Hayat, kendisine nasıl baktığınızla değişir. Her sabaha bir şikâyetle başlayan insan, en güzel günün bile içinden bir eksiklik çıkarır. Oysa yaşam, kusursuz olduğu için değil; bütün eksiklerine rağmen hâlâ bize yeni bir başlangıç sunduğu için sevilmeye değerdir.
Bazen bir sabah güneşinde, bazen içten bir selamda, bazen de hiçbir sebep yokken yüzümüzde beliren bir tebessümde saklıdır hayatın güzelliği. Biz çoğu zaman büyük mutlulukların peşinde koşarken, ruhumuzu iyileştiren küçük güzellikleri fark etmeden geçip gideriz.
Oysa yaşamak, yalnızca nefes almak değildir. Bir çiçeğin açışına sevinmek, sevdiğiniz bir insanın sesinde huzur bulmak, düştüğünüz yerden yeniden kalkabilmek ve bütün yaşanmışlıklara rağmen kalbinizde hayata ayıracak bir yer bırakabilmektir.
Elbette hayat herkese aynı davranmaz. Kimi insan gülümserken içinde fırtınalar taşır, kimi de kimseye anlatamadığı yüklerle yoluna devam eder. Yaşamı sevmek, acıları inkâr etmek ya da her şeye rağmen mutlu görünmek değildir. Acının sizi bütünüyle değiştirmesine izin vermeden, yeniden güzelliklere yer açabilmektir.
Çünkü insan, yalnızca kötü günlerini düşünerek yaşarsa güzel günlerine haksızlık eder. Geçmişin kırgınlıklarına tutunurken bugünün fırsatlarını kaçırır. Başkalarının kendisine yaşattıklarını hayatın tamamı sanır.
Hayat, her zaman istediğinizi vermeyebilir; ama siz, yaşadıklarınızın elinizden aldıklarının yanında hâlâ sahip olduklarınızı görmeyi öğrenebilirsiniz.
Kendinize iyi davranın. Sevdiklerinize zaman ayırın. Ertelediğiniz bir güzelliği yaşayın. Bir dostun kapısını çalın, gökyüzüne bakın, içinizden geliyorsa gülümseyin. Mutluluğu yalnızca büyük olaylara bağlamayın; bazen insanın ruhunu iyileştiren şey, sıradan bir günün içindeki olağanüstü ayrıntıdır.
Unutmayın; hayatı sevmek, her şeyin güzel olduğunu söylemek değil, güzelliklerin hâlâ mümkün olduğuna inanmaktır.
Yaşamı severseniz, yaşam da sizi sever. Çünkü güzellik bazen değişen dünyada değil, dünyaya yeniden bakmayı öğrenen gözlerinizde başlar.
Meltemce