Bazı insanlar sevilmeyi çok iyi bilir; fakat sevmenin sorumluluğunu taşıyamaz.
Kendilerine uzatılan eli tutarlar, gösterilen ilgiyi severler, gördükleri sevgiden beslenirler. Fakat sıra karşılarındaki insanın kalbine dokunmaya, onun duygularını gözetmeye, verdiği emeğin karşılığını vermeye geldiğinde aynı hassasiyeti göstermezler.
Çünkü sevilmek güzeldir.
Ama bir insanı gerçekten sevmek; onun kalbine, güvenine ve sana emanet ettiği duygulara karşı sorumluluk taşımaktır.
Bir ilişkide insanın ihtiyacı yalnızca güzel sözler değildir. Bazen bir bakışın içindeki anlayıştır aradığı, bazen hiçbir şey söylemeden yanında duran bir omuzdur. Bazen de en kırgın olduğu anda bile karşısındaki insanı incitmemek için gösterdiği çabadır.
Sevgi biraz da özen göstermektir.
Çünkü insan, en çok değer verdiği kişiden incinir. Yabancının yaptığı bir şey canını acıtabilir ama sevdiğinin ihmali insanın içinde daha derin bir yara bırakır.
Ve bazı yaralar kavga ederek değil, sessizce oluşur.
Önce küçük bir kırgınlık olur.
Sonra ertelenmiş bir konuşma…
Ardından tutulmayan bir söz…
Giderek azalan ilgi…
Ve zamanla insanın içinde büyüyen o sessiz soru:
“Ben hâlâ bu insan için önemli miyim?”
İşte ilişkileri bitiren çoğu zaman tek bir büyük olay değildir.
İnsan bir gecede vazgeçmez.
Defalarca anlatır.
Defalarca anlamaya çalışır.
Defalarca affeder.
Defalarca kendinden verir.
Her seferinde biraz daha susar, biraz daha içine kapanır.
Karşısındaki insan ise çoğu zaman bunu fark etmez. Çünkü bazı insanlar, kendilerine verilen sevginin sonsuz olduğunu zanneder.
“Nasıl olsa kalır.”
“Nasıl olsa affeder.”
“Nasıl olsa beni sever.”
Oysa hiçbir sevgi sınırsız değildir.
İnsan, sürekli değersiz hissettirildiği bir yerde sonsuza kadar kalamaz.
Çünkü sevgi ne kadar büyük olursa olsun, karşılıksız bırakıldığında bir süre sonra yorgunluğa dönüşür.
Ve bir gün, çok seven insanın içinde bir şey sessizce değişir.
Artık tartışmaz.
Artık hesap sormaz
Artık nedenini öğrenmeye çalışmaz.
Çünkü anlatmaktan yorulmuştur.
İşte o sessizlik çoğu zaman sanıldığı gibi huzur değildir.
Vazgeçiştir.
Bir insan hayatından çıktığında “Neden gitti?” diye sormak kolaydır.
Asıl zor olan kendine dönüp:
“Onu gitmeye ne kadar ben mecbur bıraktım?”
diye sorabilmektir.
Çünkü ilişkiler yalnızca ayrılık anında değil, ayrılığa götüren süreçte değerlendirilmelidir.
Belki de bir insanı kaybetmek, onu bir anda yitirmek değildir.
Onu her gün biraz daha yalnız bırakmaktır.
Yanında olduğu hâlde yalnız hissettirmektir.
Sevildiğini söyleyip sevgiyi hissettirmemektir.
Güven vermek yerine şüphe bırakmaktır.
Bir insanın kalbini kırıp sonra onun neden eskisi gibi olmadığını sorgulamaktır.
Bazı insanlar sevgiyi kaybetmez; kendilerine verilen değeri tüketir.
Ve vefa tam da burada anlam kazanır.