Hatay böyle mi ayağa kalkacak?
Hatay’da artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Biz susarak mı bu kenti yeniden kuracağız, yoksa hakkımızı haykırarak mı?
Çünkü deprem olalı yıllar geçti.
Takvimler değişti, seçimler geldi geçti, yöneticiler değişti, açıklamalar yapıldı, projeler anlatıldı, kameraların karşısına geçilip “Hatay’ı yeniden ayağa kaldırıyoruz” denildi.
Peki Hatay gerçekten ayağa kalktı mı?
Yoksa biz hâlâ ayağa kalkacağı günü bekleyen bir kentin içinde mi yaşıyoruz?
Elbette yapılan hiçbir şeyi yok saymıyoruz.
Yeni konutlar yapılıyor.
Yollar açılıyor.
Kamu yatırımları sürüyor.
Ama mesele yalnızca kaç bina yapıldığı değildir.
Mesele şudur:
İnsanlar gerçekten hayatlarına dönebildi mi?
Esnaf yeniden eski düzenine kavuşabildi mi?
Gençler Hatay’da gelecek görebiliyor mu?
Depremde evini, işini, yakınlarını kaybeden insanların bugün kendisini güvende ve değerli hissettiği bir kent yaratılabildi mi?
İşte asıl hesap burada verilmelidir.
Çünkü kent yönetmek yalnızca beton üretmek değildir.
Kent yönetmek insanın hayatını yönetmektir.
Ve Hataylı artık sadece rakam duymak istemiyor.
“Şu kadar konut yaptık.”
“Şu kadar proje tamamladık.”
“Şu kadar yatırım gerçekleştirdik.”
Bunların hepsi önemli.
Ama vatandaşın sorusu çok daha basit:
“Ben ne zaman normal bir hayat yaşayacağım?”
Bu soruya hâlâ net cevap verilemiyorsa, ortada ciddi bir sorun var demektir.
Peki kim soracak hesabını?
İşte burada siyaset devreye giriyor.
Hatay’ın sorunlarını yalnızca depremle açıklamak artık kolaycılıktır.
Deprem bir felaketti.
Ama felaket sonrasında alınan kararlar, yapılan tercihler ve ortaya çıkan gecikmeler artık siyasi ve idari sorumluluk alanıdır.
Bir yerde altyapı aksıyorsa soracağız.
Bir yurttaş hak kaybı yaşadığını söylüyorsa soracağız.
Bir esnaf “iş yapamıyorum” diyorsa soracağız.
Bir genç Hatay’dan gitmek zorunda hissediyorsa soracağız.
Bir mahalle yıllardır tamamlanmayı bekliyorsa soracağız.
Ve bu sorular sorulduğunda kimse çıkıp,
“Şimdi sırası mı?”
dememeli.
Evet, tam da sırası.
Çünkü Hatay’ın zamanı yok.
Hataylı’nın sabrı sınırsız değil.
Bu kentte insanlar üç-beş yıl daha “bekleyin” cümlesiyle yaşayamaz.
Susmak çözüm değil
Bazen susmayı olgunluk sanıyoruz.
Oysa bazı dönemlerde susmak, sorunun ortağı hâline gelmektir.
Haksızlık karşısında susmak...
Eksik karşısında susmak...
Yanlış karşısında susmak...
Yıllarca ertelenen sorunlara “nasıl olsa düzelir” demek...
Bunların hiçbirisi Hatay’ı ayağa kaldırmaz.
Ama haykırmak da bağırıp çağırmak değildir.
Haykırmak;
“Bu kentin sahibiyiz.”
demektir.
“Bizi dinleyin.”
demektir.
“Kararları bizim adımıza değil, bizimle birlikte alın.”
demektir.
“Hatay’ın geleceğini birkaç kişinin masasındaki planlara teslim etmeyin.”
demektir.
Hatay’ın yeni bir siyasete ihtiyacı var
Hatay’ın artık deprem üzerinden siyaset yapanlara değil, deprem sonrasını yönetecek bir akla ihtiyacı var.
İktidarıyla muhalefetiyle...
Merkezi yönetimiyle yerel yönetimiyle...
Milletvekilleriyle belediye başkanlarıyla...
Meslek odalarıyla, sivil toplumuyla...
Ve en önemlisi yurttaşıyla...
Herkes artık kendi sorumluluğunun hesabını vermeli.
Çünkü Hatay’ın kaybedecek bir yılı daha yok.
Bugün yapılmayan her iş, yarının daha büyük sorunudur.
Bugün çözülmeyen her altyapı problemi, yarının başka bir krizidir.
Bugün kentten kopan her genç, Hatay’ın geleceğinden eksilen bir insandır.
Bugün kepenk açamayan her esnaf, kentin ekonomik damarlarından birinin daha kapanmasıdır.
Bunun adı yalnızca “yeniden yapılanma” değildir.
Bunun adı bir kentin geleceğiyle mücadeledir.
Ve artık bu mücadelede vatandaş seyirci olmamalıdır.
Son söz
Hatay’ın yeniden ayağa kalkmasını beklemeyeceğiz.
Ayağa kalkması için söz söyleyeceğiz.
Soracağız.
Sorgulayacağız.
Eleştireceğiz.
Gerekirse itiraz edeceğiz.
Ama bunu bir siyasi parti adına değil, Hatay adına yapacağız.
Çünkü Hatay’ın rengi bir partinin rengi değildir.
Hatay’ın meselesi bir seçim malzemesi değildir.
Hatay, üzerinde siyasi hesap yapılacak kadar küçük bir mesele hiç değildir.
Bu kent bizim.
Acısıyla bizim.
Hafızasıyla bizim.
Geleceğiyle bizim.
O halde artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Susmak mı, haykırmak mı?
Benim cevabım net:
Susarsak alışırlar.
Konuşursak duyarlar.
Örgütlenirsek dikkate alırlar.
Ve birlikte ısrar edersek değiştirebiliriz.
Çünkü bazı şehirler betonla değil,
halkının iradesiyle yeniden kurulur.
Ve Hatay’ın artık sadece yeniden yapılmaya değil;
yeniden söz sahibi olmaya ihtiyacı var.