Birbirimizi anlamayı ne zaman bıraktık?
Belki de bu sorunun cevabını ararken, önce kendimize bakmamız gerekiyor. Çünkü artık herkesin söyleyecek bir sözü, savunacak bir fikri, karşı çıkacak bir cümlesi var. Fakat kimsenin karşısındaki insanı gerçekten dinleyecek kadar sabrı yok.
Bir başkasının yaşadığı acıyı anlamak yerine yorum yapıyoruz.
Birinin hatasını anlamaya çalışmak yerine yargılıyoruz.
Bir insanın neden böyle davrandığını sormadan, onu hemen suçluyoruz.
Çünkü empatiyi kaybettik.
Ve belki de bunun farkına bile varmadık.
Bugün bir insanın başına kötü bir şey geldiğinde, önce “Neden olmuş?” diye soruyoruz.
Bir kadın şiddete uğradığında kıyafetini konuşuyoruz.
Bir genç hayatına son verdiğinde ne yaşadığını değil, hayatını sorguluyoruz.
Bir çocuk hata yaptığında neden yaptığını anlamaya çalışmak yerine onu etiketliyoruz.
Bir insan ekonomik sıkıntı yaşadığında yaşadığı zorluğu değil, yaptığı harcamaları konuşuyoruz.
Sanki herkes kendi hayatının kusursuz hakimiymiş gibi…
Oysa kimsenin hikâyesini tam olarak bilmiyoruz.
Bir insanın yüzündeki gülümsemenin arkasında kaç gecelik uykusuzluk olduğunu bilmiyoruz.
Yanımızdan geçen kişinin evinde ne yaşadığını bilmiyoruz.
Yan masada sessizce oturan insanın hangi haberi beklediğini bilmiyoruz.
İş yerinde sürekli dalgın gördüğümüz kişinin kafasında hangi problemi taşıdığını bilmiyoruz.
Ama yine de çok kolay hüküm veriyoruz.
Çünkü hüküm vermek, anlamaya çalışmaktan daha kolay.
Birbirimizi dinlemeyi unuttuk
Eskiden bir insan derdini anlatırken onu dinlemek önemliydi.
Şimdi ise çoğu zaman karşımızdaki konuşurken vereceğimiz cevabı düşünüyoruz.
Dinlemiyoruz.
Cevap hazırlıyoruz.
Haklı çıkmaya çalışıyoruz.
Tartışmayı kazanmak, insanı anlamaktan daha önemli hale geliyor.
Sosyal medyada bunun daha da büyük bir örneğini görüyoruz. Bir cümle, bir fotoğraf, birkaç saniyelik bir video…
Bir insanın bütün hayatı hakkında fikir sahibi olmamız için yetiyor.
Bir paylaşım yapılıyor ve insanlar hemen taraf oluyor.
Kimse olayın tamamını bilmiyor ama herkes kararını vermiş oluyor.
Bir insanı tanımadan seviyoruz ya da nefret ediyoruz.
Bir olayın tamamını bilmeden hüküm veriyoruz.
İşte empati tam da burada kayboluyor.
Peki empatiyi kaybedersek ne olur?
Önce anlayış azalır.
Sonra sabır.
Sonra hoşgörü.
Ardından güven.
Ve sonunda insanlar birbirinden uzaklaşır.
Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirinin adını bilmez.
Aynı masada oturan insanlar telefonlarından birbirleriyle konuşur.
Aynı şehirde yaşayan insanlar birbirinin derdinden habersiz yaşar.
Kalabalıkların içinde yalnızlaşırız.
Sonra da “İnsanlar neden bu kadar yalnız?” diye sorarız.
Belki de cevabı çok basittir:
Çünkü birbirimizi görmeyi bıraktık.
Bakıyoruz ama görmüyoruz.
Dinliyoruz ama duymuyoruz.
Konuşuyoruz ama anlaşılmıyoruz.
Herkesin görünmeyen bir savaşı var
Belki bugün trafikte bize sert davranan insanın hayatında çok zor bir gün vardır.
Belki markette fiyat etiketinin karşısında uzun süre duran kişinin hesabında o ürünü alacak kadar para yoktur.
Belki sürekli gülen arkadaşımız geceleri yalnız kaldığında ağlıyordur.
Belki sessiz bir çocuğun anlatamadığı bir derdi vardır.
Bilmiyoruz.
İşte bu yüzden biraz daha dikkatli davranmalıyız.
Çünkü karşımızdaki insanın hikâyesini bilmiyorsak, onun hakkında kesin konuşmak yerine biraz susmak da bir erdemdir.
Empati, karşımızdaki insanla aynı fikirde olmak değildir.
Onun yaşadığını anlamaya çalışmaktır.
Onun yerine kendimizi koyabilmektir.
“Ben olsaydım ne hissederdim?” diye sorabilmektir.
Sıra neyi kaybetmekte?
Bugün empatiyi kaybediyoruz.
Yarın neyi kaybedeceğiz?
Birbirimize duyduğumuz güveni mi?
Merhameti mi?
Hoşgörüyü mü?
Komşuluğu mu?
Dayanışmayı mı?
Belki de bunların hepsini…
Çünkü bir toplumun güçlü olması yalnızca ekonomik gücüyle, teknolojisiyle ya da sahip olduğu binalarla ölçülmez.
Bir toplumun gerçek gücü, zor durumda olan insanına nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Bir insan düştüğünde onu kaldırıyor muyuz?
Yoksa neden düştüğünü mü tartışıyoruz?
Bir insan ağladığında yanında duruyor muyuz?
Yoksa “abartıyor” deyip geçiyor muyuz?
Bir insan hata yaptığında ona ikinci bir şans veriyor muyuz?
Yoksa tek bir hatayla bütün hayatını mı yargılıyoruz?
Asıl mesele burada.
Belki de yeniden başlamamız gerekiyor
Büyük değişimler beklemeye gerek yok.
Bugün yanımızdaki insanı gerçekten dinleyerek başlayabiliriz.
Birini yargılamadan önce hikâyesini anlamaya çalışabiliriz.
Bir başkasının acısını küçümsemek yerine yanında durabiliriz.
Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı olan şey çözüm değildir.
Sadece anlaşılmaktır.
Belki de bugün hepimizin birbirine verebileceği en değerli şey para, tavsiye ya da cevap değil.
Biraz anlayış.
Biraz sabır.
Biraz merhamet.
Ve en önemlisi, yeniden insan olmanın ne demek olduğunu hatırlamak.
Çünkü empatiyi kaybettiğimizde yalnızca başkasını anlamayı kaybetmeyiz.
Birbirimize insan gibi davranma yeteneğimizi de kaybederiz.
O yüzden soruyu bugün sormak gerekiyor:
Empatiyi kaybettik… Sıra neyi kaybetmekte?
Cevabı aslında hepimizin elinde.
Çünkü bir toplumun geleceği, birbirine ne kadar bağırdığıyla değil; birbirini ne kadar anlayabildiğiyle şekillenir.