İnsan, tanımadığına en kolay hükmü verir. Bir bakış, bir fotoğraf, bir söylenti ya da kulaktan dolma birkaç cümle... Çoğu zaman bunlar, bir insanı yargılamak için yeterli görülür. Oysa gerçeğin en büyük düşmanı cehalet değil, ön yargıdır.
Ön yargı, hakikatin kapısını daha açılmadan kapatır. Dinlemeden suçlu ilan eder, anlamadan mesafe koyar, tanımadan etiket yapıştırır. Sonra da bu yanlış hükmü doğruymuş gibi savunur. Çünkü bazı insanlar gerçeği öğrenmekten çok, kendi kurdukları senaryoya inanmayı tercih eder.
Unutulmamalıdır ki herkesin hayatında görünmeyen mücadeleler vardır. Gülümseyen bir yüzün ardında kırgınlıklar, sessiz kalan bir insanın içinde fırtınalar, güçlü görünen birinin omuzlarında ağır yükler olabilir. Dışarıdan bakarak kimsenin hikâyesi okunmaz.
Bugün bir başkası hakkında duyduğunuz her söz doğru olmayabilir. Gördüğünüz her görüntü gerçeği yansıtmayabilir. Çünkü insanlar bazen gerçeği anlatmaz; kendi bakış açılarını, kırgınlıklarını ya da çıkarlarını anlatırlar. Siz ise başkasının cümleleriyle değil, kendi vicdanınızla karar vermelisiniz.
En acısı da şudur: Ön yargı yalnızca haksızlığa uğrayanı değil, yargılayanı da eksiltir. Çünkü ön yargılı insan, yeni doğrular öğrenme fırsatını kaybeder. İnsanları olduğu gibi değil, kafasında oluşturduğu kalıplarla görmeye başlar.
Belki de dünyayı değiştirecek ilk adım, hüküm vermeden önce bir kez daha düşünmektir. Dinlemek, anlamaya çalışmak ve sabır göstermek... Çünkü hakikat acele etmez; ama ön yargı her zaman koşar.
İnsanları söylentilerle değil, karakterleriyle tanıyın. İlk izlenimle değil, zamanla oluşan güvenle değerlendirin. Zira adalet, ön yargının bittiği yerde başlar; vicdan ise gerçeği öğrenmek için gösterilen çabada saklıdır.