Hayat bize bazı şeyleri öğretirken, çoğu zaman bedelini de ödetiyor. İnsan, sahip olduklarının kıymetini bazen onları kaybettiğinde; kaybettiklerinin değerini ise yokluklarıyla baş başa kaldığında anlıyor.

Ne var olan götürebildi, ne yok olan bırakabildi…

Bazı insanlar hayatımıza girer, varlıklarıyla dünyamızı değiştirir. Onlarla güler, onlarla susar, onlarla gelecek hayalleri kurarız. Sonra bir gün yollar ayrılır. İnsan gider ama bıraktığı iz kalır. Bir ses, bir bakış, bir sokak, bir şarkı ya da sıradan bir kelime bile yıllar sonra geçmişi yeniden karşımıza çıkarabilir.

Çünkü insanı asıl yaralayan, birinin gitmesi değildir. Asıl acıtan, onunla birlikte kurduğumuz hayallerin de yarım kalmasıdır.

Bazen de hayatımızda olmayan bir insan, var olanlardan daha fazla yer kaplar. Yanımızda değildir ama aklımızdadır. Konuşmayız ama içimizden onunla konuşuruz. Görmeyiz ama bazı geceler sanki karşımızdaymış gibi hissederiz.

İşte insanın kalbi böyle garip bir yerdir. Kapısından çıkan herkes gerçekten gitmez; bazen hiç gelmemiş olanlar bile yıllarca içeride yaşar.

Hayatın en büyük yanılgılarından biri de her şeyin bizim kontrolümüzde olduğunu sanmaktır. Oysa zaman kimseye sormadan geçer. İnsanlar değişir, ilişkiler değişir, şartlar değişir. Dün vazgeçilmez sandığımız insanlar bugün birer hatıraya dönüşebilir.

Bu yüzden sevdiğiniz insanlara sevginizi ertelemeyin. Özlediğiniz birini aramak için gururunuzun arkasına saklanmayın. Söylemek istediğiniz güzel sözleri yarına bırakmayın.

Çünkü hayatın en acı tarafı, bazı şeylerin telafisinin olmamasıdır.

Bir gün elinizde sadece “Keşke” kalabilir.

Keşke daha çok konuşsaydım…
Keşke daha çok sarılsaydım…
Keşke kırıldığım yerde gitmek yerine biraz daha anlayış gösterseydim…
Keşke sevdiğimi zamanında söyleyebilseydim…

İnsan bazen bir ömrü, birkaç dakikalık pişmanlıklara sığdırıyor.

Oysa hayat kısa. İnsanların birbirine karşı daha merhametli, daha dürüst ve daha gerçek olması gerekiyor. Menfaatlerin, egoların, sanal dünyanın ve geçici beğenilerin arasında gerçek insanların kıymetini kaybetmeden anlamak gerekiyor.

Çünkü günün sonunda ne sahip olduğumuz malın mülkün, ne kazandığımız paranın, ne de kaç kişinin bizi alkışladığının bir anlamı kalıyor.

Geride bıraktığımız şey, insanların kalbinde bıraktığımız iz oluyor.

Belki de hayatın özeti tam olarak şu:

Ne var olan götürebildi, ne yok olan bırakabildi.

Kimileri yanımızdayken bile bize hiçbir şey hissettirmedi. Kimileri ise yıllar önce hayatımızdan çıkıp gitmesine rağmen hâlâ kalbimizin en sessiz yerinde yaşamaya devam etti.

Demek ki bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için geliyor.

Kimi sevgiyi öğretiyor, kimi sabrı…
Kimi güvenmeyi, kimi güvenmemeyi…
Kimi ise insanın kendisini kaybetmeden önce kendisini bulması gerektiğini.

Ve sonunda anlıyoruz:

Hayatımıza giren herkes kalıcı değildir. Ama bazı insanların bıraktığı iz, ömür boyu silinmez...