Uzmanlara göre ataklar 3 saatten 3 güne kadar sürebiliyor ve çoğu zaman tek taraflı ağrıya ışık ve ses hassasiyeti, bulantı ile kusma eşlik ediyor. Fiziksel efor, merdiven çıkma, eğilme, öksürme gibi hareketler ağrıyı daha da artırabiliyor.
Migrenin iki temel tipi bulunuyor: auralı ve aurasız. Auralı migrende baş ağrısından önce görme alanında ışık çakmaları, zikzaklı çizgiler, bulanıklık ve parlamalar gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Bu uyarı işaretleri genellikle ağrıdan yaklaşık yarım saat önce başlıyor.
Atakları tetikleyen faktörler kişiden kişiye değişiyor. Parlak ışıklar, keskin kokular, çikolata, mayalı içecekler, lodos, deterjanlar, parfümler ve klima ortamları en sık bildirilen tetikleyiciler arasında yer alıyor. Uzmanlar, hastaların kendi tetikleyicilerini tanımasının tedavinin en önemli basamaklarından biri olduğunu vurguluyor.
Dikkat çekilen bir diğer önemli konu ise kontrolsüz ağrı kesici kullanımı. Ayda 10–15 günden fazla ilaç alan kişilerde “aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı” gelişebiliyor. Bu durum, migreni daha inatçı hale getirerek tanı ve tedaviyi zorlaştırabiliyor.
Tedavide iki temel yaklaşım bulunuyor: Atak tedavisi ve koruyucu tedavi. Koruyucu tedavinin amacı, atakların sıklığını ve şiddetini azaltmak. Ayda 3–4’ten fazla, şiddetli ve günlük yaşamı olumsuz etkileyen baş ağrıları olanların mutlaka bir uzmana başvurması gerektiği belirtiliyor. Özellikle 50 yaş sonrası başlayan, ilaçlara yanıt vermeyen ya da nörolojik belirtilerle seyreden baş ağrıları ciddiyetle değerlendirilmesi gereken uyarı işaretleri arasında.
Migrenin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altı çizilirken; klasik ilaçların yanı sıra yeni nesil enjeksiyonlar, akıllı ilaçlar ve botulinum toksini gibi modern yöntemlerin de başarıyla uygulandığı ifade ediliyor. Uzmanlar, doğru tanı, düzenli takip ve hasta-uzman iş birliğiyle migrenin kontrol altına alınabileceğini vurguluyor.



