İnsan, dünyaya ilk gözlerini açtığında aradığı ilk şey sevgidir. Bir annenin sıcaklığı, bir babanın güven veren sesi, uzanan bir el... Çünkü sevgi, insanın hayata tutunduğu ilk daldır.
Ne yazık ki bugün etrafımıza baktığımızda sevginin yerini öfkenin, tahammülsüzlüğün ve yalnızlığın aldığını görüyoruz. Aynı evde yaşayan insanlar birbirini dinlemiyor, aynı sokakta yürüyen insanlar birbirinin yüzüne bakmıyor. Kalabalıklar büyüyor ama kalpler küçülüyor.
Sevgisizlik, sessiz bir yıkımdır. Ne sesi vardır ne de dumanı... Ama bıraktığı izler derindir. Bir çocuğun içine kapanmasına, bir gencin umudunu kaybetmesine, yaşlı bir insanın kendini değersiz hissetmesine neden olabilir. Toplumdaki şiddetin, ayrışmanın ve nefret dilinin temelinde çoğu zaman eksik bırakılmış sevgi yatar.
Oysa sevgi büyük fedakârlıklar istemez. İçten söylenmiş bir "Günaydın", samimi bir "Nasılsın?", zor zamanında bir dostun omzuna dokunmak... Bazen bir insanın bütün yükünü hafifleten şey, kendisini değerli hissettiren küçücük bir davranıştır.
Teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, hayat hızlanıyor. Ama insanın en temel ihtiyacı değişmiyor: Anlaşılmak, değer görmek ve sevilmek. Bunu kaybettiğimiz gün, sadece birey olarak değil, toplum olarak da eksiliyoruz.
Belki de değişim, büyük adımlarla değil, küçük iyiliklerle başlayacak. Birbirimizi dinleyerek, önyargılarımızı azaltarak, sevgiyi göstermekten çekinmeyerek...
Çünkü sevgi paylaşıldıkça çoğalan tek zenginliktir. Ve unutmayalım; sevgisiz büyüyen bir toplumun geleceği güçlü olamaz.
Bugün bir insana iyi gelin. Belki de onun en çok ihtiyaç duyduğu şey, sizin göstereceğiniz küçücük bir sevgidir.