Hüseyin Zorkun yazıyor...
press.tr

Hayat bazen fark ettirmeden geçer. Gürültüsüz, iz bırakmadan, sanki hiç yaşanmamış gibi…
Bir sabah uyanırsın ve geriye dönüp baktığında elinde kalan şeyin zaman değil, boşluk olduğunu hissedersin.
İnsanı durduran şey çoğu zaman para değildir.
Asıl engel, zihnin derinlerine yerleşmiş o sessiz kabuldür: “Önce güvenlik, keyif sonra.”
Bu düşünce ilk başta mantıklı görünür.
Hatta sorumluluk sahibi olmanın bir gereği gibi kabul edilir.
Ama zaman ilerledikçe fark edersin ki aslında bu bir tercih değil, yıllar içinde öğrenilmiş bir alışkanlıktır.
Ve bu alışkanlık, hayatı sürekli ileri bir tarihe erteleyen görünmez bir mekanizmaya dönüşür.
Bir yere gitmeden önce iki kere düşünürsün.
Bir plan yapmadan önce hesap yaparsın.
Bir hayali kurmadan önce vazgeçmenin provasını yaparsın.
“Şimdi değil” dersin.
“Daha uygun bir zaman olacak” dersin.
Ama o “uygun zaman” çoğu zaman hiç gelmez.
Çünkü zihin, ertelemeyi bir konfor alanına dönüştürür. Güvende kalmayı, yaşamaktan daha öncelikli hale getirir.
Oysa insanın içinde başka bir gerçek daha vardır:
Yaşamak, planlanacak bir şey değil… Deneyimlenecek bir süreçtir.
Rutin zamanla rahatlatıcı bir hal alır. Aynı saatler, aynı yollar, aynı günler… İlk başta huzur verir. Ama fark etmeden insanı sınırlandırır. Ve o sınırlar, bir süre sonra görünmeyen bir duvara dönüşür.
Seyahat etmek sadece bir yerden başka bir yere gitmek değildir.
Farklı hayatlara dokunmaktır.
Kendi gerçekliğini sorgulamaktır.
Ve belki de en önemlisi, sana öğretilen dünyanın aslında ne kadar dar olduğunu fark etmektir.
Çünkü bilinçaltı hep tanıdığı yerde kalmak ister.
Risk almak istemez.
Değişimden kaçınır.
Ama büyüme… Her zaman alışılmışın dışında başlar.
İnsan hayatı boyunca çok şey hatırlar sanır. Oysa gerçek çok daha sade:
Zihin sıradan günleri kaydetmez.
Aynı geçen haftaları, tekrar eden günleri, birbirine benzeyen ayları hatırlamazsın.
Ama seni değiştiren bir an… Bir yolculuk… Bir karar…
İşte onlar kalır.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığında, yaptıklarını değil; yapmadıklarını düşünürsün.
Gittiğin yerleri değil; gitmeye cesaret edemediklerini…
Hayatı dengelemek, sorumluluklardan kaçmak değildir.
Aksine, kendine verdiğin değeri yeniden tanımlamaktır.
“Ben sadece çalışmak için değil, yaşamak için de buradayım” diyebilmektir.
Asıl risk para harcamak değildir.
Asıl risk, yaşamayı sürekli erteleyen bir zihne alışmaktır.
Çünkü insan bazen güvende kalırken, fark etmeden eksilir.
Yavaş yavaş silinir.
Ve bir gün kendine şu soruyu sorar:
“Ne kadar biriktirdim?” değil…
“Ne kadar yaşadım?”
İşte o an, hayatın gerçek muhasebesi başlar.
Ve çoğu insanın geç fark ettiği o gerçek, tüm sadeliğiyle karşısına çıkar:
Hayat, bekleyenleri değil… yaşayanları hatırlar.