DOLAR 15,8769 0.2%
EURO 16,8435 -0.21%
ALTIN 945,160,54
BITCOIN 466970-3,52%
Hatay
15°

AÇIK

12:37

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Mehmet Çardak

Mehmet Çardak

19 Mayıs 2022 Perşembe

Gezi Davası’nda Skandal

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlarım! 2013’teki Gezi Direnişi’ne ilişkin beraat kararının bozulmasının ardından Osman Kavala’nın da aralarında bulunduğu 17 sanıklı davada 25 Nisan’da karar çıktı. Son savunmalarını yapan sanıklar, “Siyasi ve ideolojik saiklerle hazırlanan komplo” dediler.

Mahkeme, Osman Kavala’ya “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 7 sanığa ise 18’er yıl hapis cezası verdi. Tutuksuz yargılananlar Silivri’ye gönderildiler.

Karar tepkilere neden oldu. Uluslararası Af Örgütü, “İnsan haklarına darbe” açıklaması yaptı!

Önce CHP liderini, HDP eş-genel başkanını ve TİP genel başkanını dinledim. Daha sonra DP liderini, İYİ Parti genel başkanı Akşener’in grup konuşmasını izledim. 6’lı MASA üyesi diğer parti liderlerinin, Karamollaoğlu’nun, Babacan’ın, Davutoğlu’nun, Gezi Davası skandalı hakkındaki mesajlarını okudum. Saydığım sekiz muhalefet partisinin sekizi de, kendi üslup ve meşreplerine uygun biçimde, yargı eliyle işlenen hukuk cinayetine tepkilerini dile getirdiler.

CHP’den DP’ye ve İYİ Parti’ye, TİP’ten HDP’ye, SP’den DEVA ve GP’ye hepsini kutluyorum. Dirayet ve metanetlerine şapka çıkarıyorum.

Mahkûmiyet kararının vicdanlarda yeri yoktur. Onlarda halk vicdanının sesini duyurdular. Bir yurttaş olarak onlardan beklediğimiz haysiyetli duruşu gösterdiler, umutlarımızı güçlendirdiler. Adalete ve özgürlüğe susamış milyonlara güven ve cesaret kazandırdılar.

Ve özellikle Sayın Akşener’in usta hitabet stratejisiyle ve tarih bilinci desteğiyle son bölümde doruğa çıkan salvolarını dinleyince, bir kere daha inandım ki, İktidar ve çıkar peşinde her zulmü ve yolsuzluğu yapmak üzere gözü dönmedikçe ve “beka kuruntusu” kılıfında iktidar kırıntısı paylaşmak üzere sözünden dönmedikçe, insandan umut kesilmez!

Siyasi ve ideolojik saiklerle hazırlanan komplo teorileri tarafsız bir gözle olayların incelenmesini, nesnel değerlendirme yapılmasını engellemiştir. Olguları gerçeklikten koparıp onlara keyfi biçimde sübjektif anlamlar yüklemiştir.

Gezi Direnişi; dayanışmaya, barışa, kardeşliğe ve demokrasiye adanmış bir millet hareketidir. Adaletsiz güç zalim, güçsüz adalet acizdir. Siyasi davaların ömrü, arkasındaki siyasi güç kadardır. Bu zulmün ömrü elbet bir gün bitecektir. Zalimler efradıyla, milletimizin hayatından temelli gidecektir ve bu ülkede adalet yeniden tesis edilecektir.

Gezi özgürdür, Kavala özgürdür! Yargı iktidarın sopası değil, adaletin terazisidir. Hak ve adalet duygusu, bir toplumun varlığı, dirliği ve birliği için şarttır. Demokrasilerde hak ve hukukun en yüce bekçisi bağımsız ve tarafsız yargıdır. Özgürlüklerin ve siyasi ahlakın iktidar elinde can çekiştiği yerde, hukukun üstünlüğünü ve insanlık vicdanını egemen kılacak biricik güç yargıdır.

Demokratik cumhuriyette yargı, kendisine ulus tarafından emanet edilen adalet terazisini, ezilenler ve muhalifler üzerinde sallanan bir iktidar sopası olarak değil, adalete susamış yurttaşların hak

ve özgürlük güvencesi olarak kullanmak durumundadır. Aksi halde yurttaşların özgür iradesine dayanan bir ulusal egemenlikten de, meşruiyetini ulusal egemenlikten alan çağdaş bir yargı sisteminin saygınlığından da söz edilemez.

