DOLAR 15,8769 0.2%
EURO 16,8435 -0.21%
ALTIN 945,160,54
BITCOIN 466970-3,52%
Hatay
15°

AÇIK

12:37

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Burcu Ezdeşir

Burcu Ezdeşir

18 Mayıs 2022 Çarşamba

Kendine Şefkat

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hatalı olduğumda da şefkat görmeye değerim…

İnsan başkası hata yaptığında daha kolay affediyor, kendi hatasına kıyasla. Bir yanlışı görmezden gelip, yüksek kredi tanıdığı, birçok dostu varken söz konusu kendi olduğunda oldukça acımasız eleştiriyor oysaki… Ben iyiysem herkes iyi, ben kendime yetersem herkese yeterim, ama ben kendimden vazgeçersem; kimseye faydam dokunmaz! O halde şefkat kurtarıcım olur, kendine şefkat.

Herkesin acıyı yaşama şekli farklıdır. Kimi içine kapanır, kimi ağlar, kimi kaçar, kimi yüzleşir… Peki, ya siz? Siz acıyı nasıl yaşarsınız? Yüzleşir ya da kaçar mısınız? Verdiğiniz tepkileri bilmek, süreci nasıl yönettiğinizdir. Başkasına verdiğiniz tepkiler gibi mi yaklaşırsınız kendinize de? Ağır, acımasızca yaklaşıyorsan sadece, şefkat duymuyorsun demektir kendine. O hâlde şefkati öğrenelim, kendine şefkati öğrenip, kendimizi daha çok sevelim…

Öz-şefkat; kişinin kendine de sevdiği birine davrandığı gibi davranmasıdır. İhtiyacı olan desteği, şefkati ve anlayışı kendine göstermektir. Dalai Lama’nın söylediği gibi “Şefkat bir davranıştır ve eylem içerir.” Sözel olarak ‘kendime şefkat duyuyorum’ dan daha öte bir şey. Kendimizi yargılamak ve eleştirmek yerine kendi kendimize şefkat göstermek, başarısızlıklarla karşılaştığımızda kendimize nazik olmak… Kendinin elinden tutmak belki de! Duygusal olarak destekleyici ve anlayışlı olmak! Bu bizim bağışıklık sistemimizi de güçlendirir.

Mükemmel yanım var bir de her şeyi tam ve eksiksiz yap diyen, sanki her şey benim elimdeymiş gibi. Yapamadığımda bir huzursuzluk kaplar içimi, içime dert olur durur… Peki, ya sonra? Sonrası aynı işte hep bir eksiklik hissi, yetersizlik hissi, affedememe… Sende kendine bu şekilde acımazsızca yaklaşıyorsan şefkate ihtiyacın var bil isterim, hey sen mükemmeliyetçi yanım!

Kendine şefkat anda kalman için kendini daha iyi hissetmen için birçok öneri sunar. Eyleme döktüğün davranışları bekler senden. Hiç bir şey yapmadan olmaz. Sadece sevmek yetmez… İçinde düşman yoksa dışardakiler seni incitemez. Öz eleştiri dediğimiz şefkatin dostumu düşmanımı belli olmayan bir durum daha var tabi. Arada içindeki düşmana dönüşen, arada en daim dostun olup seni geliştiren… Nedir insanoğlunun içinde büyüttüğü, kaybettiği kimliği? Yetiştirilme şekli… Küçüklüğünün nasıl geliştiği ve birilerinin ona kendini suçlaması için fırsat verdiği! Yapma, sen ne anlarsın, öyle giyinme, düzgün davran… İşte tam olarak burada kendine şefkat gösteren bir yetişkin, hayata bakış açısını değiştirir, bakış değişirse duygusu değişir, duygusu değişirse davranışları değişir…

Birçok hastalığın kendine şefkat ile iyileşebileceğini biliyor muydunuz? Stres, mükemmeliyetçilik, gelecek kaygısı, anksiyete… Her şey öz’de başlar. Önce kendimize şefkat duymalıyız ki karşı tarafın bize duyduğu şefkati fark edebilelim. Özelliklede zor zamanlarda kendimize nazik davranarak yargılayıcı olmadan gerekli desteği kendimize sağlamalıyız. Böylece öz-şefkatimiz artar. Eric Fromm’un dediği gibi: “İnsanın kendini dışarıda bıraktığı hiçbir sevgi kuramı erdem olamaz.”

