Baksada gözü seni görmüyordur. Ne yaparsan yap yüzü gülmüyordur. Geçmişin acıları hâlâ aklından gitmiyor, yaşadığı hiçbir şeyden keyif almıyordur.
Sen ise onu mutlu etmek için elinden geleni yaparsın. Vakit ayırırsın, ilgilenirsin, dinlersin, yanında olursun. Onun yüzü gülsün diye kendi huzurundan bile vazgeçersin. Onun yaralarını sarabilmek için kendi yaralarını bile görmezden gelirsin.
Fakat bir süre sonra fark edersin ki sen ne kadar verirsen ver, karşılığında sana uzanan bir el yoktur.
Çünkü bazı insanlar geçmişte yaşadıkları acılardan çıkamazlar. Önlerine gelen sevgiyi göremez, kendilerine uzatılan eli tutamazlar. Sen onların yaralarını iyileştirmeye çalışırken, onlar farkında olmadan senin kalbinde yeni yaralar açarlar.
Ama bir insanın geçmişi senin suçun değildir. Onun yaşadığı acıların bedelini sen ödemek zorunda değilsin.
Sen sevgi verdikçe karşılığında değersizlik hissediyorsan, sürekli kendini anlatmak, ispatlamak ve görülmek için çabalıyorsan; orada artık sevginin değil, tükenen bir sabrın içinde yaşıyorsun demektir.
Yanında olduğun hâlde seni görmeyen, konuştuğun hâlde seni duymayan, sevgini hissettiği hâlde değer vermeyen bir insanın yanında kendini tüketme.
Çünkü insan bazen başkasını kaybetmekten korkarken, aslında en değerli şeyi kaybeder:
Kendisini.
Unutma; sevgi, insanın kendisini değersiz hissettiği bir mücadele olmamalı.
Birinin hayatında yer bulabilmek için sürekli çabalamak, kendini kanıtlamak ve “Beni ne zaman görecek?” diye beklemek zorunda kalıyorsan, belki de artık karşındaki insana değil, kendine dönüp bakmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü gerçek sevgi, seni sürekli eksiltmez.
Gerçek sevgi, seni kendinden vazgeçmeye zorlamaz.
Gerçek sevgi; yanında olduğunda kendini fazlalık gibi hissettirmez. Seni sürekli bekletmez, belirsizliğin içinde bırakmaz, sevgisini sorgulatmaz.
Ve şunu hiçbir zaman unutma:
Sana gerçekten değer veren insan seni zamana bırakmaz.
Seni “belki bir gün”lerin içinde bekletmez.
Seni sevip sevmediğini düşündürmez.
Varlığını görmesi için mücadele etmek zorunda bırakmaz.
Çünkü değer veren insan, seni kaybetme ihtimalini sessizce izlemek yerine, seni hayatında tutmak için çaba gösterir.
Sürekli bekleten, görmezden gelen, sevgini ve emeğini karşılıksız bırakan birinin ardından kendini tüketme.
Çünkü bazen gitmek vazgeçmek değildir…
Bazen gitmek, kendine verdiğin değeri yeniden hatırlamaktır.
Ve insanın hayatında öyle bir an gelir ki artık;
“Beni neden görmüyor?” diye sormayı bırakır.
“Beni neden anlamıyor?” diye beklemez.
“Bir gün değişir mi?” diye kendini avutmaz.
Sonra kendine tek bir soru sorar:
“Ben kendimi neden onun beni görmesini beklerken kaybettim?”
İşte o soru, insanın kendisine geri döndüğü andır.
Çünkü yanında kendini değersiz hissettiğin, sana kör olan, sevgini ve emeğini görmeyen bir insanın yanında sırf onu kaybetmemek için durmak; bir süre sonra kendi karakterine, kendi onuruna ve kendi kalbine ihanettir.
Sen birinin geçmişindeki yaraları kapatmak için dünyaya gelmedin.
Sen sürekli kendini ispatlamak için sevmedin.
Sen görülmek için yalvarmak, değer görmek için beklemek ve sevilmek için kendinden vazgeçmek zorunda değilsin.
Sevgi, insanın kendisini kaybettiği yer değil; kendisi olarak değer gördüğü yerdir.
Ve belki de hayatındaki en büyük farkındalık şudur:
Seni gerçekten isteyen insan seni bekletmez.
Seni gerçekten seven insan seni görmezden gelmez.
Sana gerçekten değer veren insan seni zamana bırakmaz.
Çünkü bazı insanlar seni kaybettikten sonra değerini anlar…
Ama sen, değerini anlaması için kendini kaybetmek zorunda değilsin.
Bazen bir kapıyı kapatmak, bir insandan vazgeçmek değildir.
Kendine yeniden kapı açmaktır.
Ve insan, kendisini kaybettiği yerde ne kadar sevmiş olursa olsun, artık kalmamalıdır.
Çünkü sonunda anlaman gereken en acı ama en gerçek şey şudur:
Seni görmeyen birinin gözlerinde kendini arama.
Seni değersiz hissettiren birinin yanında kendi değerini sorgulama.
Ve seni zamana bırakan birini beklerken, kendi hayatını erteleme.
Çünkü senin de sevilmeye, görülmeye, anlaşılmaya ve değer görmeye hakkın var...