Türkiye’yi, siyasi iktidar sahibi bir avuç oligarkın keyfine esir düşmekten ve giderek hızlanan adımlarla hukuksuz bir karanlığa sürüklenmekten ancak yurttaşların onuru, bilinci ve ortak direnci esirgeyebilir ve esirgeyecektir. Çünkü Türkiye böyle bir esarete müstehak ve mahkûm değildir.

İşte buraya yazıyorum: bu kumpası kuranlar, beraat etmiş Gezi’yi yeniden yargılama talimatı verenler tarih önünde hesap verecektir. Gelecekte bir gün ve mutlaka Gezi’nin hesabı sorulacaktır!

Devamını Oku

Gümrük Müşavirinin kusurlu halleri

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gümrük mevzuatının doğru bir şekilde uygulanmasında ve iş insanlarımızın yükünün azaltılmasında önemli bir yeri olan, dış ticaret işlemlerinde kamu idaresi ile özel sektör arasında köprü vazifesi gören Gümrük Müşavirliği Mesleği ülkemizde köklü bir geçmişe sahiptir, 1909 tarihlidir. Ama hala meslek yasası yoktur, meslek odası çatısı altında örgütlenemiyor, birlik kuramıyor. Gümrük müşavirleri serbest meslek erbabı olsa da gümrük çalışanı gibi algılanıyor. 113 yaşındaki mesleğin hala gerçek statüsü belli değildir.

Geçenlerde Ticaret Bakan Yardımcısı Rıza Tuna TURAGFAY imzası ile Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 2022/8 sayılı Genelgesi yayımlandı. Efendim, Gümrük Kanunu’nun Geçici 6 ncı maddesi kapsamında, bölge müdürlüklerince hazırlanan dosyalara istinaden; bölge müdürlükleri ile Merkez ve Yüksek Disiplin Kurullarınca verilen disiplin cezaları ile ilgili olarak, meslek mensuplarının başvurusu üzerine açılan idari davalar genellikle Ticaret Bakanlığı aleyhine sonuçlanıyormuş…

Eeee! Elbette bir sebebi vardır, değil mi? Bölge Müdürlükleri ile Merkez veya Yüksek Disiplin Kurullarınca verilen kararlar; objektif ya da adil değilse mahkemeler ne yapsın. Merkez ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri hukuka aykırı ya da keyfi karar vermiş olamazlar mı?

Bakan yardımcısı öyle demiyor: Yok efendim, disiplin cezası verilirken usul yönünden eksiklikler oluyormuş. Bakanlığımız aleyhine sonuçlanan mahkeme kararlarında genel itibariyle; disiplin hukukunun temel ilkeleri gereğince disiplin cezası verilebilmesi için kusurlu halin tespitinden sonra, belli süreler içinde ilgili gümrük müşaviri veya yardımcısı hakkında tarafsız bir soruşturmacı görevlendirilerek disiplin soruşturmasının açılması, söz konusu soruşturmada gümrük müşaviri veya yardımcısının lehine ve aleyhine olan tüm delillerin toplanarak ekleriyle birlikte bir soruşturma raporunun oluşturulması, bu raporun ilgilisine tebliğ edilerek savunma hakkını kullanmasının sağlanması ve bu yolla gümrük müşaviri veya müşavir yardımcısının hangi fiili, nerede, ne zaman, nasıl, ne şekilde işlediğinin somut, hukuken kabil edilebilir ve delilleriyle birlikte şüpheye yer vermeyecek açıklıkta ortaya konulması, nihayetinde, bu rapora istinaden yetkili disiplin amiri veya disiplin kurulu tarafından ilgiliye disiplin cezası verilip verilmeyeceği hususunda bir karar alınması gerektiği belirtiliyormuş…

Demek ki; bugüne kadar gümrük müşaviri veya gümrük müşavir yardımcısının hangi fiili, nerede, ne zaman, nasıl, ne şekilde işlediği somut, hukuken kabul edilebilir ve delilleriyle birlikte şüpheye yer vermeyecek açıklıkta ortaya konulmadan birilerine disiplin cezası verilmiş ki, mahkemeler böyle bir karar almak durumunda kalmışlar. Mahkemeler, idarenin keyfi işlemlerine ‘DUR’ demişler.

Eeee, gümrüklerde vicdansız yöneticiler olur da, mahkemelerde vicdanlı hâkimler olmaz mı?

