Eskiden gelecek konuşulurdu.

Sofra başında, çay eşliğinde, komşu ziyaretlerinde, iş çıkışlarında insanların dilinden aynı cümleler dökülürdü:

“Beş yıl sonra…”

“Çocuk biraz büyüsün…”

“Bir ev alalım…”

“Emekli olunca…”

İnsanlar bugünden çok yarını konuşurdu. Çünkü yarına dair umut vardı. Plan yapmak cesaret isterdi ve o cesaret toplumun büyük bölümünde vardı.

Bugün ise aynı masalarda bambaşka cümleler kuruluyor.

“Bu ayı çıkarabilecek miyiz?”

“Elektrik faturasını nasıl ödeyeceğiz?”

“Kiraya yine zam gelir mi?”

“Yarın işimiz duruyor mu?”

Artık insanlar gelecek planı yapmıyor; günü kurtarmanın hesabını yapıyor.

Toplumun ruh halindeki en büyük değişim belki de tam burada yatıyor. Çünkü ekonomik krizler sadece cebi değil, zihni de etkiliyor. Geçim sıkıntısı büyüdükçe insanların hayalleri küçülüyor. Bir zamanlar ev sahibi olmayı konuşan gençler şimdi kira ödeyebilmenin hesabını yapıyor. Üniversiteyi bitirenler mesleklerini değil, hangi işe girebilirlerse onu düşünüyor. Anne babalar çocuklarının geleceğini planlamak yerine mutfağın masrafını denkleştirmeye çalışıyor.

Bir ülkenin en büyük kaybı yalnızca alım gücünün düşmesi değildir. En büyük kayıp, insanların geleceğe dair hayal kurmayı bırakmasıdır.

Çünkü hayal kurmayan toplum yatırım yapmaz. Risk almaz. Üretmez. Kendini geliştirmez. Sadece ayakta kalmaya çalışır.

Ve belki de bugün yaşadığımız en sessiz kriz budur.

İnsanlar artık gelecekten değil, faturadan konuşuyor.

Tasarruftan değil, eksilen alışveriş poşetinden konuşuyor.

Yatırımdan değil, ay sonunu nasıl getireceğinden konuşuyor.

Bu değişim rakamlarla ölçülemeyecek kadar derindir. Çünkü mesele yalnızca ekonomi değildir; umut ekonomisidir.

Bir toplum geleceğini konuşmayı bıraktığında, aslında en değerli sermayesini kaybetmeye başlar.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Biz ne zaman “Beş yıl sonra…” demeyi bıraktık da, “Bu ayı nasıl çıkaracağız?” demeye başladık?

İşte asıl üzerinde durulması gereken mesele tam da budur. Çünkü geleceğini konuşamayan bir toplum, sadece bugünü değil, yarınlarını da sessizce tüketmeye başlar.