Bazı insanlar mezarlıkları sadece taşlardan ibaret sanır. Oysa en büyük mezarlık, gözle görülmeyendir. Adı zamandır...
Her geçen gün, bizden sessizce bir şeyler alır. Bir gülüşü gömer içine, yarım kalmış bir hayali, söylenememiş bir özrü, sarılamadığımız insanları, geri dönmeyen çocukluğumuzu...
Ne bir sela okunur ardından, ne de başında dua eden olur.
Bir gün dönüp eski fotoğraflara bakarsın. O an anlarsın... Fotoğraftaki insanlar aynı olsa da, o günü yaşayan insanlar artık yoktur. Çünkü zaman, sadece insanları değil; hisleri, umutları ve masumiyetimizi de usul usul toprağa verir.
En acısı da budur...
Bir gün "yarın söylerim" dediğin cümleler, hiç söylenmeden gömülür. "Sonra giderim" dediğin kapılar bir daha açılmaz. "Bir gün affederim" dediğin insanlar, affedemeden hayatından çıkar.
Ve insan, en çok geceleri bunun hesabını verir.
Sessizlik konuşmaya başladığında, vicdan en yüksek ses olur. Gözlerden süzülen yaşlar, kaybettiklerinin değil; kıymetini geç anladıklarının yasını tutar.
İşte o an anlarsın...
Hayat, büyük acılarla değil; ertelenmiş sevgilerle tüketiyor insanı.
Oysa zaman görünmez bir mezarlıktı...
Her saniye içine bir anıyı, bir insanı, bir umudu gömüyordu. Biz ise bunu, ancak dönüp arkamıza baktığımızda fark ediyorduk.
Bu yüzden bugün hâlâ yanında olanlara sımsıkı sarıl. Kırgınlıklarını büyütme. Gurur uğruna sevgiyi erteleme. Çünkü yarın dediğin şeyin geleceğine dair hiç kimsenin elinde bir garanti yok.
Belki de hayatın en ağır cümlesi şudur:
"Keşke..."
Ve ne yazık ki, zaman o kelimeyi duymaz. Geri dönmez. Sadece yürür... Ardında ise görünmeyen mezarlar bırakır..