Anahtar Parti olarak, Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in 9 Ocak 2026 tarihli MÜSİAD sunumunda ileri sürdüğü temel iddiaları, kamuoyunun erişebildiği göstergeler ve sunumdan seçilmiş örnekler üzerinden dikkatle değerlendirdik. Görüyoruz ki, sunumun genel çerçevesi “iyileşme” anlatısı kurarken; sahadaki gerçeklik ve makro göstergelerin bütünlüklü okuması, Türkiye ekonomisinin talep yönlü, enflasyonla cilalanmış ve dış kırılganlığı kalıcılaştıran bir patikada ilerlediğini göstermektedir.

Büyüme ve Enflasyon: “İhracat öncüllü büyüme” iddiası gerçeği yansıtmıyor. İl Başkanı Nazmi Kıymacı, “Türkiye’nin temel meselesi “sunum diliyle” çözülemez. Türkiye’nin sorunu; üretim, verimlilik, kurumsal kapasite ve adaletli bölüşüm ekseninde derinleşen yapısal tıkanmadır” tespitinde bulundu ve Bakan Mehmet Şimşek’in sunumunda yer alan büyüme ve

enflasyon tespitlerine şu eleştirileri getirdi: “Sayın Bakan’ın büyümenin dengeli ve ihracat öncüllü olduğu iddiası, 2023–2025 dönemi verileriyle örtüşmemektedir. Bu dönemde büyümenin ana sürükleyicisi; iç talep ve kamu harcamalarındaki

artıştır. İhracat tarafında ise “patlama” iddiasını doğrulayacak bir sıçramadan söz edilemez. Söz konusu dönemde sanayi üretiminde düşüş görülürken, büyümenin önemli kısmı inşaat ve hizmet sektörü katkısıyla gerçekleşmiştir. İhracat öncüllü büyüme, ancak arz yönlü, üretim kapasitesini güçlendiren bir dönüşümle mümkündür. Bugünkü görünüm, “talep yönlü köpük büyüme” niteliği taşımaktadır.”

Öte yandan, iktidarın yıllar itibarıyla planladığı enflasyon ile gerçekleşen enflasyon arasındaki farklar, ekonomi yönetimindeki tutarsızlığın ve öngörü zafiyetinin delilidir. TÜİK, ENAG ve İTO göstergeleri arasındaki uçurum, toplumun “enflasyonu hangi gerçeklikle yaşayacağı” konusunda kurumlararası bir

kaos üretmektedir. En üzücü olan ise TÜİK’in “eksik/bilgi saklama” iddialarıyla yargı süreçlerinin konusu olmasıdır. İktidar, yüksek enflasyondan aşağı yönlü eğimi çoğu zaman baz etkisi üzerinden okumakta; istikrarsızlığı algı yönetimi ile gölgelemeye çalışmaktadır. Bu süreç, geniş toplum kesimlerinin alım gücünü aşındırmakta ve refahı değil, finansal kazançları artıran bir düzen kurmaktadır.”

Cari denge ve dış kırılganlık: “İyileşme” beklentisi kırılgan zeminde

İl Başkanı, sunumda ye alan “cari dengede kademeli iyileşme beklentisi”ni ise şu sözlerle eleştirdi:

Türkiye’nin enerji ithalat bağımlılığı sürmektedir. Cari taraftaki görece hareketlenme, büyük ölçüde portföy girişleri ve kısa vadeli finansman akımlarına dayanmaktadır; yapısal dönüşüm sınırlıdır. Dahası, son dönemdeki gümrük tarifesi uygulamalarının (Cumhurbaşkanımızın ABD ziyareti öncesi kararname düzenlemeleri) cari açık üzerinde artırıcı etki

yaratacağına dair güçlü bir izlenim oluşmuştur. Özetle; cari açık sorunu çözüme kavuşturulmak yerine sürüncemede bırakılmaktadır.

NAZMİ KIYMACI, ikiz açıklarla mücadeleye dönük Anahtar Parti Politika Önerileri’nin (Bilgi Notu 47) ciddiyetle ele alınması gerektiğini vurguladı.

