Garip Neşet, atadan babadan garip. Hepimiz Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş türkülerinde pek çok kez garip sözünü duymuşuzdur. Abdallık geleneğinin son ve en önemli temsilcisi yazdığı şiirlerde, havalandırdığı türkülerde garip tabirini sık sık kullanırdı. Kendisine mahlas olarak da 'garip'i seçmişti. Çalgıcılık, alçak gönüllülük ve temiz yürekliliğin yanı sıra Garip mahlası da ona babası, ustaların ustası Muharrem Ertaş'tan miras kalmıştı. Muharrem Ertaş ile Neşet Ertaş'ın aralarında baba oğul ilişkisinden çok daha farklı bir ilişki vardı. Bazen yoldaş oluyorlardı, köyden köye, düğünden düğüne gidiyorlardı. Bazen sırdaş bazen de arkadaş oluyorlardı. İkisinin de birbirine saygısı vardı. Aralarındaki bu çok yönlü ilişki iletişimlerini de güçlendiriyordu. Birbirlerinin hislerini tek kelime anlatmadan anlıyor, ona göre davranıyorlardı. Bu çok yönlü ilişki baba oğulun telepatik bir şekilde iletişim kurmalarını sağlamıştı. Nitekim 'Garip' mahlası da bu telepatik iletişimin sonunda ortaya çıktı ve gönüllere kazındı.
Neşet Ertaş bir köy düğününde çalgıcılık yaptığı sırada 'çalgıcı kahyası' onu bir odaya götürdü ve orada da çalmasını istedi. Odanın içinde yatakta yatan hasta genç bir delikanlı ve başucunda oturan anasını gördü. Genç Neşet gördüğü manzaradan çok etkilendi, eve döndüğünde 'Anam ağlar başucumda oturur' türküsünü yazdı. Bu türkü aynı zamanda Neşet Ertaş'ın ilk bestesi oldu. Kendisini besteci olarak görmüyordu, hiçbir zaman da besteciyim demedi. Garip mahlasını da babasıyla yaptığı kısa bir sohbet sonrasında kullanmaya başladı. Yazdığı bu ilk türküden yıllar sonra Muharrem Ertaş oğlunun beste yaptığını anlamıştı ve ona "yavrum bir şeyler hissediyorum ben" diyerek üstü kapalı bir biçimde sormuştu. Oğlu da ona "evet baba" diye cevap verdi. "Sonunda ne deyim" diyerek babasına bir takma isim sordu. "Bize garipler derler yavrum, gönül de garip" cevabını aldı. Ve büyük Anadolu ozanı o günden sonra türkülerinde 'garip' mahlasını kullandı. Kimi zaman 'Garip gezdim el içinde, halden bilmez kul içinde' diyerek, kimi zaman da 'her nerde gördüysem Garip'ler ağlar, ağla sazım ağlanacak zamandır' diyerek vurdu sazının tellerine. Ömrü yoksullukla, mücadeleyle, oradan oraya göç ve gariplikle geçti. Garip'ti bütün Abdallar gibi çalgıcılıktan başka iş bilmezdi. O da atadan, babadan görüp bildiği işi yaptı. Gezdi söyledi, çaldı söyledi, yazdı söyledi...