Öz şefkat ile her şeyi kontrol etmenin mümkün olmadığını, hayatta zorluklar ve talihsizlikler olabileceğini, yaşadığı durumlar sebebiyle kendisini suçlamamayı ve cezalandırmamayı öğrendiğimiz nice güzel insanlara…

Devamını Oku

Başarının Sırrı

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Başarılı kişiler her zaman insanların ilgisini çekmiştir. Hayatımızda bizlere hep birileri örnek gösterildi. Hatırlayın; ‘Eğer böyle yaparsan şöyle olur’ cümleleri ile büyümedik mi? Başarının tesadüf olduğunu savunanda çok tabi! Şans ile ayrılmalı başarı… Kime göre başarı, kimine göre değil. Her bireyin kendine örnek rol model aldığı biri olmalı, o noktaya veya hedefe geldiğinde ise örnek alınan kişi değişmeli, değişmeli ki başarı kaçınılmaz olsun. Tesadüf yoktur başarıda, emek vardır, çaba vardır, gayret vardır… Kişi istediği yere gelene kadar birçok kez denemiştir şansını, pes etmek yoktur. Çünkü vazgeçmek başarının düşmanıdır.

Bir bebek yürüyene kadar çok kez düşmüştür, öyle değil mi? Sizce düştüğünde bir daha ayağa kalkmayı denemese yürüyebilir miydi? Çocukken var olan duygularımız insanların ne düşündüğünü dert etmeden bize destek olurken, yetişkin olduğumuzda utanır, sıkılır hatta daha kolay vazgeçeriz. Bir bebekteki özgüven ve azim ile atılan adımlar, bebek büyüdüğünde ‘el âlem ne der’ ile cesaretsiz adımlara dönüşüyor. İlk olarak farkındalığımızı tam da bu noktada arttırmalıyız. Ardından yapılması gerekenler sırası ile yapıldığında istenilen şeye sahip olmak kaçınılmazdır.

Başlamak için neden gerekli her şeyden önce, bir nedeni olanın amacı belli olur. Amaç; uğrunda sorumluluk bilincini gerekli kılar. Böylece öz disiplin ile sorumluluklar tek tek ele alınır. Bu yüzden kişi ‘zaman yönetimi’ yapmak zorunda kalır. Verimli kullandığında yararına olan ve herkesin eşit sahip olduğu tek şeyin yani ‘zamanın’ kıymeti artık paha biçilmezdir. Bilgilenmek için okumak, okudukça donanımlı olmak beraberinde sürece eşlik eder. Risk almaktan korkmadan atılan adımlar izler yolunu. Düşünce korkup bırakmak yerine, yeniden deneyip hatayı düzeltmeye çabalar kişi. Sevilen şey yorsa bile en büyük ödül olduğunu bilir yaşayan kişi.

İstikrarlı adımların sonu selamettir. Var gücünle istediğinde olmayan nedir, elindeyse? Çevrede önemli tabi, seni yolundan etmeyen kişilerle dolu etrafın, motivasyon kaynaklarındır. Motivasyon demişken; Harvard’lı ünlü psikolog McClelland, başarılı kişilerle daha az başarılı olanları karşılaştırmış, başarıyı belirleyen özellikleri bulmaya çalışmıştır. McClelland’ın uzun yıllar sürdürdüğü çalışmalar sonucunda, başarılı kişileri diğerlerinden ayırt eden şeyin başarı motivasyonunun olduğu görülmüştür.

ANNE-BABALAR DİKKAT!

Başarı kökeninde tesadüflerin olmadığı gerçeğini birçok çalışma desteklemektedir. Özellikle ebeveynler çocuklarının başarılı olmalarına destek olabilirler. Peki, nasıl?

• Anne-babalar çocuklarını cesaretlendirmeli ve kendi başına bir şeyler yapmasına teşvik etmelidir. Cesaretlendirici anne-babaların çocukları adım atma konusunda daha özgüvenli davranışlar sergileyip, risk alırlar. Böylece yeni şeyler denemekten çekinmezler. Bu koşullarda büyüyen çocuklar ileri yaşlarda da başarı yönelimi yüksek yetişkinler olarak yüksek hedefler koymakta daha cesaretlidirler.

