İSTANBUL (AA) - Inpharmus Üst Yöneticisi (CEO) İsmet İnce, global şirketlerin pazara giriş stratejilerinden ülkelerin sağlık bütçelerine kadar birçok değişkenin hastaların tedaviye erişim süresini etkilediğini, bu nedenle yapının bütüncül değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Şirketten yapılan açıklamaya göre, ilaç sektöründe hastaların tedaviye erişim süresi, regülasyon süreçlerinin yanı sıra sağlık sistemlerinin bütçe yapısı, geri ödeme mekanizmaları ve operasyonel koordinasyon gibi birbiriyle bağlantılı birçok faktör tarafından belirleniyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen İnce, tedaviye erişimde yaşanan gecikmelerin tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirterek, özellikle nadir hastalıklar alanında teşhis edilememiş hasta sayısının önemli bir başlık olduğuna dikkati çekti.
İlaç sektöründe hız kavramının çoğu zaman operasyonel bir performans göstergesi olarak ele alındığına ve kritik tedavi alanlarında daha geniş bir anlam taşıdığına değinen İnce, şunları kaydetti:
'Hız, organizasyonel bir zihniyetle başlar. Hasta ihtiyacının önceliklendirilmesi durumunda, tüm süreçler buna göre şekilleniyor. Operasyonel süreçlerde ise medikal taleplere dönüş süresi, lojistik akış ve regülasyon izinleri gibi alanlarda performans ölçülüyor. Gelişen pazarlar, homojen bir yapı göstermiyor. Her ülke kendi regülasyon ve sağlık sistemi dinamiklerine sahip. İnovatif tedaviler genellikle sınırlı hasta gruplarına hitap etmesi nedeniyle yüksek maliyetli oluyor. Bu durum, geri ödeme süreçlerini daha kritik hale getiriyor. Mali kısıtların belirgin olduğu pazarlarda erişim süreçleri uzayabiliyor. Küresel ölçekte artan fiyat baskısı da yeni bir dinamik oluşturuyor.'
- 'Türkiye güçlü bir altyapıya sahip'
İnce, global şirketlerin pazara giriş stratejilerinden ülkelerin sağlık bütçelerine kadar birçok değişkenin tedaviye erişim süresini etkilediğini ve yapının bütüncül değerlendirilmesi gerektiğini aktararak, şu değerlendirmelerde bulundu:
'Türkiye, ilaçlara erişim açısından birçok gelişmiş ülkeyle benzer seviyede, bazı alanlarda ise daha ileri bir konumda bulunuyor ve klinik araştırmalara katılım konusunda da güçlü bir altyapıya sahip. Türkiye'nin sağlık sistemindeki bu kapasitesi, ilaç geliştirme ve erişim süreçlerinde önemli bir avantaj sunuyor. AR-GE yatırımlarının artırılmasıyla Türkiye, önümüzdeki dönemde ilaç sanayisinde daha güçlü bir konuma ulaşabilir.'
İnce, ilaç sektöründe rekabetin yalnızca bilimsel inovasyonla sınırlı kalmadığını, geliştirilen tedavilerin hastaya ulaştırılmasını sağlayan sistemlerin de giderek daha kritik hale geldiğini vurguladı.
Sektörde işbirliklerinin arttığına ve inovasyonun daha parçalı bir yapıya evrildiğine dikkati çeken İnce, süreçte regülasyon yönetimi ve operasyonel yetkinliklerde önemin arttığını aktardı.
İnce, tedavi başarısının yalnızca lansman performansıyla ölçülemeyeceğini, temel göstergenin hastaya sağlanan gerçek fayda olduğunu kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
'Hekim geri bildirimleri, bu değerlendirmede önemli bir rol oynuyor. Finansal sonuçlar ise yapılan işin doğal bir çıktısı olarak görülüyor. Gelecek dönemde sağlık ekosisteminde en belirleyici dönüşüm, yapay zekayla gerçekleşecek. Bu teknoloji, ilaç geliştirme süreçlerinde verimliliği artıracak. Yapay zeka, deneme-yanılma oranını azaltarak hem geliştirme süresini kısaltabilecek hem de maliyetleri düşürebilecek. Bu durum, tedavilere erişimi de olumlu yönde etkileyebilecek. İlaç sektöründe son yıllarda ürün odaklı yapıdan hasta ve hekim deneyimini merkeze alan bir dönüşüm yaşanıyor. Bu değişim, organizasyonel yapıları da etkiliyor. Medikal ekiplerin rolü giderek artıyor. Bilimsel iletişim, gerçek dünya verisi ve klinik çalışmaların yönetimi, şirketlerin öncelikleri arasında yer alıyor.'




