Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı 2025 yılı çocuk istatistikleri, Türkiye’de çocuk nüfus oranının son 90 yılın en düşük seviyesine gerilediğini ortaya koydu. 2025 sonu itibarıyla Türkiye’nin toplam nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişi olurken, bunun 21 milyon 375 bin 930’unu çocuklar oluşturdu. Böylece çocuk nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 24,8 olarak kayıtlara geçti.
TÜİK verilerine göre bu oran, verilerin tutulmaya başlandığı 1935 yılından bu yana görülen en düşük seviye oldu. Bir önceki yıl çocuk nüfus oranı yüzde 25,5 olarak açıklanmıştı.
Çocuk nüfusunda gerileme sürüyor
Birleşmiş Milletler tanımına göre 0-17 yaş grubunu kapsayan çocuk nüfus, Türkiye’de 1970 yılında toplam nüfusun yüzde 48,5’ini oluşturuyordu. Bu oran 1990’da yüzde 41,8’e gerilerken, 2025 itibarıyla yüzde 24,8’e kadar düştü.
Çocuk nüfusun cinsiyet dağılımında ise erkek çocukların oranı yüzde 51,3, kız çocukların oranı yüzde 48,7 olarak belirlendi.
TÜİK’in nüfus projeksiyonları da düşüşün önümüzdeki yıllarda devam edeceğine işaret ediyor. Buna göre çocuk nüfus oranının 2030’da yüzde 22,1’e, 2040’ta yüzde 17,9’a, 2060’ta yüzde 16,9’a, 2080’de yüzde 15,2’ye ve 2100’de yüzde 14,5’e kadar gerilemesi bekleniyor.
Türkiye, AB ortalamasının üzerinde
Avrupa Birliği üyesi 27 ülke incelendiğinde, 2025 yılında çocuk nüfus oranı ortalaması yüzde 17,6 olarak kaydedildi. En yüksek çocuk nüfus oranına sahip ülkeler yüzde 22,7 ile İrlanda, yüzde 20,4 ile Fransa ve İsveç oldu.
En düşük oranlar ise yüzde 14,5 ile Malta, yüzde 14,9 ile İtalya ve yüzde 15,5 ile Portekiz’de görüldü. Türkiye’nin yüzde 24,8’lik çocuk nüfus oranı, AB ortalamasının üzerinde yer alsa da ülkedeki düşüş eğilimi dikkat çekici bulundu.
Ekonomik koşullar aile kararlarını etkiliyor
Uzmanların uzun süredir dikkat çektiği başlıklardan biri de çocuk sahibi olma kararlarının ekonomik koşullardan giderek daha fazla etkilenmesi. Artan hayat pahalılığı, kira ve konut sorunu, eğitim masrafları, temel tüketim giderlerindeki yükseliş ve bakım yükünün ağırlaşması, birçok ailenin çocuk sayısını azaltmasına ya da çocuk sahibi olma planını ertelemesine neden olan unsurlar arasında gösteriliyor.
Özellikle genç çiftler açısından gelir güvencesi, düzenli istihdam ve geleceğe dair ekonomik belirsizlikler, aile kurma ve çocuk yapma kararında belirleyici hale geliyor. Bu tablo, çocuk nüfusundaki gerilemenin yalnızca demografik değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir başlık olarak da ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Çocuk nüfusundaki düşüş, yalnızca istatistiksel bir veri değil; ekonomik koşullar, yaşam maliyetleri ve ailelerin gelecek beklentileriyle doğrudan bağlantılı bir toplumsal gösterge niteliği taşıyor.
Uzun vadeli etkiler gündemde
Çocuk nüfus oranındaki gerileme, önümüzdeki yıllarda eğitimden iş gücü piyasasına, sosyal politikalardan yaşlı nüfus dengesine kadar pek çok alanda yeni tartışmaları beraberinde getirebilir. Uzmanlar, doğurganlık eğilimindeki düşüşün uzun vadede nüfus yapısını daha da yaşlandırabileceğine dikkat çekiyor.
Türkiye’nin halen AB ülkelerine kıyasla daha yüksek bir çocuk nüfus oranına sahip olması önemli bir veri olarak öne çıksa da, son yıllardaki hızlı gerileme demografik dönüşümün hızlandığını gösteriyor.




