Bazen insanlar başkalarına kırılır, yorulur, incinir ve size sığınır.
Siz ise onların size gelişini sevgi sanırsınız.
Oysa her gelen, kalmak için gelmez…
Bazıları fırtınalı bir ilişkinin ardından, yaralarını saracak sakin bir liman arar. Siz ona huzur verirsiniz, dinlersiniz, anlarsınız, sabredersiniz. Gece olduğunda yanında olur, düştüğünde elinden tutarsınız. Onun geçmişinden kalan bütün acıları sessizce omuzlarsınız.
Ve zamanla kendinize şunu söylersiniz:
“Beni gerçekten seviyor.”
Belki de hayır…
Belki o, sizi sevdiği için değil; başkalarının onda açtığı yaralardan kaçmak için yanınızdadır.
Siz onun için bir sevgili değil, bir sığınak olmuşsunuzdur.
Bir liman…
Fırtına dinene kadar demir attığı, kendini güvende hissettiği bir liman.
Ama deniz sakinleştiğinde ne olur?
Gemi yeniden yola çıkmak ister.
İşte insanın en çok canını yakan da budur. Çünkü siz onun fırtınasını dindirirken, kendi içinizde ona bir gelecek kurmuşsunuzdur.
O ise belki hiçbir zaman sizinle bir gelecek kurmamıştır.
Bu yüzden bir insanın size ihtiyaç duymasıyla, sizi sevmesi arasındaki farkı iyi anlamak gerekir.
Sana sığınması, seni seçtiği anlamına gelmez.
Sana güvenmesi, sana âşık olduğu anlamına gelmez.
Senin yanında huzur bulması, hayatını seninle geçirmek istediği anlamına gelmez.
Bazen siz sadece bir insanın yaralarını iyileştiren kişisinizdir.
Ve en acısı da şudur:
Siz onun yaralarını sararken, o sizin kalbinizde yara açabilir.
Sevgi; birinin fırtınadan kaçıp size sığınması değil, fırtına dindiğinde de sizin yanınızda kalmayı istemesidir.
Çünkü gerçek sevgi, limana sadece sığınmaz…
Limanı yuvası bilir...