Sevgili genç…
Bazen etrafına bakarsın; biri üniversiteyi kazanmıştır, biri işe başlamıştır, biri çok başarılıdır, biri mutlu görünür…
Sonra sessizce kendine sorarsın:
“Ben neden hâlâ istediğim yerde değilim?”
İşte tam o anda kendine haksızlık etmeye başlarsın.
Unutma…
Senin hayatın, başkasının hayatıyla yarışmak için verilmedi.
Herkesin zamanı farklıdır. Kiminin yolu kısa, kimininki uzun; kimi erken bulur kendini, kimi yıllar sonra…
Ama geç kalmak diye bir şey yoktur.
Sosyal medyada gördüğün hayatların tamamının gerçek olduğunu da sanma. İnsanlar çoğu zaman hayatlarının en güzel birkaç dakikasını gösterirler; sen ise kendi hayatının bütün yükleriyle onu karşılaştırırsın.
Bu adil değil.
Bir sınavdan düşük not aldın diye başarısız değilsin.
Bir işte reddedildin diye değersiz değilsin.
Bir ilişkin bitti diye sevilmeye layık olmadığını düşünme.
Bir hayalin bugün gerçekleşmedi diye ondan vazgeçmek zorunda değilsin.
Düştüğün yer, kim olduğunu belirlemez. Oradan nasıl kalktığın belirler.
Ve sana bir şey daha söylemek istiyorum:
Kendine kızmak yerine kendini anlamaya çalış.
Yorulduysan dinlen.
Kafanın içi çok kalabalıksa güvendiğin biriyle konuş.
Tek başına taşıyamadığın bir yük varsa yardım iste.
Çünkü yardım istemek güçsüzlük değildir.
Bazen insanın kendine yaptığı en büyük iyilik, “Ben bunu tek başıma taşımak zorunda değilim.” diyebilmektir.
Sevgili genç…
Kimsenin hayatına geç kalmadın.
Sen kendi hayatının içindesin ve daha yazılacak çok sayfan var.
Bugün kendini başkalarıyla kıyaslamak yerine aynaya bak ve kendine şunu söyle:
“Ben henüz yolun başında olabilirim. Ama kendi yolumu bulacağım.”
Çünkü hayat, en hızlı koşanın değil; vazgeçmeden yürümeye devam edenin hikâyesidir.
MELTEMCE