Olası İstanbul depremine ilişkin dikkat çeken bir değerlendirme geldi. Jeoloji mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, depremin büyüklüğünden çok sarsıntı süresinin yıkım üzerinde belirleyici olabileceğini vurguladı.
Sosyal medya hesabından açıklama yapan Bektaş, kamuoyunda sıkça tartışılan “büyük yıkım senaryosu”na farklı bir perspektif sundu.
“Asıl Belirleyici Süre”
Bektaş’a göre olası İstanbul depreminde asıl belirleyici unsur, depremin moment büyüklüğü değil, yer hareketinin ne kadar sürdüğü olacak.
“Bizi korkutan büyük yıkım senaryosu, sarsıntı süresi kısaldıkça zayıflıyor.”
Uzman isim, ana fay hattının tek parça halinde kırılması yerine parça parça kırılması durumunda sarsıntı süresinin kısalabileceğine işaret etti. Bu senaryoda özellikle yeni yönetmeliklere uygun inşa edilen yapıların ayakta kalma ihtimalinin artabileceğini ifade etti.
Fay Parça Parça Kırılırsa Ne Olur?
Marmara Denizi’ndeki ana fay hattının tek segment halinde kırılması, uzun süreli ve yüksek enerjili bir sarsıntı anlamına gelebilir. Ancak segmentli kırılma halinde:
-
Sarsıntı süresi kısalabilir
-
Enerji boşalımı zamana yayılabilir
-
Yapılar üzerindeki dinamik yük azalabilir
Bu durum, özellikle mühendislik standartlarına uygun inşa edilmiş binalar açısından daha düşük yıkım riski anlamına gelebilir.
2018 Sonrası Yapılar Daha Avantajlı
Bektaş, 2018 sonrası yapılan binaların yürürlükteki deprem yönetmeliğine göre daha güçlü mühendislik kriterleriyle inşa edildiğini hatırlattı.
Bu çerçevede:
-
Beton ve donatı kalitesi
-
Zemin etüdü zorunluluğu
-
Performans esaslı tasarım yaklaşımı
gibi kriterlerin, olası bir depremde yapıların dayanıklılığını artırabileceği belirtiliyor.
İstanbul Depremi Tartışmaları Sürüyor
Uzmanlar arasında Marmara’daki fayın kırılma biçimi ve olası deprem senaryoları konusunda farklı görüşler bulunuyor. Ancak Bektaş’ın açıklaması, kamuoyunda sıkça gündeme gelen “büyüklük” tartışmasının ötesinde süre faktörünü öne çıkararak yeni bir değerlendirme zemini oluşturdu.
Deprem uzmanları, her senaryoya karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurgularken, bireysel ve kurumsal düzeyde afet bilincinin artırılmasının önemine dikkat çekiyor.




