Hayatta kaybettiklerimizin yerine yenilerini koymayı öğreniyoruz.
Kırılan bir eşyanın yenisini alıyoruz.
Giden bir işin yerine başka bir iş buluyoruz.
Kaybettiğimiz bir dostluğun ardından yeni insanlar tanıyoruz.
Bazen bir şehirden ayrılıp başka bir şehirde yeniden hayat kuruyoruz.
İnsan, zamanla birçok eksikliğin içinde yaşamayı öğreniyor.
Ama bazı boşluklar vardır ki ne zaman geçerse geçsin kapanmaz.
Çünkü ailenin yeri başka hiçbir şeyle doldurulamaz.
Aile, yalnızca aynı evde yaşayan insanların adı değildir.
Aile; insanın düştüğünde elinden tutan, başarısında içtenlikle sevinen, sustuğunda ne anlatmak istediğini anlayan yerdir.
Dünyanın geri kalanı sizden yüz çevirdiğinde bile kapısını size açık tutan bir evdir bazen.
İnsan büyüdükçe bunu daha iyi anlıyor.
Gençken özgürlüğün her şey olduğunu sanıyoruz. Kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı, kimseye ihtiyaç duymamayı güç zannediyoruz.
Oysa hayat insana şunu öğretiyor:
Güçlü olmak, kimseye ihtiyaç duymamak değildir.
Güçlü olmak; ihtiyaç duyduğunda kimin yanında olduğunu bilmektir.
Çünkü insanın hayatta kazanabileceği çok şey vardır.
Para kazanılır.
Makam değişir.
Ev değişir.
Şehir değişir.
Çevre değişir.
İnsanlar hayatımıza girer, bazıları sessizce çıkar.
Fakat aile bağları, gerçekten korunmuşsa, insanın ömrü boyunca taşıdığı en kıymetli miraslardan biridir.
Bu yüzden aileyi kaybetmeden kıymetini bilmek gerekir.
Bir anneye “İyi ki varsın” demek için yarını beklememeli insan.
Bir babanın elini tutmak için özel bir gün aramamalı.
Kardeşine küslüğü gurur meselesi yapmamalı.
Evladının sesini duymayı, onunla aynı sofraya oturmayı ertelememeli.
Çünkü hayatın en büyük yanılgılarından biri, sevdiklerimizin hep orada olacağını düşünmektir.
Oysa zaman beklemiyor.
Bugün aynı sofrada oturduğumuz insanlar, yarın yalnızca bir fotoğrafın içinde kalabilir.
İşte o zaman insan, hayat boyunca peşinden koştuğu birçok şeyin aslında ne kadar küçük olduğunu fark ediyor.
İnsan en büyük servetinin, yanında taşıdığı insanlar olduğunu geç anlamamalı.
Aile kusursuz değildir.
Her ailede kırgınlık olur, anlaşmazlık olur, yanlış anlaşılmalar olur. Bazen aynı çatı altında birbirini anlamayan insanlar bile olabilir.
Ama aile olmak, hiç kırılmamak değil; kırıldığında yeniden birbirine dönmenin yolunu bulabilmektir.
Çünkü hayat dışarıda yeterince yorucu.
İnsanın en azından kendi evinde huzura, kendi insanlarında güvene ihtiyacı var.
Bu yüzden çocuklarımıza sadece iyi bir gelecek bırakmayı değil, birbirlerine sahip çıkmayı da öğretmeliyiz.
Onlara başarıyı anlatırken karakteri, özgürlüğü anlatırken saygıyı, hayatı anlatırken aileyi unutmamalıyız.
Çünkü insan dünyayı değiştirebilir, büyük başarılar kazanabilir, binlerce insan tarafından tanınabilir.
Ama eve döndüğünde kendisini gerçekten bekleyen bir yüreği yoksa, bazı başarıların anlamı eksik kalır.
Ve belki de hayatın en büyük zenginliği şudur:
Dışarıda ne kadar güçlü olursak olalım, eve döndüğümüzde çocukluğumuzdaki kadar güvende hissedebilmek.
Çünkü bazı insanların yeri doldurulmaz.
Bazı kapılar yalnızca eve açılır.
Ve bazı sevgilerin alternatifi yoktur.
Ailenin kıymetini, onu kaybettikten sonra anlamayalım.
Sevdiklerimize sevgimizi hayattayken gösterelim.
Çünkü hayatın bize verdiği en büyük hazine, biriktirdiklerimiz değil;
birlikte yaşadığımız güzel anlardır.
Meltem Yuvarlak | Meltemce