• Anne-babalar çocuklarına ‘otoriter bir tutum’ ile yaklaşmamalı, onu desteklemelidir. Eğer bir çocuk desteklenir ve söz hakkı olduğuna inanarak büyürse, kendilerine güven duymaya başlarlar. Dolayısıyla girişim yapma konusunda pasif olmayan çocuğun başarı oranı daha yüksektir.

• Anne-babalar çocuklarına sürekli ‘yapma, hayır, sen ne anlarsın’ gibi kelimeler kullanmamalıdır. Aksi halde çocuğun yapabileceği bir şeyi yapamayacağına dair inanç geliştirmesine sebep olurlar.

• Anne-babalar çocuklarının eğitimlerini desteklemeli, olanak ve fırsatlarını arttırmalıdır. Çünkü olanak ve fırsatların yetersizliği, bir süre sonra çocukların başarı düzeylerinde düşmeye neden olabilmektedir.

Devamını Oku

Bir ilişkide asla yapılmaması gerekenler

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kadın erkek ilişkilerinde zorlanılan en önemli konulardan biri; ‘Neyi yapıp, neyi yapmamalıyım?’ sorusunun cevabıdır. Her ilişki kendi içinde dinamiklere ayrılır ve her ilişkide kurulan birçok bağ vardır.

İnsan evleneceği adamı ya da kadını seçerken kurduğu bağların kendisi için ne kadar önem arz ettiğine bakar. Bağ kurmak demişken; ilişki demek yalnızca karı-koca, partner olmak demek değildir. Kurulan bağlar; yeri geldiğinde anne, baba, abi, kız kardeş, dost, en yakın arkadaş…

Özellikle de bir ilişki bittiğinde tüm bu bağlar aynı anda koparılamadığından, eşe ya da sevgiliye karşı bir duygu beslenildiğinden süreç iyice çıkmaza girer. ‘Ben onsuz şimdi ne yapacağım?’ diyen bir kişinin sorgulaması gereken ilk şey, kurduğu bağın hangisinden koparken en çok zorlandığının cevabıdır! İlişki denildiğinde akla arkadaşlık ilişkileri de gelmelidir. Çünkü orada da bir bağ vardır…

Kişinin kendi ile algısı ne kadar farkındalık içeriyorsa karşı tarafla o kadar sağlam ilişki kurmaya hazırdır. Özgüvensiz, değersiz, yetersiz ya da kusurlu hisseden bir birey bu anlamda radarlarını açtığından, oluşacak en ufak bir olumsuzluk örneğine fazlaca kafa yoracaktır. Kendi ile ilgili olan bu sorun artık ilişkinin sorunu haline gelmiştir. Her bir davranışı kendine özgü yapılan bir ‘hakarete’ yorması ise an meselesidir. Ruh halin ne kadar iyi ise kurduğun bağlarında bir o kadar iyi olacaktır. İyi ruh halinde olduğunuzu düşünerek yapmamanız gerekenler şu şekilde sıralanıyor:

• Sürekli partner ile bir şeyler yapmak için çabalamayın. Kendi başınıza vakit geçirdiğiniz bir alanın olması şart. Böylece bir araya geldiğinizde konuşacak konularınız da birikmiş olur.

• Her şeye ‘evet’ demeyin. ‘Hayır’ kelimesi sizin sınırlarınız olduğu anlamına gelir. Yani yönetilemeyen bir birey olmanız karşı tarafın sizi daha cazip görmesini sağlar.

• Asla yalan söylemeyin. Unutmayın yalanın rengi olmaz. ‘Beyaz yalan’ şeklinde düşünülen bir şey sürecinizi noktalamanıza neden olabilir.

• ‘Sen dili’ ile iletişime geçmeyin. ‘Ben dilini’ kullanın. Sen dili suçlayıcı bir dildir, yani karşı tarafı suçladığınız için kendisini savunmak isteyeceğinden tartışmalar son bulmaz. Daha da alevlenir. Ama ben dili kendi duygunuzu ifade edeceğinden karşı tarafı düşündürür ve rahatsız etmez aksine düzelmesine olanak sağlar.

• Aldatmayın… Her zaman empati kurun. O size bunu yapsa ne hissederdiniz? Ortada bir aldatma varsa yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir. Yolunda gitmeyen gerçeklerle yüzleşin. Unutmayın ki aldatma da bir yüzleşme sürecinden kaçma eyleminin sonucudur.

