İlişkiler üzerine konuşurken en çok duyduğumuz cümlelerden biri şudur: "Bir ilişki emek ister." Evet, ister. Ancak burada durup şu soruyu sormamız gerekir: O emek gerçekten iki kişi tarafından mı veriliyor, yoksa çoğu zaman tek bir omuza mı yükleniyor?
Toplum, yıllar boyunca kadına ilişkiyi ayakta tutan kişi olmayı öğretti. Alttan alan, anlayan, affeden, toparlayan... Bir sorun çıktığında ilk öz eleştiriyi yapan da çoğu zaman kadın oldu. Oysa bir ilişkiyi kurtarmak, tek kişinin görevi değildir.
Kadın sevdiğinde sadece kalbini açmaz; zamanını, hayallerini, sabrını ve umudunu da ortaya koyar. Görülmek, duyulmak ve değer görmek ister. Fakat sevginin karşılığı sürekli mücadele etmek, kendini ispatlamak ya da eksik kalan tarafı tamamlamaya çalışmak olmamalıdır.
En acı olan ise bazen bir kadının, ilişkiyi bitirmek istediği için değil; tek başına sürdürmekten yorulduğu için sessizleşmesidir. O sessizlik, çoğu zaman vazgeçmekten önce gelen son çağrıdır.
Sağlıklı bir ilişkide mücadele, birbirine karşı değil; hayatın zorluklarına karşı birlikte verilir. Güven, saygı ve sevgi tek taraflı taşınamaz. Bir taraf sürekli verirken diğer taraf sadece alıyorsa, zamanla sevginin yerini yorgunluk alır.
Belki de artık ilişkileri "Kim daha çok fedakârlık yaptı?" diye değil, "Kim birbirinin yükünü hafifletti?" diye değerlendirmeliyiz.
Çünkü güçlü kadın, her şeye sessizce katlanan kadın değildir. Güçlü kadın; değerini bilen, sevginin karşılıklı emek istediğini unutmayan ve gerektiğinde kendini seçebilen kadındır.
Sevgi, mücadeleyle büyüyebilir. Ama o mücadele, iki yüreğin aynı yönde attığı sürece anlam taşır.