1 Eylül Dünya Barış Günü
Soner Güneş
Bugün 1 Eylül.
Dünya Barış Günü…
Ama dünyanın birçok yerinde barış yok.
Silahlar susmuyor.
Bombalar düşüyor.
Çocuklar ölüyor.
Anneler ağlıyor.
Şehirler yıkılıyor.
Biz ise bütün bunların ortasında çıkıp bir cümle kuruyoruz:
“Dünya Barış Günü kutlu olsun.”
Gerçekten kutlu olsun mu?
Yoksa bu cümleyi söylerken biraz olsun utanmalı mıyız?
Çünkü barıştan söz etmek kolaydır.
Zor olan, barışın bedelini ödemeyi göze almaktır.
Dünyayı yönetenler masaların etrafında toplanıyor.
Haritalar açılıyor.
Sınırlar konuşuluyor.
Ekonomik çıkarlar hesaplanıyor.
Silahların gücü tartılıyor.
Ama o masalarda savaşın gerçek sahipleri yok.
Çocuklar yok.
Annesini kaybetmiş bir çocuk yok.
Evini kaybetmiş bir baba yok.
Geceleri korkuyla uyuyan bir anne yok.
Savaşın gerçek yüzü toplantı salonlarında değil, enkazların arasında görülüyor.
Ve ne yazık ki insanlık, enkazların altında yalnızca binaları değil, vicdanını da bırakıyor.
Bugün en büyük tehlikelerden biri savaşların sürmesi kadar, savaşlara alışmamızdır.
Bir çocuk öldürülüyor.
Televizyon ekranında birkaç dakika izliyoruz.
Sonra başka habere geçiyoruz.
Bir şehir yok oluyor.
Bir süre konuşuyoruz.
Sonra gündem değişiyor.
Bir insanın hayatı bir rakama dönüşüyor.
“Kaç kişi öldü?”
Oysa her rakamın arkasında bir hayat var.
Bir anne var.
Bir baba var.
Bir çocuk var.
Bir yarım kalmış hayat var.
İnsan hayatı istatistik değildir.
Dünya gerçekten barış istiyorsa önce şu ikiyüzlülüğü bırakmalı:
Kendi çocuklarımız için istediğimiz yaşam hakkını, başka çocuklardan esirgememeliyiz.
Kendi ülkemizde özgürlük isterken başka insanların özgürlüğünü yok saymamalıyız.
Kendi sınırlarımızın güvenliğini isterken başkasının sınırlarını kanla çizmenin normal olduğunu düşünmemeliyiz.
Çünkü insan haklarının milliyeti yoktur.
Çocukların dini yoktur.
Gözyaşının dili yoktur.
Acının pasaportu yoktur.
1 Eylül bize aslında bir kutlama değil, bir hesaplaşma günü olmalı.
Kendimizle…
Vicdanımızla…
İnsanlığımızla…
Sormalıyız:
Biz nasıl bir dünya bırakıyoruz çocuklarımıza?
Silahların konuştuğu bir dünya mı?
Yoksa çocukların kahkahalarının duyulduğu bir dünya mı?
Korkunun hâkim olduğu bir dünya mı?
Yoksa insanların birbirine güvenebildiği bir dünya mı?
Cevabımız çok açık olmalı.
Çünkü çocuklarımızın geleceğini savaşların gölgesine teslim etmeye hakkımız yok.
Bugün 1 Eylül.
Barışın adını anıyoruz.
Ama artık sadece adını anmak yetmez.
Barışı savunmak gerekir.
Haksızlık karşısında susmamak gerekir.
Savaşı kim çıkarırsa çıkarsın, masumun yanında durmak gerekir.
Çünkü barış tarafsız bir kelime değildir.
Barıştan yana olmak, insandan yana olmaktır.
Ve artık dünyaya daha güçlü ordulardan önce daha güçlü vicdanlar gerekiyor.
Daha fazla silaha değil…
Daha fazla merhamete ihtiyacımız var.
Daha fazla sınıra değil…
Daha fazla köprüye ihtiyacımız var.
Daha fazla nefrete değil…
Daha fazla insanlığa ihtiyacımız var.
Bugün 1 Eylül.
Dünya Barış Günü.
Keşke bir gün bu cümleyi yazmaya gerçekten gerek kalmasa.
Keşke barışın özel bir günü olmasa.
Çünkü barış bir gün değil, insanlığın her günü olmalı.
Ve çocuklarımız bir gün bize:
“Dünya yanarken siz neredeydiniz?”
diye sorduğunda, verecek bir cevabımız olsun.
“Sustuk” demeyelim.
“Görmedik” demeyelim.
“Bilmiyorduk” hiç demeyelim.
Diyelim ki:
“İnsanlığın yanında durduk.”
İşte o zaman belki gerçekten barıştan söz etmeye hakkımız olur.