Hayatımıza giren herkes, hayatımızda kalmak için gelmez. Bazıları yalnızca kalbimizin hâlâ ne kadar güzel sevebildiğini hatırlatır bize.

Bazen karşına öyle biri çıkar ki, yıllardır aradığın huzurun onda olduğunu hissedersin. Konuşurken kelimeler azalır, susarken bile birbirinizi anlarsınız. Aynı şeylere üzülür, aynı sessizliklerde kaybolursunuz. Sanki birbirinizi çok önceden tanıyormuşsunuz gibi...

Ama hayat, her güzel karşılaşmaya mutlu bir son yazmaz.

Çünkü insan bazen doğru kişiyi bulur da yanlış bir dönemin içine düşer. Birinin geçmişi hâlâ peşindedir, diğerinin geleceği başka bir yöne savruluyordur. Kalpler yaklaşmak isterken hayat araya mesafeler koyar.

Belki başka bir zamanda karşılaşsaydık, birbirimizin yarasını değil, birbirimizin yuvasını olacaktık.

İşte en zor olan da budur; kötü bir insandan vazgeçmek kolaydır. Fakat iyi olduğunu bildiğin birinden, şartlar yüzünden uzaklaşmak insanın içinde uzun süre kapanmayan bir kapı bırakır.

Bazı insanlar hayatımızdan sessizce çıkar ama bıraktıkları his kolay kolay gitmez. Yıllar geçer, hayat devam eder, başka insanlar gelir… Fakat insanın içinde bir yerde hep aynı soru kalır:

“Acaba başka türlü olsaydı, biz olur muyduk?”

Belki de bazı hikâyelerin yarım kalmasının sebebi sevgisizlik değildir. Bazen iki insan birbirine iyi gelirken, hayat onların aynı anda iyi olmalarına izin vermez.

Ve insan zamanla şunu öğrenir:

Her doğru insan, doğru zamanda gelmez.
Bazı güzel karşılaşmalar kavuşmak için değil, insanın kalbinde ömür boyu taşıyacağı bir “keşke” bırakmak için yaşanır.

Belki de bizim hikâyemizin en acı tarafı, birbirimizi yanlış bulmamız değildi…

Birbirimizi doğru bulduğumuzda, hayatın bizi yanlış yerde tutmasıydı.