Söz konusu Genelge uyarınca ve bundan böyle Gümrük Müşavir ve Yardımcıları hakkında Gümrük Kanunu’nun Geçici 6 ncı gereğince verilen cezalara ait önemli bir hukuki eksiklik giderilmiş olacakmış…

Yeni düzenleme ile artık araştırmacı tayin edilmeden uyarma/kınama/geçici olarak mesleki faaliyetten alıkoyma ve meslekten ihraç cezaları verilemeyecekmiş…

Bu gibi durumlarda öncelikle en az Gümrük Müdür Yardımcısı seviyesinde atanan bir soruşturmacı/muhakkik tarafından gerekli araştırma yapılıp, deliller toplanıp rapora bağlandıktan sonra fiile uygun ceza teklif edilerek süreç devam ettirilecekmiş…

Böylece usule ait eksiklik giderilmiş olacağı için, bundan sonra Gümrük Müşaviri ve yardımcılarının haklarında açılan mesleki ceza davalarını usul yönünden kazanmaları pek mümkün olamayacakmış…

Çünkü bugüne kadar, birçok dava içerik itibariyle cezayı gerektirdiği halde usulden bozuluyormuş ve içerik haklı olsa bile Bakanlık bu davaları kaybediyormuş…

Bu yeni düzenleme ile bundan sonraki süreçte daha önce yapılan usul hataları giderilmiş olacak ve böylece Gümrük Müşaviri ve yardımcılarının dava kazanması önlenmiş olacakmış…

Ve bundan sonraki süreçte kusurlu halin tespiti gümrük müdürü tarafından görevlendirilecek en az müdür yardımcısı seviyesindeki soruşturmacı/muhakkik tarafından yapılacakmış… Sonra da o müdür yardımcısının düzenleyeceği rapora istinaden, disiplin cezası uygulamasını gerektirir durumlarda, Muhakkik/Soruşturma Raporu ilgisine tebliğ edilip savunmasının alınarak işlemin sonuçlandırılması gerekiyormuş.

Böyle emretmiş Ticaret Bakan yardımcısı Rıza Tuna TURAGAY!

Disiplin hukukunun temel ilkeleri gereğince disiplin cezası verilebilmesi için kusurlu halin tespitinin bağımsız ve tarafsız bir görevli tarafından yapılması gerekiyormuş…

Muhakkik/Soruşturmacı olarak görevlendirilecek gümrük müdür yardımcısı bağımsız ve tarafsız davranması, objektif kriterlere göre raporlara düzenlemesi mümkün müdür? Tayin edilen soruşturmacı/muhakkik gerçeğe aykırı rapor düzenlerse ne olacak? Gümrük müşavirinin kusurlu halleri olur da gümrük personelinin kusurlu halleri olmaz mı?

Gümrük Müşaviri ve Gümrük Müşavir Yardımcıları memur değildir! Bugüne kadar karar verirken, Gümrük Müfettişlerinin raporlarını bile dikkate almayan Merkez ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri, bundan böyle Gümrük Müdür Yardımcısı tarafından düzenlenecek rapora dikkate alacak mıdır? Bakan yardımcısına hatırlatmakta fayda var: Gümrük net değilse, derttir!

Devamını Oku

Vatan Satıcılarına Devlet Desteği

0

BEĞENDİM

ABONE OL

20 Nisan gecesi çıkan Cumhurbaşkanı kararı ile Türkiye’deki gayrimenkulleri yurtdışında pazarlayan emlakçılara devlet desteği geldi.

Diğer bir deyişle gayrimenkul sektörü hizmet ihracatı kapsamına alındı.

Cumhurbaşkanı kararı uyarınca, konut, ticari ve diğer taşınmaz alanlarında her türlü gayrimenkul hizmeti veren Türkiye’de yerleşik şirketler, diğer kurum ve kuruluşlar desteklenecek.

Bu kurum ve kuruluşlara Ticaret Bakanlığı tarafından 1.8. milyon liraya kadar reklam desteği verilecek.

Fuarlara ve etkinliklere katılan için etkinlik başına 300 bin TL’ye kadar destek sağlanacak.

Ülkemizdeki gayrimenkulleri yurtdışında pazarlayıp satsınlar diye Ticaret Bakanlığı emlakçılara inanılmaz devlet destekleri verecek.

Karara göre, Türkiye’deki gayrimenkulleri yurtdışında pazarlayıp satan şirketlere tescil edilmiş markalarının yurtdışında tescili ve korunması için bu giderlerinin yüzde 50’si oranında, yıllık en fazla 600 bin TL tutarında destek verilecek.

Diyelim ki bir emlakçısınız ve Fas’a gidip ülkemizde daire alacak Faslı arıyorsunuz. Bu amaçla Fas’a bir emlakçı bürosu açtınız. Devletimizden bu büronun kirası için yılda 3,6 milyon TL alabileceksiniz.

