Yanında olmak isteyen, varlığını her zaman hissettirmenin bir yolunu bulur. Çünkü insan gerçekten değer verdiği birini hayatının dışında bırakmaz; yoğunluğunun, yorgunluğunun, işlerinin ve hayatın karmaşasının arasında bile ona küçük bir yer açar.

Bazen bir mesaj, bazen kısa bir telefon, bazen sadece “Nasılsın?” demek bile yeterlidir. Önemli olan ayrılan zamanın uzunluğu değil, o zamanın içindeki samimiyettir.

24 saatin içinde sana bir dakikasını bile ayırmayan bir insan için sürekli bahaneler üretmek, çoğu zaman kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. “Yoğundur, işi vardır, kafası doludur” deriz. Oysa insan, gerçekten istediğinde en yoğun gününde bile sevdiği, değer verdiği kişiyi merak eder.

Çünkü mesele zaman değildir.

Mesele önceliktir.

Bir insanın hayatında nerede durduğunuzu, size söylediği sözlerden çok size ayırdığı zaman gösterir. Sürekli bekleyen, sürekli anlayış gösteren, sürekli ilk adımı atan taraf olmak bir süre sonra insanı yorar. Çünkü sevgi tek taraflı bir çabayla ayakta tutulamaz.

Kimsenin hayatında zorla yer edinmeye çalışmamak gerekir. Gitmek isteyenin önünü açmak, kalmak isteyenin ise zaten bir yol bulacağını bilmek gerekir.

Gerçekten yanında olmak isteyen insan, size ulaşmak için bir bahane değil, bir yol bulur. Konuşmak isteyen bir cümle kurar. Görmek isteyen bir fırsat yaratır. Özleyen, özlediğini hissettirir.

Ve bazen insanın kabul etmesi gereken en zor gerçek şudur:

Sana zaman ayırmayan birinin zamanını beklemek, kendi değerini başkasının tercihine bırakmaktır.

Bu yüzden kimsenin peşinden koşmaya, kendini hatırlatmaya, “Beni neden aramıyorsun?” diye sormaya gerek yok.

Çünkü gerçekten isteyen zaten gelir.

Gerçekten önemseyen zaten arar.

Gerçekten seven ise, hayatının içinde sana mutlaka bir yer açar.

Ve o zaman anlarsın…

Bazı insanların yokluğu kayıp değil, kendine dönmek için verilen bir fırsattır.