• Sürekli pişmanlıklarınızı düşünmeyin. Hata bir insanın yapabileceği bir şeydir. Önemli olan hatalardan ders çıkarmaktır. Pişmanlıklar yerine akla ‘telafi için şimdi ne yapmalıyım’ gelmelidir.

• Partnerinize onun sevgi dilinden konuşun. Sevgi dilleri; onay, kaliteli vakit geçirmek, hediye almak, hizmet etmek ve fiziksel temastır. Bu 5 sevgi dilinden hangisi sizin ve hangisi onun dili, bulun. Kişiler karşısındaki bireyin dilinden ona konuşursa karşı taraf da sevildiğini anlar.

• Eski ilişkileriniz ile asla kıyaslamayın ve onun hakkında olumlu ya da olumsuz bir şeyler anlatmayın. Unutmayın ki her an bir saniye sonra geçmiş olacak. Bir başkasını size kötüleyen sizi de bir gün başkasına kötüleyebilir ya da kıyaslayabilir. Ne olursa olsun geçmişe saygı duymak gerek. Geçmişe saygınız yoksa kendinize olmalı!

• İlişkiniz bitse bile gösterdiğiniz tavır insanca duygulara zarar vermeyen şekilde olmalıdır. İnsan tarafınızı her zaman koruyun.

• Partnerinizi eleştirmeyin. Eleştirinin dozu fazla gelirse öfke duygusu gelişebilir. Hem ilişkiden soğur hem de mutsuz olur.

• Kalıplar içinde yaşamayın. İlişkiniz monotonlaşmamalı aksine sürprizlerle dolu olursa partnerinizi şaşırtıp heyecanlandırmış olursunuz.

• Birbirinize yük olmayın. Sorumluluklarınızı yerine getirmeniz halinde her kişi partnerine destektir.

Devamını Oku

Kaygı yönetiminin püf noktaları

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kaygı; nedensiz bir korku hâli, tedirginlik yaşamaktır. Herkes günlük hayatta değişik konularda kaygı yaşayabilir. Yaşamın normal bir parçasıdır. Her duygu gibi kaygı da belli oranda yaşanmalıdır ki önlem alınabilsin.

Kaygıyı yönetemeyenler pandemi sürecinde artış gösterdi. Aslında kaygı, bir ölçüde bizim günlük sorunlarla baş edebilmemiz için hazırlıklı olmamızı, bir tehlike durumunda da hızlıca karar verip kurtulmamızı sağlar. Kaygının bize iyi gelen yanları ile kötü gelen yanlarının ayrımını yapabilenlerin, kaygıyı yönetebilme konusunda daha şanslı olduklarını söyleyebilirim. Bu durumda kaygının ‘işimize yarayan kaygı’ ve ‘işimize yaramayan kaygı’ diye ikiye ayrılması bizleri çok şaşırtmasa gerek! Peki, yararımıza ve zararımıza olan bu durumların üstesinden nasıl gelebiliriz?

Belirsizlikle beslenen kaygıyı aç bırakmanın netlik ile sağlanabileceğini biliyor muydunuz? Belirsizliğin beslenip büyümesine değil, aç kalmasına ihtiyacımız var. O zaman adımlarımıza hayatımızdaki belirsizliklerden netlik kazandırarak başlayabiliriz. Ardından bizi motive eden kaygının yararımıza olduğunu kabullenmeli, onunla bir savaş vermemeyi öğrenmeliyiz. ‘Nasıl yanı?’ söylemlerinizi duyar gibiyim. Hatırlayın, sınava girerken heyecanlanırız, bu heyecan da ihtiyacımız olan bir heyecandır. Aksi hâlde okuduğumuz sorulara odaklanamayız. Buradaki kaygının yararımıza olduğundan bahsedebiliriz. Peki, ya zararımıza olan? İşte o kaygının hiç olmaması ya da fazla olması durumunda yaşadığımız şeydir.

Pandemi sürecinde insanların evlerinde kaygılı bir şekilde oturmaları normal olandır. Kapıda düşman varken rahatça uyuyabilir misiniz? Her an tetikte olmaz mıydınız? Yediğiniz yemekten, izlediğiniz filmden düşman kapıda durmaya devam ettikçe nasıl zevk alacaksınız? Kaos durumunda kaygı yaşanmazsa süreci yönetemezsiniz. Öncelikle kaygınızın normalden sapma durumu yaşayıp yaşamadığına karar verin. Buradaki kaygı mücadele gücünüzü arttırırken, fazla yaşanması ya da hiç yaşanmaması durumunda problemler yaşayabileceğinizi söyleyebilirim.

