İsrail ordusu ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyine hava saldırılarını sürdürüyor
İsrail ordusu ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyine hava saldırılarını sürdürüyor
İçeriği Görüntüle

İSTANBUL (AA) - Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 1 Temmuz'da ulusal entegrasyon dönemi başlatılan Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) Sistemiyle ağustos sonuna kadar 130 milyon içecek ambalajının geri dönüşüme kazandırıldığını belirterek 'Ülke genelinde en az 50 bin iade noktasına ve yaklaşık 150 sayma-doğrulama merkezine ulaşmayı hedefliyoruz. Sistemin ekonomimize yıllık yaklaşık 30 milyar liralık katkı sağlamasını öngörüyoruz.' dedi.

Kurum, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Cemre Vakfı ve İstanbul Teknik Üniversitesi işbirliğiyle Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nda düzenlenen NextGenCOP30.5: İklim Zirvesi ve Gençlik Diplomasi Simülasyonu Programı'nın açılışında konuştu.

COP31 Başkanı Bakan Murat Kurum, COP31 yolunda iklim diplomasisinin yeni neslini bir araya getiren COP30.5 buluşmasında gençlerle bir araya gelmekten memnuniyet duyduğunu söyledi.

Etkinliğin yapıldığı Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın geçmişte Yassıada olarak bilindiğini anımsatan Kurum, '27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu hakkında verilen idam kararları milletimizin hafızasında derin bir yara bıraktı. Bugün bu ada Demokrasi ve Özgürlükler Adası adını taşıyor. Bu isim, yaşanan acıları unutmadan milli iradeyi, demokrasiyi ve özgürlükleri gelecek nesillere yani gençlerimize aktarma iradesinin somut bir yansımasıdır. Bir zamanlar demokrasimizin ağır bir sınav verdiği bu mekanda, bugün gençlerimizin diyaloğu, müzakereyi, uzlaşıyı ve ortak çözüm üretmesini öğreniyor olması son derece anlamlıdır.' ifadelerini kullandı.

- 'Felaketlere yol açan iklim değişikliği tüm insanlığın ortak meselesidir'

Öte yandan Bakan Kurum, Nepal'deki ağır bir sel felaketinde yüzlerce kişinin kaybolduğunu, evlerin yıkıldığını, insanların yaşayabileceği mahallelerin kalmadığını hatırlattı. Kurum, şöyle devam etti:

'Tüm insanlığa başsağlığı diliyorum. Geride kalan acılı ailelerin de yanında olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Buradan çıkarılacak bir ders var. Bu sel felaketinin tek nedeni buzulların erimesi, kopan parçaların sıvılaşması ve taşkının kentlere doğru akması. Biz bunu ülkemizde de yaşadık Bartın'da, Rize'de, Giresun'da, Kastamonu'da seller yaşadık. Antalya'da, Muğla'da tarihimizin en büyük orman yangınlarını yaşadık. Bir seferberlik anlayışıyla mücadele ettik. Bugün de bizi bir araya getiren neden de bu. Çünkü o buzulları koparan, o felaketlere yol açan iklim değişikliği hepimizin, tüm insanlığın ortak meselesidir.'

Ülkelerin koşullarının aynı olmadığına, kalkınma düzeyleri, enerji sistemleri, iklim riskleri, finansmana ve teknolojiye erişim imkanlarının birbirinden farklı olduğuna dikkati çeken Kurum, bu nedenle iklim diplomasisinin yalnızca kendi görüşlerini anlatmak değil, karşı tarafın neden farklı düşündüğünü aktarmak, ulusal koşulları doğru okumak ve farklı öncelikler arasında ortak hareket alanı oluşturabilmek olduğunu kaydetti.

Murat Kurum, Antalya'da COP31'e ev sahipliği yapacaklarını anımsatarak ilk andan itibaren başkanlığın yaklaşımını diyalog, uzlaşı ve eylem olmak üzere üç temel ilke üzerine kurduklarını belirtti.

COP31'de Türkiye'nin başkanlığı ve eylem gündemini yürüteceğini, Avustralya'nın ise müzakere sürecinde özel bir sorumluluk üstleneceğini anlatan Kurum, Pasifik ülkelerinin de sürecin önemli bir parçası olacağını söyledi.

