Bir evin kapısını açmak artık yalnızca bir anahtara sahip olmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda her ay ödenecek yüksek bir kira, faturalar, mutfak masrafları ve bitmek bilmeyen diğer giderlerle mücadele etmek anlamına geliyor.
Türkiye’de barınma sorunu giderek büyürken, kira fiyatları da vatandaşın en büyük yüklerinden biri haline geliyor. Özellikle dar gelirli vatandaş için artık mesele “hangi evde yaşayacağını seçmek” değil, ödeyebileceği bir ev bulabilmek.
Eskiden insanlar ev kiralarken mahallesine, ulaşımına, büyüklüğüne bakardı. Şimdi ise ilk soru çok daha basit:
“Bu kirayı ödeyebilir miyim?”
Bir evin kirası, birçok ailenin aylık gelirinin önemli bir bölümünü götürüyor. Maaşın büyük kısmı daha ayın başında kiraya ayrılınca geriye yaşamaya değil, hayatta kalmaya yetecek kadar para kalıyor.
Üstelik sorun yalnızca kira değil.
Elektrik, su, doğalgaz, internet, ulaşım, market alışverişi, eğitim ve sağlık giderleri derken vatandaşın bütçesi her ay biraz daha daralıyor. Gelir aynı hızla artmadığında ise hayatın diğer alanlarından vazgeçmek gerekiyor.
Önce sosyal hayat küçülüyor.
Sonra tatillerden vazgeçiliyor.
Daha sonra ihtiyaçlar erteleniyor.
En sonunda ise insanlar hayallerini küçültmeye başlıyor.
Gençler için tablo daha da ağır. Kendi evine çıkmak, evlenmek, aile kurmak isteyen birçok genç için kira fiyatları ciddi bir engel oluşturuyor. Tek başına bir eve çıkmak neredeyse lüks haline gelirken, ev arkadaşlığı ve aileyle yaşamaya devam etmek zorunluluk haline gelebiliyor.
Bir toplumda gençler geleceğini planlayamıyorsa, burada yalnızca ekonomik bir problemden söz edemeyiz.
Bu, aynı zamanda gelecek kaygısıdır.
Depremin ağır izlerini taşıyan Hatay’da ise barınma meselesinin ayrı bir anlamı var. Yıkımın ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan kentte insanlar bir yandan evlerine kavuşmayı beklerken diğer yandan artan yaşam maliyetleriyle mücadele ediyor.
İnsanların istediği çok büyük şeyler değil.
Güvenli bir ev.
Ödenebilir bir kira.
Çocuklarının geleceğini düşünebilecekleri bir gelir.
Ay sonunu borçlanmadan getirebilmek.
Bunlar artık lüks değil, insanca yaşamın temel şartlarıdır.
Konut yalnızca dört duvar değildir. İnsan için güven demektir, düzen demektir, gelecek demektir. Bir evin kirası insanın bütün gelirini tüketmeye başladığında o dört duvarın içinde huzur bırakmak da zorlaşıyor.
Bugün vatandaşın hayali belki de eskisi kadar büyük değil.
Büyük bir ev istemiyor.
Lüks bir hayat istemiyor.
Sadece başını sokabileceği, kirasını ödeyebileceği ve her ay “Acaba bu ay nasıl geçineceğim?” diye düşünmeyeceği bir yuva istiyor.
Kiralar yükselirken hayaller küçülmemeli.
Çünkü bir toplumun geleceği, yalnızca yapılan binalarla değil; o binalarda insanların ne kadar huzurlu, güvenli ve umutlu yaşayabildiğiyle ölçülür.
Ve artık sorulması gereken soru çok açık:
İnsanlar ev sahibi olmayı geçti, kiracı olarak bile rahatça yaşayabilecek mi?