17 Ağustos 1999’da saatler 03.02’yi gösterdiğinde Türkiye, tarihinin en karanlık gecelerinden birine uyandı. Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan 7,4 büyüklüğündeki deprem, Marmara Bölgesi’nin büyük bölümünde ağır yıkıma neden oldu.
Yaklaşık 45 saniye süren depremde binlerce bina çöktü, on binlerce insan enkaz altında kaldı. Arama kurtarma ekiplerinin yetersizliği, haberleşmede yaşanan sorunlar ve plansız yapılaşmanın sonuçları felaketin boyutunu daha da büyüttü.
27 yıl geçti, acının adresi değişti

17 Ağustos’un ardından yapı denetimi, kentsel dönüşüm ve afet yönetimi konusunda çok sayıda düzenleme hayata geçirildi. Ancak 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye’nin deprem karşısındaki eksikliklerinin tamamen giderilemediğini gösterdi.
Aradan geçen yıllara rağmen yıkılan binalar, ulaşılamayan enkazlar, kesilen iletişim hatları ve geciken yardımlar bu kez Hatay başta olmak üzere 11 ilde yaşandı.
Gölcük’te 1999 yılında duyulan “Sesimi duyan var mı?” çağrısı, 24 yıl sonra Hatay’ın sokaklarında yeniden yankılandı. Tarihler ve şehirler değişse de kayıpları artıran nedenlerin büyük bölümü değişmedi.
Hatay, 17 Ağustos’un derslerini yeniden hatırlattı

6 Şubat depremlerinin en ağır yıkıma uğrattığı şehirlerden biri Hatay oldu. Antakya, Defne, Kırıkhan, İskenderun ve Samandağ başta olmak üzere birçok ilçede binlerce yapı yıkıldı veya kullanılamaz hâle geldi.
Evler, iş yerleri, tarihi yapılar ve mahalleler saniyeler içinde enkaza dönerken binlerce insan yaşamını yitirdi. Depremden geriye yalnızca büyük bir yıkım değil; yapı güvenliği, denetim ve afet hazırlığı konusunda cevap bekleyen sorular da kaldı.
Hatay’da devam eden yeniden inşa çalışmaları, yalnızca yeni binalar yapmak anlamına gelmiyor. Kurulacak yeni şehrin zemin özellikleri dikkate alınarak, bilimin rehberliğinde ve sıkı denetim altında inşa edilmesi gerekiyor.
Çünkü 17 Ağustos’tan 6 Şubat’a kadar yaşananlar, depreme dirençli şehirlerin tercih değil zorunluluk olduğunu gösterdi.
Kayıplar 27 yıl sonra dualarla anıldı
17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümü dolayısıyla Gölcük ve Yalova başta olmak üzere çeşitli şehirlerde anma programları düzenlendi. Depremde hayatını kaybedenler için dualar edilirken vatandaşlar anıtlara ve denize karanfiller bıraktı.
Gölcük’teki programda eski yapı stokunun yenilenmesi ve şehirlerin afetlere dirençli hâle getirilmesi gerektiği vurgulandı. Felaketin yaşandığı saat 03.02’de ise acı kayıplar bir kez daha hatırlandı.
Unutmamak tek başına yetmiyor
Deprem yıl dönümlerinde kayıpları anmak, toplumsal hafızanın korunması açısından büyük önem taşıyor. Ancak yalnızca hatırlamak, aynı acıların yeniden yaşanmasını engellemeye yetmiyor.
Riskli yapıların belirlenmesi, denetimlerin tavizsiz uygulanması, toplanma alanlarının korunması ve vatandaşların afet konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Arama kurtarma kapasitesinin artırılması kadar, binaların ilk anda yıkılmamasını sağlayacak önlemler de hayati önem taşıyor.
17 Ağustos ve 6 Şubat, Türkiye’nin iki ayrı tarihinde yaşanmış ancak aynı gerçeği hatırlatan büyük felaketler olarak hafızalarda duruyor.
Gölcük’ten Hatay’a uzanan acının verdiği mesaj ise açık: Depremleri durdurmak mümkün değil, ancak güvenli yapılar ve dirençli şehirlerle can kayıplarını önlemek mümkün.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde, 6 Şubat depremlerinde ve Türkiye’nin yaşadığı tüm afetlerde hayatını kaybeden vatandaşları rahmetle anıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız; fakat artık yalnızca hatırlamakla kalmayıp gerekli dersleri hayata geçirmek zorundayız.




