planlama ve müfredat gelmektedir. Ne hikmetse ne zaman eğitimde sorunlar akla gelse, sadece müfredat ve sınav sisteminden bahsedilir. Bunun dışında fiziki şartlar ve öğretmenin niteliksel durumu vb. hiçbir konu gündeme gelmez, geçiştirilir.

Öncelikle fiziki şartlar konusunda belli bir mesafe alındığını söylemek de yarar var. Ancak yapılanların iyi olmakla beraber yeterli olmadığı da açık

Bu konuda uygulayıcıların günü kurtarmak adına ortaya koydukları plan ve projelerin güdük kaldığı, kaliteli ve uzun vadeli çözümler içermediği açık. Geleceğin planlanmadığı açık.

Okulların daha fonksiyonel, öğrencinin fiziksel ve ruhsal sağlığına ve gelişimine katkısı olacak yapıda olması elzemdir.

Tüm gün eğitime geçileceği iftiharla açıklanırken kimsenin de çıkıp okullar fiziken buna hazır mı? diye sormaması da çok ilginç.

Eğitimden bahsederken öğretmenin konuşulmaması olmaz.  Ataması, niteliği ve denetimi noktasında çok ciddi eksikler var. Öğretmenin alan bilgisi yeterli mi? Kültür düzeyi iyi mi? iletişimi nasıl? Bunlar ya hiç gündemde değil ya da uyduruk "hizmet içi seminerler yapıldı" görüntüsü veriliyor. Seminerde eğitmen muhtemelen alacağı ücreti hesaplarken, öğretmen bunu angarya görüyor ve ilgisiz kalıyor.

Bugün öğretmenler; veli ve öğrenci ile idarecinin baskısı altında, toplum nezdinde itibarsızlaştırılıyor. Öğretmene, öğrenciler ve veliler not veriyor. Bunun ne faydası var anlamak mümkün değil. Siyasi manevra mı yapılıyor?  Yoksa tribünlere mi oynanıyor?

Sen öğretmeni veliye teslim edip, "öğrencin senin hakkında ne diyor?" dersen işte bugün gördüğümüz öğretmene şiddet manzaraları ortaya çıkar. Uygulama, sadece ve sadece öğretmenlerin öğrenci üzerindeki saygınlığını yitirmesine sebep olur. Eğitim tabii ki denetlenmeli, ama bu teftiş üst/uzman makamlarca ve kurallara göre yapılmalı.  

Atama konusu da ayrı bir dert yumağı. Son yıllarda yapılan atamalarda adaletsiz bir dağılım var. Bazı bölümler 55-60 puan ile atanabiliyorken, bazı bölümlerde 80-85 alıp da atanamayanlar var.

Atanamadığı için başka mesleklere yönelmek zorunda kalarak heba olan veya intihar edenler bile var. Nüfusun artmasını istemek sosyo-ekonomik açıdan bir yarar sağlayabilir ama bu nüfusu istihdam edecek zekâya ve plana da ihtiyaç var.

Sosyal Bilgiler, Tarih, Türk Dili ve Edebiyatı ve Felsefe gibi branş derslerinde de atamalar gün be gün azalmaktadır. (Bu verilere MEB’in sayfasından kolaylıkla ulaşılabilir.) Bu bölümlerden gençler mezun olmaya devam ediyor. Peki çözüm? Sıfır.

 Eğitim bir bütündür. Bu nedenle Türkçe, Matematik ve Fen branşlarına ağırlık verilip diğerleri ihmal edilerek tek kanatlı kuşa çevrilmemeli. Temeli sağlam atılmayan bir eğitimin verimli ve yeterli olmayacağı aşikârdır.

Ayrıca atama kriterleri de gözden geçirilmeli. Bireyleri ayrıştıracak ve fişleyecek bir mülakat mantığından vazgeçilmeli. Hak ve adalet kıstas olmalı.

Eğitimin sorunları bu kadar mı? Diyecek siniz Tabi ki hayır.

Dr. Necmettin ÇALIŞKAN

Bu makale 195 defa okunmuştur.