GERÇEK TEHLİKE VARKEN RUHSAL TEPKİLERDE İNSAN BEDENİNİ ZORLAMAYA BAŞLAR

Bilinmelidir ki daha çok endişe önlem alındığı anlamına gelmez. Kaygılı olduğumuzda endişelenip ne yapacağımızı şaşırırız. Oysaki kaygılı anlarınızda neler yaptığınız bellidir. Bu farkındalık ile davranışlarınıza yön vermeniz mümkün. Davranışı sergilemeden önce bu davranışı hangi düşüncenizin şekillendirdiğini bulursanız, davranıştan önce düşüncenizi değiştirmeniz gerektiğinin de bilincine varırsınız. İnsan korkarken odağı korktuğu şeydedir. Daha fazla odaklanması düşüncelerinin aynı eksende olduğuyla ilgilidir. Olumsuzlukları sürekli düşünmek başınıza gelecek olanı değiştirir mi? Tabi ki hayır! Duygunuzun kaygı olmasını besleyen düşüncelerinizi farklı bir düşünce ile değiştirdiğinizde kaygınızın da normal bir seviyeye geldiğini fark edeceksiniz. Kişi kendini fark ederse kaygısını sağlıklı bir şekilde yönetebilir.

Kendinize kullandığınız kurban kelimeler, endişe ve korkularınızın devam etmesine neden olur. Bunlar kendiniz hakkında olumsuz tahminlerde bulunmanıza ve sonuç olarak kaygılı düşünce ve fiziksel belirtilerin ortaya çıkmasına yol açar. Kuvvet dilini kullanın, kuvvet dili deme; öz değeriniz ve kişisel gücünüze dair hislerinizi iyileştiren kelimeler kullanmak demektir. Örneğin; ‘Kaygımı kontrol edemiyorum!’ yerine ‘Kaygımı kontrol edebilirim ve bunu yenebilmek için gerekli olan becerileri öğreniyorum!’. Başka bir örnek ise; ‘Neden kendimi sürekli endişeli hissediyorum!’ yerine ‘Kendimi bazı zamanlar endişeli hissediyorum ama her zaman değil!’ gibi sizin süreci yönetmenizi kolaylaştıracak kelimeleri kullanmanız, kaygıyı yönetebilmenizdir. Ayrıca sağlıklı bir yaşam stratejisini her denediğinizde, kaygılarınızı yenme beceriniz de artmaya başlar. Dün yapamadığınız bir şeyi, bugün yapabilirsiniz. Egzersiz yaparak, yeni becerilerinizi otomatik hale getirebilirsiniz. Bu endişeden bağımsız olmanızı sağlar. Kaygılı insanlar, kendileri için gerçekçi olamayacak derecede yüksek hedefler belirleme eğilimindedirler. Bu eğilime karşı gelmek gerçekçi hedefler ile mümkündür.

Devamını Oku

Çocuk ve oyun ilişkisi

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Oyun her çocuğun ihtiyacı olan gelişim dönemlerine katkıda bulunan zeka ve beceri bütünlüğünü geliştiren en değerli mirastır. Çocuk oldukça keyif aldığı bir etkinlik içerisinde aynı zamanda etkin bir öğrenme süreci yaşıyordur. Doğayı tanıdığı, iletişim becerilerini geliştirdiği, kişiliği ve sosyal gelişimine katkı sağladığı, duygusal ve zihinsel gelişim süreçlerini tamamlamaya çalıştığı her şeyden önce anda kaldığı bu süreci yetişkinin işini önemsediği kadar önemsiyordur. Oyun, çocuğun koyduğu kurallara göre gelişen ve kendisinin aktif rol üstlendiği bir bütünlük oluşturan eylemlerdir. Anne babaların oyunlara dahil olmalarını isteseler bile onların oyunu yönetmelerine izin vermezler. Çocuğun istek ve arzularını ortaya koyduğu ve eleştirinin olmadığı yerdir oyun. Çocukların zihinsel gelişimine katkı yapan oyunun nasıl oynadığı ise asıl soru…