Kurum, COP31'i geleceğin COP'u olarak şekillendirirken, geleceğin karar vericilerinin sürecin dışında bırakılmasının düşünülemeyeceğini belirterek, şöyle devam etti:

'2030'a kadar iklim değişikliğinin eğitim müfredatlarına entegre edilmesini istiyoruz. Yine 2035'e kadar toplum genelinde güçlü bir iklim farkındalığının oluşturulmasını hedefliyoruz. Şu salonda iklim değişikliğini konuşabilirsiniz, üniversitede belki yüzde 60-70'inde konuşabilirsiniz ama sokakta iklim değişikliği dediğinizde maalesef o farkındalık yok. Dolayısıyla hep birlikte bu farkındalığı artırmamız gerekiyor. COP30.5'i de bu yaklaşımın somut bir karşılığı olarak görüyorum. Sizler COP31'in misafiri değilsiniz, aktörüsünüz. Buradan yalnızca yeni bilgilerle değil, yeni önerilerle çıkmanızı istiyorum. Antalya'ya taşıyabileceğiniz fikirler üretin. Çünkü geleceğin iklim politikaları, gençlerin masaya getireceği yeni sorunlarla ve yeni çözümlerle daha da güçlü olacaktır.'

COP31'e yalnızca dünyaya ne yapılması gerektiğini anlatmak için hazırlanmadıklarını kaydeden Kurum, kendi ev ödevini yapan, hedeflerini mevzuatla ve sahadaki uygulamayla destekleyen bir Türkiye olarak hazırlandıklarına dikkati çekti.

- '2053 yılına kadar sera gazı emisyonlarından 466 milyon ton azaltım gerçekleştirmeyi hedefliyoruz'

Kurum, 2025'te Türkiye'nin ilk iklim kanununu yürürlüğe koyduklarına işaret ederek 2053 Net Sıfır Emisyon ve Yeşil Kalkınma hedefine giden yolun ara duraklarını da belirlediklerini anlattı.

Bakan Murat Kurum, sözlerine şöyle devam etti:

'İkinci Ulusal Katkı Beyanımızla 2053'e kadar sera gazı emisyonlarından referans senaryoya göre 466 milyon ton azaltım gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Bu önemli bir hedef. Bugün birçok ülkenin belki gerçekleştirdiği emisyonu biz azaltım olarak, bir taahhüt olarak bunu hedef olarak belirledik. Yine, yeşil kalkınma hedefi doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olan, karbon piyasasının hukuki çerçevesini çizecek emisyon ticaret sistemi. Bu da çok önemli. Bununla ilgili yönetmeliğimizi de yayımladık. Yani biz iklim diplomasisinde sözün arkasına hedef, takvim, mevzuat ve uygulama koyuyoruz.'

Şehirler konusunda da yalnızca teori konuşmadıklarını belirten Kurum, 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen yeniden inşa sürecinde iki yılda tamamlanan 500 bin konutu daha dirençli ve daha çevreci şehirler kurmak için bir yol haritasına dönüştürdüklerini anlattı.

Kurum, yeni yapılarda enerji tüketimini yaklaşık yüzde 39 azaltan, sıfır atık uyumlu ve enerji verimliliğini gözeten bir anlayışla hareket ettiklerini belirterek 'COP31 eylem gündeminde de ölçülebilir hedefler ortaya koyuyoruz. 2035'e kadar küresel elektrifikasyon oranının yüzde 35'e çıkarılmasını. Bu çok önemli, hemen hemen bütün sektörleri ilgilendiren bir konu. Yine binalardaki enerji yoğunluğunun yüzde 25 azaltılmasını, döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15'e yükseltilmesini hedefleyen bir uygulama çerçevesi teklif ediyoruz.' diye konuştu.

Sıfır Atık Hareketine dikkati çeken Kurum, '2017'de başladık ve o zaman geri kazanım oranımız yüzde 13'tü. 2025 yılı itibarıyla 90 milyon ton geri kazanılabilir atığı ekonomiye kazandırdık. Yüzde 37 oranlarındayız. Yani 13'ten 37'ye geldik. 2035'te hedefimiz yüzde 60'a gelmek. Yani kullandığımız her materyalin yüzde 60'ını dönüştürmek istiyoruz. Şimdi bu dönüşümü Depozitosu Olan Ambalajlar Sistemimizle (DOA) günlük hayatın içinde, hepimizin de sevdiği, kabullendiği bir projeyle daha da büyütüyoruz. 1 Temmuz'da ulusal entegrasyon dönemini başlattığımız DOA uygulamasıyla ağustos sonuna kadar 130 milyon içecek ambalajını geri dönüşüme kazandırdık. Ülke genelinde en az 50 bin iade noktasına ve yaklaşık 150 sayma-doğrulama merkezine ulaşmayı hedefliyoruz. Bunu yapacağız ne olacak? Sistemin ekonomimize yıllık yaklaşık 30 milyar liralık katkı sağlamasını öngörüyoruz.' ifadelerini kullandı.

Düzenlenen etkinlikte COP31'in fragmanını gördüklerini belirten Kurum, bu programda savunulan değerlerin çok kıymetli olduğunu, çünkü büyük dönüşümlerin aynı masa etrafında yapılan doğru tercihlerle başlayacağını da sözlerine ekledi.


Kaynak: AA