Hayat bize hep kazanmayı öğretmeye çalışır. Daha çok çalışmayı, daha çok biriktirmeyi, daha çok insan tanımayı… Oysa çoğu zaman asıl ihtiyaç duyduğumuz şey kazanmak değil, gereksiz olanı hayatımızdan silebilmektir.
İnsan bazen yükünü sırtına aldığı için değil, bırakmayı bilmediği için yorulur. Geçmişin kırgınlıklarını, değersiz hissettiren insanları, artık fayda sağlamayan alışkanlıkları ve umudu tüketen düşünceleri taşımaya devam ettikçe attığı her adım ağırlaşır. Sonra da neden ilerleyemediğini sorgular.
Silmek, vazgeçmek değildir. Silmek, kendine yeni bir yol açmaktır. Bir ağacın kuruyan dalları budanmadığında nasıl sağlıklı büyüyemiyorsa, insan da hayatındaki gereksiz yüklerden kurtulmadıkça gerçek anlamda gelişemez. Bazen bir dostluğu, bazen bir alışkanlığı, bazen de yıllardır zihnimizde taşıdığımız korkuları geride bırakmak gerekir.
Kaybetmek her zaman dışarıdan gelen bir sonuç değildir. Çoğu zaman insan, bırakamadıkları yüzünden kaybeder. Aynı hataları tekrar eder, aynı insanlardan aynı yaraları alır ve bunun adına kader der. Oysa sorun kader değil, silmeye cesaret edememektir.
Yerinde saymak da sessiz bir kaybediştir. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür; ama zaman akar, fırsatlar geçer ve insan fark etmeden yıllarını aynı döngünün içinde tüketir. Bunun en büyük nedeni, artık hayatına ait olmayan şeyleri hâlâ yanında taşımaktır.
Unutmamak gerekir ki hayat bazen eklemekle değil, eksiltmekle güzelleşir. Gereksiz yükler hafifledikçe insanın yolu açılır, zihni berraklaşır ve kalbi huzur bulur.
Çünkü silmeyi öğrenmedikçe, kaybetmeye ve yerinde saymaya mahkûm oluruz. Ama ne zaman ki geride bırakmamız gerekenleri cesaretle bırakırız, işte o zaman hayat gerçekten yeniden başlar.