Mutluluğun Yolu İmardan Değil, İmandan Geçer
Necmettin Çalışkan Tüm Yazıları

Necmettin Çalışkan

18-04-2018

Geçen hafta tarihini anlattığımız Diyarbakır izlenimlerimizi, güncel gözlemlerimizle noktalayalım.

Diyarbakır, sekülerleşmeden nasibini fazlasıyla almış bir şehir. Geniş yollar, yüksek binalar, lüks kafe ve restoranlar batı kültürünü beraberinde getirmiş. Buna üç örnek vererek açıklayalım.

Birincisi eski yıllarda görmeye alışık olmadığımız, devlet destekli kumar düzeneği; “iddia” bayii hayli yaygın. Diyarbakırlı Tarım Bakanı’nın gayretiyle 2009 yılında çok büyük bir hizmet (!) olarak at yarışları yapılan Türkiye’nin en büyük hipodromu yapılmış.

***

İkinci olarak, bölgede PKK uzantısı parti HDP; “eş başkanlık” hikâyesiyle kadını sahaya çekmiş. Partinin il, ilçe ve belediye başkanlıkları gibi makamlarında eş başkan var. Seçilmiş belediye başkanı erkekse, karşı cins kadın eş başkan. Böylece kadın, hayatın her alanında kendini gösteriyor. Bunun sonucu olarak genç nesilde geleneksel klasik Kürt giysisi kuşaklı elbise yok. Yerine çağdaş (!) görünümlü baş açık, kot pantolon ve tişört var. Sokakta tesettürlü bayan görmek neredeyse hayal.

Üçüncü olarak, HDP bölgede Kürt ırkının tüm fertlerinin özgürlük mücadelesi veren bir “milli mücadele” örgütü olarak görülüyor. Çok dindar insanlar bile bu hareketi kendine has gerekçelerle bir şekilde savunuyor veya sempati duyuyor.

Şehirde tabelalar genelde Kürtçe. İktidar sempatizanı İslamcı STK’lar, bunu iktidarın bahşettiği büyük  (!) bir kazanım olarak görüyorlar.

PKK on yıl önce bugünkünden çok zayıftı. Oyları yüzde 40 civarında iken şimdi yüzde 80’e ulaşmış.

AB desteği ve devletin muhatap almasıyla çok sayıda STK açılmış. Filan Mahallesi Eğitime Destek Derneği, Özgür Yurttaş derneği…

Kobani ruhu canlı tutulmaya çalışıyor. Billboard reklamlarıyla “Zekat ve fitrelerinizi Kobani’ye gönderin” afişleri dikkat çekiyor. Kobani Kürtlerin ezilmişliğinin sembolü olarak kullanılıyor.

Şehrin ruhunda binlerce yıllık tarihi ve Dicle ırmağı var. Lezzetli gördüğünüz her gıdada sebep olarak Dicle Irmağı’nın suyu gösteriliyor. Adana ile şöhret bulan karpuz meğer Dicle suyuyla sulanan Diyarbakır karpuzuymuş.

***

Bölgede en güvensiz kesim kim derseniz, “güvenlik güçleri” derim. Çarşı-pazarda halktan kimse tedirgin değil. Kavşakların “toma” dolu olduğu şehirde asker-polis teyakkuz halinde. Sanki bölgeye gönderilen güvenlik güçleri, temiz gençlerden seçilmiş. Sakallı, kot pantolonlu, tişörtlü ve elinde ağır silah. Savaş havasına rağmen şehirde hiç asayiş kontrolü yok. Sanki sadece polisler yabancı, halk mutlu ve birbiriyle uyumlu. Bölgede ekonomik çöküş yaşanıyor. Esnafın işleri durgun, turist gelmiyor, nakliyeciler korkuyor, oteller boş. Köy ve mezralardan zorunlu olmadıkça şehre inilmiyor.

Diyarbakır’da Suriyeli mülteci az. Sebebi ise ırk ayrımı ve bölüşecek ekmek olmayışı.

Memur kesimi ise doksanlı yıllarda devlet, asker polis ve memuruna sahip çıkıyordu,   şimdi sahipsiz diyorlar.

***

Halk son dönemdeki terör olayları ve çatışmalarla ilgili olarak doksanlı yıllardaki “jitemci devlet” dönemine geçildiğini söyleyerek yöneticileri suçluyor. “Barış süreci devam ederken birden bire niye hava bombardımanı başladı” diyorlar. Seçim sonuçlarının barışı bitirdiğini ve bazı kamu görevlilerinin halkı devlete karşı tahrik ederek yangına körükle gittiği iddiasındalar. Aksi örnek olarak da, bölgede bir Tugay komutanının “birilerinin hatırı için vatandaşımı öldürmem” diyerek istifa edişi herkesin dilinde… Özetle “sahte bahar” tıpkı Arap baharı gibi kısa sürdü, çözüm süreci (!) sil baştan.

Bölgede sadece il müdürleriyle temsil edilen ve sembolik anlamda varlığını sürdüren devlet, bir süredir terk ettiği otoritesini yeniden sağlamaya çalışıyor.

Şehirlerin yol, su, köprü ve elektrik ihtiyaçlarını gidererek sorunlara ancak yüzeysel çare üretilmiş olur. Problemlerin köklü çözümü sağlam ve kalıcı politikalarla mümkündür. Unutulmamalı ki, mutluluğun yolu imardan değil, imandan geçer. İş işten geçmeden bölgeye ilişkin politikalar yeniden gözden geçirilmeli ve kanaat önderleriyle yapılan istişarelerle insanları kucaklayıcı, bütünleştirici ve sorumluluk bilinci taşıyan politikalar üretilmelidir.

Bu makale 72 defa okunmuştur.