İleriki yaşlarda çocukların motivasyonu yüksek, girişken olmalarını istiyorsanız onlara oyun ortamı hazırlayarak uygun oyunları öğretebilirsiniz. Tek başına oyun, paralel oyun, kurallı oyun, kooperatif oyun ve birlikte oyun şeklinde 5 çeşit oyun türü vardır. Tek başına oyun da çocuğun çevreden etkilenmeden oynadığı görülür. Nesnelerin renkleri, şekilleri ve sesleri çocuğun oyununu oluşturmaktadır ve çocuk henüz 2 yaş civarındadır. Paralel oyunda ise aynı ortamda bulunan çocukların iletişimde olmadan yalnızca oyuncaklarla oynadıkları süreci kapsamaktadır. Birbirleri ile olan tek iletişimleri düşüncelerini söyleyerek ellerindeki oyuncak değişimini belirtmektir. Ortalama 2-4 yaş civarında ki bu çocuklar henüz paylaşmayı yeni yeni öğrenmektedir. Kurallı oyunda ise çocuk işbirliği yapabilecek aşamadadır ve diğer arkadaşlarını da dahil ettiği doktorculuk, evcilik ve savaş oyunlarından keyif alır. Bu sayede çocuk kurallara uymayı ve sorumluluk almayı öğreniyordur. Henüz sosyal olgunluğa erişmemiş çocuklar kuralları kendi çıkarlarına göre değiştirebilmektedir. Bu sayede kaybetmekle sarsılacak benliklerini korumuş olacaklardır. Kooperatif oyun ise; birlikte oynadıkları bir amaca hizmet eden oyunlardır. Amaç uğruna sosyal etkinleşmeyi öğrenerek iletişim becerilerine katkı sağlarlar. Aynı zamanda paylaşmayı öğrenip empati yapabilmenin de temelini oluşturmaya başlamışlardır. Birlikte oyun gruplar şeklindedir ve fikir alışverişinde bulundukları ve yardımlaşmayı öğrendikleri oyunlardır. Çocuğun nasıl bir ruh halinde olduğunu kurmaya çalıştığı oyunlardan anlayabilirsiniz. Çünkü oyunda özgürdür ve duygu ve düşüncelerini rahatlıkla oyuna aktarırlar. Anne babalar olarak çocukların oyun oynadıkları zamana, oynadıkları oyunlara saygı göstermeli ve onlarla bu keyifli anları paylaşmak için gayret etmelisiniz. Oyun çocuğa karar verme alışkanlığını kazandırır. Başkalarının vereceği kararla hareket etme duygusunu geliştirir. Oyun yoluyla çocuk özgür düşünme yetisi geliştirir ve toplumsal kuralları beraberinde onlara uymayı öğrenirler. Oyun; çocukların yeni arkadaşlar edinmesini, karşı cinsle ilişkiler geliştirmesini ve değişik sosyal rolleri deneyerek öğrenmesini sağlar. Aynı zamanda çocukların liderlik özelliklerinin gelişmesine olanak sağlayıp, hayal güçlerini geliştiren yegane araçlardır. Oyun oynayan çocuk kendine güvenme ve başkalarının haklarına saygılı olma konusunda gelişme gösterir.

En önemli bir diğer nokta ise çocuk oyun yoluyla, gerçek yaşamda kendisini rahatsız eden durumları veya diğer kişilerle paylaşamadığı olumsuz duyguları ifade edebilir ve bu olayları sembolik olarak oyununa yansıtabilir. Böylece gün içinde yaşadıkları olumsuzlukları sizlere aktaramamış olsalar bile onların oyunlarını takip ederek yaşadıkları ruh halini anlamanız oldukça kolaydır. Çocuklar oyun yoluyla sadece etkilendiği olayları sergilemekle kalmayıp, aynı zamanda da anlatamadığı kaygılarını dile getirir ve olayı somutlaştırarak kendi isteği ile bir çözüm yolu bulmaya çalışırlar. Bu şekilde de kaygılarından kurtulabilirler. Çocukların oyun ve oyuncak seçimleri, hangi konulara ilgi, yetenek ve istekleri olduğunu anlayabilmemiz için pek çok bilgi taşır. Bazı çocuklar kendi tasarımlarını yapabilecekleri oyunları tercih ederken bazıları ilişki kurmanın daha önemli olduğu oyunları tercih eder. Bu tür tercihler elbette kesin bilgiler olmamakla birlikte çocukların seçmek istediği mesleklerle ilgili ipuçları taşıyor olabilir.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.