Maliye politikası: “Disiplin” görüntüsü enflasyon ve dolaylı vergiyle kuruluyor İl Başkanı Kıymacı, Sayın Bakan’ın mali disiplinin güçlendiğini iddia ettiğini, oysa bütçe görünümünün önemli ölçüde enflasyonun aşındırıcı etkisi ve dolaylı vergiler üzerinden iyileştirilmiş bir tablo sunduğunu, harcama kalitesi, etkinlik ve verimlilik boyutunun yeterince ele alınmadığını, mevcut bütçe yaklaşımının, enflasyonist büyüme tercihlerini güçlendirdiğini söyledi. Borç yönetimi: “Oran illüzyonu”

ve seçmeci göstergeler

Kamu borcu ve bütçe açığı oranlarının sunumda “pozitif algı” üretecek biçimde seçildiğinin görüldüğünü söyleyen Nazmi Kıymacı, “Örneğin Brüt Dış Borç Stoku/GSYİH oranları; 2023’te %42,7, 2024’te %32,1, 2025’te %36,7 şeklinde sunularak iyimser bir resim çizilmektedir. Ancak net borç göstergeleri daha farklı bir tabloya işaret etmektedir: IMF net borç stoku oranları 2023’te %22, 2024’te %20, 2025’te %22,5 düzeyindedir; yani 2025 itibarıyla yeniden kötüleşme söz konusudur. Benzer durum bütçe açığının GSYİH’ye oranında da görülmektedir. Sayın Bakan’a göre oranlar 2023’te %5,1, 2024’te %4,7, 2025’te %2,9 iken; enflasyondan arındırılmış IMF göstergelerinde 2023’te %2,3, 2024’te %3,3, 2025’te %3,9 görülmektedir. Bu sonuç, bütçe açığının AB Maastricht kriteri olan %3 eşiğini aştığını göstermekte; kredi derecelendirme kuruluşları ve CDS primleri üzerinden de risk algısını beslemektedir.

Hatay'da 330 milyonluk dev projede çalışmalar sürüyor
Hatay'da 330 milyonluk dev projede çalışmalar sürüyor
İçeriği Görüntüle

Türkiye’ye yatırım yapmak, spekülatif risk eşiğinin dışına çıkarılamamaktadır.” açıklamasında bulundu.

Verimlilik: İyileşme değil, “ihmalin itirafı”

Toplam faktör verimliliğine ilişkin sunulan oranların dahi, 2006’dan bu yana verimliliğin ihmal edildiğini gösteren bir itiraf niteliğinde olduğunu bildiren İl Başkanı, ellerindeki verinin 2002–2006 %3,2; 2010 2014 %0,7; 2015–2019 %0,5; 2020–2024 %1,5; 2025 öngörülen %2 şeklinde olduğunu, bozulan kurumsal yapının, beşeri sermaye kalitesindeki çözülme ve inovasyon eksikliğinin, Türkiye’de yoksullaştıran büyümenin net delilleri olduğunu ifade etti. yapisal sorunlar kilim altina süpürülmekte.

İl Başkanı Kıymacı, Anahtar Parti’nin, orta vadede ikiz açıkların kök nedenlerini azaltacak çözümleri üretirken; uzun vadede daha kalıcı çözüm için entelektüel açık, kurumsal açık ve teknoloji/bilişim açığı ile mücadeleyi planladığını söyledi.

Anahtar Parti İl Başkanı, sözlerini şöyle noktaladı: “Türkiye, sunumlarla “iyileşen” değil; doğru teşhis, gerçekçi hedef, üretim temelli dönüşüm ve adil bölüşümle güçlenen bir ekonomi inşa etmek zorundadır. Anahtar Parti, bu hedef doğrultusunda çözüm setlerini ve bilgi notlarını kamuoyunun denetimine açık biçimde paylaşmaya devam edecektir.

Muhabir: Haber Merkezi