Depremin en ağır yıkımı yaşattığı şehirlerden biri olan Hatay’da, söz konusu paylaşımın kısa sürede yayılmasıyla birlikte sahada büyük bir bilgi kirliliği oluştuğu iddia edilmişti. Şikayetçiler, bu iddianın özellikle ilk saatlerde zaten kırılgan olan koordinasyonu daha da zorlaştırdığını, yardım çalışmalarının saatlerce sekteye uğradığını savundu. Kentte depremle mücadele eden ekiplerin ve vatandaşların aynı anda hem yıkımla hem de yayılan söylentilerle baş etmeye çalıştığı o saatler, davanın temelini oluşturdu.
İstanbul’da görülen davada savcılık, sanıkların cezalandırılmasını talep etti. Ancak mahkeme, suçun oluştuğuna dair yeterli kanaate varmayarak beraat kararı verdi. Kararla birlikte, Oğuzhan Uğur’un avukatına ödenecek yaklaşık 45 bin liralık ücretin hazine tarafından karşılanmasına hükmedildi.

İSTİNAFA TAŞINACAK
Kararın ardından konuşan şikayetçilerden Hasret Yıldırım, Hatay’da yaşananların unutulmadığını vurgulayarak dosyayı istinaf mahkemesine taşıyacaklarını açıkladı. Yıldırım, deprem anında yayılan teyitsiz bilgilerin yalnızca bir söylenti olmadığını, sahadaki gerçek müdahaleyi etkileyen bir unsur haline geldiğini ileri sürdü. Özellikle Hatay’da yardım bekleyen insanların, doğru bilgiye ulaşamadığı anların bedelinin ağır olduğunu dile getirdi.
Hatay’da “o gün ne yaşandı?”
Hatay açısından bakıldığında bu dava, sadece bir sosyal medya paylaşımının ötesinde anlam taşıyor. Depremin ilk saatlerinde yaşanan iletişim kopukluğu, koordinasyon eksikliği ve bilgi kirliliği, kentin hafızasında derin izler bıraktı. Mahkemenin beraat kararı hukuki süreci sonlandırmış olsa da, Hatay’da “o gün ne yaşandı?” sorusu hâlâ tartışılmaya devam ediyor.