Fas TV’lerine, billboardlara reklam verdiniz, broşürler yaptınız. Devletimiz bu giderleriniz için yılda 1.8 milyon TL verip sizi rahatlatacak.

Ya da Türkiye’den 5-6 emlakçı toplandınız Fas’a 10 günlüğüne ülkemizin gayrimenkullerini pazarlamaya gittiniz. Uçak biletiniz, oteliniz, Fas’taki transfer harcamalarınızın hepsini devletimiz 1 milyon TL’ye kadar karşılayacak.

Ülkemizi satmak isteyenlere her türlü devlet desteği var!

Vatanı satmak, kara para aklamanın yeni adı olabilir. Oysa bu vatan, onu parsel parsel satanların değil; uğrunda darağacına gidenlerin vatanıdır!

Bu vatan; milleti soyan hırsızların, hırsızlığa göz yuman aymazların, vatan toprağını peşkeş çeken soysuzların, rant peşinde koşan arsızların, ülkenin geleceğini karartan beceriksizlerin, halkın değil kişisel çıkarını gözetenlerin, vatan hainlerinin ve işbirlikçilerinin vatanı değildir.

Bu vatan; toplumsal duyarlılığı yüksek yardımseverlerin ve topyekûn bilinçli yurtseverlerin vatanıdır!

Devamını Oku

Deist Manifestosu

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünya’da oldukça popüler inanç biçimlerinden biri olan DEİZM herkes tarafından merak edilen bir inanç biçimidir.

Deizm inancı, Dünya’da çoğu insan tarafından benimsenen bir inanç biçimidir.

Deizm veya Yaradancılık, din, peygamber veya vahiy aracı olmaksızın bireyin akıl ve gözlem yoluyla Tanrı’ya olan inancını esas alan bir felsefi görüştür.

Diğer bir adı Yaradancılık olan Deizm.  temelde tüm dinleri reddeder ve tek tanrıya inanır. Dinsel bilgiye akıl yoluyla ulaşılabileceğini savunur. Vahiy gibi konuları reddeder. Tanrı dünya hayatına ve evrene müdahale etmez.

Deizm inancını savunan kişilere DEİST denilmektedir. Dünya’da pek çok tanınmış ünlü deistler bulunmaktadır. Deist kişiler herhangi bir dine inanmaz ve bütün dinleri reddeder.

Deistlere göre Tanrı kavramı yalnızca akıl yolu ile açıklanabilir. Bunun için herhangi bir dine gerek duyulmaz.

Deist kişiler ayrıca kutsal kitapları da reddederler. Bu kitapların insanlar tarafından yazıldığını savunurlar.

Deist Manifestosunun  özeti şudur:

Tanrı vardır ve asla insanlara din göndermemiştir. Dinler ve benzeri inançlar insanoğlunu Tanrı’dan uzaklaştırmak için uydurulmuştur. Dinler Tanrı’yı yanlış anlamakta ve anlatmaktadır. Tanrı sevgidir, barıştır, bilimdir, mutluluktur.

Dinlerin Tanrı anlayışı Tanrı’ya hakarettir. Dinler insanları ayrıştırmak, ötekileştirmek ve birbirlerinden nefret etmelerini sağlamak içindir. Dininizin size kurduğu tuzaklardan uzak durun.

Tanrı insanı kendisine tapsın diye yaratmamıştır. Tanrı insanı kendine ilham versin diye yaratmıştır. Bu hayatta güzel şeyler yapmayan Tanrı’nın rızasını alamaz, cennete gidemez.

Yaşamı düzenlemek için dine değil, aklımız ve vicdanımızla geliştireceğimiz etik kurallara ve hukuka ihtiyacımız vardır. Dinlerin ilkeleri ve kitapları insanı günaha sokacak söylemlerle doludur.

Kader diye bir şey yoktur. İnsanlar hayatını kendisi yönlendirir. Kazalar, hastalıklar, ölümler, fakirlik ve benzeri kötü şeyler Tanrı’nın kurgusu değildir. Mutluluk, başarı, zenginlik, sağlık, şans ve benzeri güzel şeyler de Tanrı’nın kurgusu değildir.

İnsanların başına gelenler hayatın doğal akışında etkileşimler sonucunda olagelen şeylerdir. Tanrı kimsenin hayatını önceden belirlemez. Tanrı dilediği zaman dilediği insanın hayatına müdahale edebilir ama bu bir insanın hayatında nadiren olur,  ya da hiç olmaz.

