Eskiden insanları tanımak için yıllar gerekirdi. Şimdi ise bazen bir insanın gerçek yüzünü görmek için, sadece işinin bize düşmemesini beklemek yeterli.

Ne garip bir çağdan geçiyoruz…

Bazı insanlar hayatımıza dost olarak giriyor, fakat aslında bizi değil, bizden elde edebileceklerini seviyor. Yanımızda olduklarında güzel sözler söylüyor, değer veriyor, hâlimizi hatırımızı soruyorlar. Fakat menfaatleri ortadan kalktığında bir anda değişiyorlar.

Dün “kardeşim” dedikleri insanı bugün tanımamazlıktan gelebiliyorlar.

Dün kapısını çaldıkları insanın bugün telefonuna bile cevap vermiyorlar.

İşte insanın gerçek karakteri tam da burada ortaya çıkıyor.

Çünkü insanın karakteri, çıkarı varken nasıl davrandığıyla değil; çıkarı kalmadığında nasıl davrandığıyla ölçülür.

Bir insan sana yalnızca ihtiyacı olduğunda değer veriyorsa, aslında sana değil, senden elde edeceği faydaya değer veriyordur. Bu acı bir gerçektir ama hayat insana bazı gerçekleri geç de olsa öğretiyor.

Bazen bir insanın hayatımızdan çıkması kayıp değildir.

Belki de kaybettiğimizi sandığımız şey, aslında sırtımızda taşıdığımız bir yükten başka bir şey değildir.

İnsan büyüdükçe şunu daha iyi anlıyor:

Herkese iyi davranmak, herkesin iyi insan olduğu anlamına gelmiyor.

Herkese kapını açmak, herkesin o kapıdan temiz bir niyetle girdiği anlamına gelmiyor.

Ve herkesi kendin gibi bilmek, dünyanın da senin gibi düşündüğü anlamına gelmiyor.

Bazıları senin iyiliğini kullanır, bazıları sabrını sınar, bazıları da sessizliğini zayıflık zanneder.

Fakat bütün bunlar bize kötü olmayı değil, insanları daha doğru tanımayı öğretmeli.

Çünkü karakter, menfaat karşısında sınanır.

Paran varken yanında olan çok olur; parasızken yanında kalan değerlidir.

Gücün varken seni arayan çok olur; düştüğünde elinden tutan gerçektir.

İşin varken seni tanıyan çok olur; hiçbir şeyin yokken seni hatırlayan ise dosttur.

Belki de bugün insanların en büyük problemi, insan ilişkilerini bir alışverişe dönüştürmüş olmalarıdır.

“Sen bana ne verebilirsin?”

“Senin bana ne faydan var?”

“Senin yanında olmak bana ne kazandırır?”

Bu sorular çoğaldıkça dostluk azalıyor, vefa unutuluyor, samimiyet kayboluyor.

Oysa insan ilişkilerinin en güzel tarafı, karşılık beklemeden değer verebilmektir.

Bir insanın yanında olmak için ondan bir şey beklememek…

Aramak için bir sebebe ihtiyaç duymamak…

Zor gününde elini tutmak ve bunun karşılığında teşekkür bile beklememek…

İşte gerçek insanlık biraz da budur.

Bu yüzden hayatınızdan menfaati bittiği için uzaklaşan insanlara fazla üzülmeyin.

Bazen insanların gitmesi, onların kaybı değil; sizin gerçeği görme şansınızdır.

Kimisi hayatınıza ders olmak için gelir, kimisi dost olmak için.

Önemli olan, hangisinin hangisi olduğunu anlayabilmektir.

Çünkü insanın değeri, yanında kaç kişinin olduğuyla değil; yanındakilerin hangi niyetle yanında olduğuyla ölçülür.

Ve unutmayın…

Menfaati bitince değişen insan, aslında değişmemiştir. Sadece gerçek yüzünü göstermiştir.