Bugün Hatay’ın ana vatana katılışının yıl dönümü olarak anılan 23 Temmuz, aslında uzun bir tarihi mücadelenin son sayfasıdır. Bu tarih; sabrın, diplomasinin ve milli iradenin zaferi olarak hafızalarda yer almaktadır.
Mondros Sonrası Başlayan Zorlu Dönem
Hatay meselesinin temelleri, Birinci Dünya Savaşı sonrasında atıldı. Osmanlı Devleti’nin Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamasının ardından bölge, önce İngilizlerin, ardından Fransa’nın kontrolüne girdi.
Misak-ı Milli sınırları içerisinde değerlendirilen Hatay, Türkiye açısından hiçbir zaman sıradan bir bölge olarak görülmedi. Bölgenin tarihi, kültürel ve sosyal bağları nedeniyle Ankara Hükümeti, Hatay’ın geleceği konusunda hassas bir politika yürüttü.
Fransa ile Türkiye arasında 1921 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile Hatay, özel bir statüye kavuştu. Bölgede yaşayan Türk nüfusun haklarının korunması güvence altına alınırken, Hatay’ın geleceği meselesi ilerleyen yıllara bırakıldı.
Atatürk Döneminde Hatay Davası Yeniden Gündemde
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Hatay meselesi, devlet politikasının önemli başlıklarından biri haline geldi. Mustafa Kemal Atatürk, Hatay’ın durumunu yakından takip etti ve bölgenin Türkiye ile olan bağlarını her platformda dile getirdi.
Atatürk’ün “Hatay benim şahsi meselemdir” sözleri, bu konudaki kararlılığının en güçlü ifadesi oldu. Atatürk, Hatay’ın geleceğinin diplomatik yollarla ve uluslararası hukuk çerçevesinde çözülmesi için büyük bir mücadele yürüttü.
1936 yılında Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetimine son verme sürecine girmesiyle birlikte Hatay’ın statüsü yeniden uluslararası gündeme taşındı. Türkiye, konuyu Milletler Cemiyeti’ne taşıyarak Hatay halkının kendi geleceğini belirlemesi gerektiğini savundu.
Diplomasi Masasında Büyük Mücadele
Hatay meselesi, dönemin en önemli diplomatik sınavlarından biri oldu. Türkiye, askeri bir çatışmaya yönelmeden, uluslararası görüşmeler yoluyla haklarını savundu.
Milletler Cemiyeti’nin girişimleri sonucunda Hatay için özel bir yönetim modeli oluşturuldu. Bölgenin güvenliği ve siyasi yapısı konusunda çeşitli düzenlemeler yapıldı. 1938 yılında ise Hatay Devleti’nin kurulmasının önü açıldı.
2 Eylül 1938’de kurulan Hatay Devleti, kısa süreli bağımsız yapısıyla Türkiye’ye katılım sürecinin önemli bir aşaması oldu. Hataylıların siyasi iradesi, bu süreçte belirleyici rol oynadı.
Hatay Millet Meclisi'nden Tarihi Karar
Hatay Devleti döneminde yapılan seçimlerin ardından oluşan Hatay Millet Meclisi, bölgenin geleceği konusunda tarihi bir karar aldı.
29 Haziran 1939 tarihinde toplanan Hatay Millet Meclisi, oy birliğiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı verdi. Bu karar, Hatay halkının iradesinin açık bir göstergesi olarak tarihe geçti.
Kararın ardından Türkiye ve Fransa arasında yapılan anlaşmalarla ilhak süreci tamamlandı.
23 Temmuz 1939: Hatay Yeniden Türkiye'de
23 Temmuz 1939 tarihinde Fransız askerleri Hatay’dan ayrıldı ve Türk birlikleri bölgeye girdi. Hatay’da Türk bayrağı göndere çekildi.
Böylece Hatay, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ili olarak resmen ana vatana katıldı. Yıllar süren diplomatik mücadele, halkın kararlılığı ve devletin izlediği stratejik politikalar sonucunda tarihi bir hedef gerçekleşti.

Bir Şehrin Değil, Bir Davanın Zaferi
Hatay’ın Türkiye’ye katılışı, yalnızca siyasi bir karar değil; aynı zamanda bir halkın kimliğine, kültürüne ve tarihine sahip çıkmasının simgesi oldu.
Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük önem verdiği Hatay meselesi, onun vefatından sonra da devletin kararlı politikalarıyla sonuçlandırıldı. İsmet İnönü dönemi yönetimi ve Türk diplomasisinin yoğun çabalarıyla tamamlanan süreç, Cumhuriyet tarihinin en önemli dış politika başarıları arasında yer aldı.
Bugün Hatay’da dalgalanan Türk bayrağı, yalnızca 23 Temmuz 1939’un değil; yıllarca süren mücadelenin, sabrın ve inancın sembolü olarak görülüyor.