Tanrı insanlara ibadet biçimi önermemiştir. Tanrı’nın övülmeye ihtiyacı yoktur. Her kim ki Tanrı’ya yalakalık yapıyorsa, Tanrı ondan tiksinir. Kimse Tanrı adına ahkâm kesemez. Tanrı adına ahkâm kesenler cehennemliktir. Onları arkadaş, örnek veya önder edinemezsiniz.

İyi bir dindar Tanrı’nın cennetine gidebilir ama Tanrı’nın sevgisini kazanamaz. Tanrı’nın sevgisini kazanmak için iyi olmanız yetmez, dinlerin size kurduğu tuzaklardan da kurtulmanız gerekir.

Devamını Oku

Kişi Masumiyeti

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Masumiyet karinesi, suçsuzluk ilkesidir. Uluslararası hukuk terimi olarak; suç kesinleşmediği sürece kimsenin hükümlü sıfatıyla değerlendirilemeyeceğini ifade eder.

Evrensel hukuk kurallarına göre, bir kişinin masum olduğunun kanıtlanmasına gerek yoktur; kişinin suçluluğunun kanıtlanmamış olması yeterlidir.

Bunun için masumiyet karinesinin temelini, hukukta hüküm giydirmenin yalnızca iddia edilen suçların kanıtlanmasıyla mümkün olduğu gerçeği oluşturur. Bu da hüküm giymemiş kimsenin suçlu sayılamayacağı veya suçlu olarak lanse edilemeyeceği ilkesini; yani masumiyet karinesini doğurur.

Masumiyet karinesi evrensel bir yargı doktrini olup; İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde yer almaktadır.

Buna bağlı olarak bu bildiriye taraf olan ülkeler, yasalarında bu doktrine yer vermek durumundadırlar.

Nitekim Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasası’nın 38’inci maddesinde, masumiyet karinesi; “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifade edilmiştir.

Ancak Devlet Memurları yönünden farklı durumlar var.

Devlet Memurları Kanunu gereğince; kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunların, kararnamelerin, tüzüklerin ve yönetmeliklerin Devlet Memuru olarak emrettiği ödevi yurt içinde veya dışında yerine getirmeyenlere, uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayanlara, yasakladığı işleri yapanlara durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre kanunda sıralanan; Uyarma, Kınama, Aylıktan kesme, Kademe İlerlemesinin Durdurulması ve Devlet Memurluğundan Çıkarma disiplin cezalarından birisi verilmektedir.

Devlet Memurluğundan Çıkarma disiplin cezası ile cezalandırılanlar, bir daha Devlet Memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarılmaktadır.

İdarenin bu tür işlemleri genellikle idare mahkemelerince de onaylanmaktadır. Fakat İdare mahkemelerinin ihraç kararları, ceza yargılamaları beraat ile sonuçlanan kişileri tartışmaya açmaktadır. İdare mahkemesi kararını okuyanlarda ihraç edilen kişinin suç işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet vermektedir. Bu durumda beraat kararı anlamsız hale gelmekte ve kişilerin masumiyetine gölge düşürülmektedir.

Ayrıca iki yargı kolu arasında kişilere atfedilen suçu işleyip işlemediğiyle ilgili olarak çeşitli kararların ortaya çıkmasına sebep olunmakta ve kişilerin masumiyet karineleri açıkça ihlal edilmektedir. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin 02.07.2020 tarih ve 13566 Başvuru numaralı kararında; ceza yargısında beraat ettikleri halde idare mahkemesi kararıyla görevden ihraç edilenlere ilişkin çok yerinde bir hüküm tesis edilmiştir.

Anayasa mahkemesi kararının anlamı şudur:     02.07.2020 tarihinden önce Devlet Memurluğundan ihraç edilenlerden ceza yargılaması takipsizlik yahut beraat ile sonuçlananlar yeniden Devlet Memuriyetine dönebileceklerdir.

Ceza yargılaması takipsizlik yahut beraat ile sonuçlananlardan eski görevine dönmek isteyenler, söz konusu Anayasa mahkemesi kararını ve kendi kesinleşmiş yargı kararlarını da ekleyerek ilgili kurumlarının personel dairesine bir dilekçe ile başvurmak suretiyle göreve dönme istemlerini bildirebilirler.

Evrensel hukuk böyle bir şey işte!

Masumiyet karinesi, aynı zamanda savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde dahi sınırlandırılamayan mutlak bir haktır…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.