Zaman her şeyin ilacı mı, yoksa insanın acılara alışması için bulduğu güzel bir bahane mi?
Hayat boyunca insanları tanımaya çalışıyoruz. Kimi zaman bir tebessüme inanıyor, kimi zaman bir söze güveniyor, kimi zaman da “Bu insan beni asla yarı yolda bırakmaz.” diyoruz. Sonra bir gün, hiç beklemediğimiz yerden bir darbe geliyor.
Yediğimiz kazıklar, uğradığımız hayal kırıklıkları, içimize attığımız üzüntüler… Her biri bizden biraz daha götürüyor. Bir insana güvenmenin bedelini, başka bir insana güvenmekten korkarak ödüyoruz.
Sonra zaman geçiyor…
Acımız azalıyor sanıyoruz. Oysa belki de acımız geçmiyor; biz sadece onunla yaşamayı öğreniyoruz. Dün canımızı yakan şey, bugün içimizi sızlatıyor ama artık eskisi kadar bağırmıyoruz. İşte buna “zaman iyileştirdi” diyoruz.
Belki de zaman hiçbir şeyi iyileştirmiyor.
Sadece insanı değiştiriyor.
Daha az inanıyoruz, daha çok sorguluyoruz. Eskiden kalbimizle verdiğimiz kararları, artık aklımızla tartıyoruz. Birinin hayatımıza girmesinden çok, hayatımızdan çıkarken ne bıraktığına bakıyoruz.
Tam “Artık insanları tanımayı öğrendim.” dediğimiz anda ise hayat bize başka bir ders veriyor.
Ve bir bakmışsın…
Ömür tükenmiş.
Saçlara ak düşmüş, yüzümüzde yılların izleri oluşmuş. Öğrendiğimiz onca şeyin yanında, en büyük gerçeği geç fark etmişiz:
İnsanları tanımaya çalışırken aslında kendimizi tanımışız.
Kimin yanında susacağımızı, kimin yanında konuşacağımızı… Kime güveneceğimizi, kimden uzak duracağımızı… Ve en önemlisi, kimsenin bizi kendimizden daha fazla üzmesine izin vermememiz gerektiğini öğrenmişiz.
Hayatın en acı tarafı da bu zaten.
Bazı dersler, öğrenildiğinde çok geç oluyor.
Keşke insan bazı gerçekleri yaşamadan öğrenebilseydi. Keşke her güvenin karşılığı hayal kırıklığı olmasaydı. Keşke iyi niyet, saf olmakla karıştırılmasaydı.
Ama hayat böyle…
Bazen kırılarak büyüyoruz, bazen kaybederek anlıyoruz, bazen de susarak güçleniyoruz.
Ve sonunda insan şunu fark ediyor:
Zaman her şeyin ilacı değil belki…
Ama insan, zamanla hangi acının peşinden gitmeye değmeyeceğini öğreniyor.
Ömür ise bütün bu derslerin arasında sessizce akıp gidiyor.
O yüzden artık insanlara değil, bize iyi gelenlere tutunalım.
Çünkü hayat, herkesi tanıyacak kadar uzun değil…
Ama doğru insanlarla güzel yaşanacak kadar değerli...