İSTANBUL (AA) - GÜLSELİ KENARLI - Kandilli Rasathanesi bünyesindeki Bilim Tarihi Koleksiyonu Binası'nda bulunan meteoroloji bölümü, 1868'den bu yana tutulan kesintisiz ve detaylı hava durumu kayıtları, gözlem defterleri ve ölçüm cihazlarıyla bilimsel mirası geleceğe taşıyor.
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü bünyesinde ilk kurulduğu yıllarda sismoloji binası olarak kullanılan yapı, bugün 'Bilim Tarihi Koleksiyonu Binası' adıyla hizmet veriyor.
Osmanlı'dan bugüne uzanan meteoroloji kayıtları, gözlem defterleri ve ölçüm cihazlarını barındıran yapı, yüzlerce yıllık bilimsel birikimin sergilendiği müze vasfında önemli bir merkez olarak dikkati çekiyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Afete Hazırlık Laboratuvarı Öğretim Görevlisi ve Bilim Tarihi Koleksiyonu sorumlusu Dr. Tahsin Ömer Tahaoğlu, Kandilli'nin yalnızca deprem değil, köklü bir meteoroloji ve astronomi geçmişine sahip olduğunu söyledi.
Osmanlı dönemine uzanan rasathane geleneğinin modern bilimsel kurumların temelini oluşturduğunu belirten Tahaoğlu, 'Osmanlı'da rasathane geleneği vardı ancak bu yapılar kısa süreli faaliyet gösterdi. Asıl kurumsallaşma 1868'de 'Rasathane-i Amire' ile başladı. Bu, devlet rasathanesi anlamına geliyor ve Pera'da, Beyoğlu'nda, yüksek bir noktada kuruldu çünkü rasathanelerin yüksek bir tepede kurulması gerekiyor.' dedi.
Rasathanenin zaman içinde farklı noktalara taşındığını anlatan Tahaoğlu, kurumun 1900'lü yılların başında Maçka'ya taşındığını, birkaç yıl burada faaliyet gösterdikten sonra 1911'de Fatih Gökmen öncülüğünde deniz seviyesinden yaklaşık 136 metre yükseklikteki Üsküdar'daki İcadiye Tepesi'ne yani bugünkü yerleşkesine taşındığını aktardı.
- Osmanlı'dan bugüne uzanan bilimsel miras sergileniyor
Kandilli yerleşkesindeki yapılaşma sürecine değinen Tahaoğlu, şu bilgileri paylaştı:
'Bugün müze olarak kullanılan sismoloji binasının inşasına 1928'de başlandı ve 1934'te tamamlandı. Mevcut meteoroloji kulesi ise 1967 yılında inşa edildi. Daha önce 1920'li yıllara ait kule yapıları da bulunuyordu. İlk çalışmalar ağırlıklı olarak meteoroloji üzerineydi, günlük hava durumu kayıtları tutuluyordu. 1930'lu yıllarda astronomi çalışmaları öne çıktı. 1935'te teleskopların getirilmesiyle astronomi faaliyetleri hız kazandı. 1999'daki Gölcük Depremi sonrasında ise kurum tamamen deprem merkezi olarak tanınmaya başladı.'
Tahaoğlu, kurumun 1982 yılında alınan kararla Boğaziçi Üniversitesine bağlandığını, bu kararın 1983'te Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini, daha öncesinde kurumun Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olduğunu bildirdi.
Rasathanede kesintisiz 150 yılı aşkın veri kaydı bulunduğuna işaret eden Tahaoğlu, '1868'de Pera'da kurulan Rasathane-i Amire'den itibaren her gün hava durumu kayıt altına alınmış, fırtına, kar, yağmur, nem, soğukluk ve sıcaklık gibi tüm bilgiler defterlere işlenmiştir. Bugün geçmişte yaşanan bir hava olayını bu kayıtlardan teyit edebiliyoruz.' diye konuştu.
Kandilli'de tutulan meteorolojik verilerin yalnızca İstanbul'a değil, tüm Türkiye'ye ait olduğunu belirten Tahaoğlu, ayrıca komşu ülkelerde meydana gelen depremlerin de kayıt altına alındığını söyledi.
- Kayıtları dijital ortama aktarma çalışmaları sürüyor
Kayıtların yapay zekayla dijitale aktarılma çalışmaları bulunduğundan bahseden Tahaoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Yaklaşık 12-13 yıl önce astronomi, astroloji ve matematik alanındaki yazma eserleri dijital ortama aktardık. Şimdi ise meteoroloji bölümündeki kayıt defterleri ve haritalar dijitalleştiriliyor. Çalışmalar sürüyor. Bu sayede bilim insanları geçmişteki iklim koşullarını çok daha detaylı analiz edebilecek hale gelecek.'
Bilim Tarihi Koleksiyonu Binası'nda yalnızca kayıtların değil, tamamı 210 parçadan oluşan geçmişte kullanılan meteorolojik bilimsel cihazların da sergilendiğini belirten Tahaoğlu, koleksiyonda Osmanlı dönemine ait usturlaplar, gök ve yer küreleri, haritalar ve nadir eserlerin bulunduğunu kaydetti.
Koleksiyonda yer alan 19. yüzyıla ait barograf ve nem ölçer gibi cihazların bir kısmının bugün hala kullanılabilir durumda olduğunun altını çizen Tahaoğlu, Marifetname gibi önemli bir eserin yanı sıra 1804 yılında İstanbul'da basılan, Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika'yı kapsayan dört ciltlik bir dünya atlasının da sergilenen eserler arasında yer aldığını ifade etti.




