Bugün Türk Halk Müziğimizin en önemli sanatçılarından Şark Bülbülü Celal Güzelses'in 67. ölüm yıl dönümü. Diyarbakır'ın kadife sesi Celal Güzelses Diyarbakır'ın yetiştirdiği en önemli halk sanatçılarından biridir. Asıl ismi "Mehmet Celalettin" olan Celal Güzelses 1934 yılında soyadı kanunuyla beraber "Güzelses" soyadını aldı. Celal Güzelses'e 'Şark Bülbülü' lakabını ise Mustafa Kemal Atatürk vermiştir. 6 yaşında iken babasını kaybettikten sonra Rufai tekkesinde dini eğitim görerek 9 yaşında hafız oldu. Celal Güzelses, camilerde cüz ve Kuran okuyarak ailesinin geçimine katkıda bulunur. Uzun yıllar Diyarbakır Ulu Cami'de müezzinlik ve baş müezzinlik yapar.

Celal Güzelses kendi döneminin tüm sanatçıları gibi idealist, kendi mesleğine ve vatanına faydalı olmaya çalışan biriydi. Bu vasıflarıyla birkaç arkadaşıyla birlikte 1943 yılında ‘Diyarbakır Halk Musiki Cemiyeti'ni kurdu. Diyarbakır Halk Musiki Cemiyeti Diyarbakır'ın kültürünün, sanatının tanıtılması ve yaşatılması amacını taşıdı. Cemiyet faaliyette olduğu yıllar boyunca müzik, tiyatro, halk oyunları gibi birçok alanda etkinlik düzenledi. Musiki cemiyeti Diyarbakır ve çevre illerde sayısız konserler vermiş ve bu konserlerde büyük ilgi görmüştür. Diyarbakır'da verilen ilk konserden elde edilen gelir, masraflar çıkarıldıktan sonra Diyarbakır velime geceleri geleneğinden olsa gerek hayır kurumlarına ve yardıma muhtaç şahıslara verilmiştir.

Celal Güzelses çok yönlü bir sanatçıydı; ses sanatçılığı, derleyicilik, dengbejlik ve mevlithanlık da yapardı. Celal Güzelses onlarca türkü ve uzun havanın kaynak kişisi veya derleyicisi olarak unutulmaya yüz tutmuş eserleri TRT arşivlerine kazandırarak ve Türk Halk Müziğine katkı sağlamıştır. Muzaffer Sarısözen'in "Yurttan Sesler" programı aracılığıyla Diyarbakır türkülerini tüm Türkiye'ye duyurdu. Diyarbakır Özel İdare Kalemi'nden emekli olduktan sonra daha önce müezzinlik yaptığı Ulu Camii'nin baş müezzinliğine müracaat eder ve bu görevi ölünceye kadar sürdürdü.

MUSTAFA KEMAL İLE CELAL GÜZELSES'İN İLK KARŞILAŞMASI

O zamanlar tuğgeneral olan Mustafa Kemal, 1916 yılında 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu cephesinde görevlendirilir.14 Mart 1916 günü Kolordu Karargâhı olan Diyarbakır'a gelir. Asıl adı Seman olan Gazi Köşkü’nde ikamet eder ve burayı karargâh olarak kullanır. Celal Güzelses, birkaç arkadaşıyla birlikte, Seman Köşkü'nün alt kısımlarındaki dutluklarda oturup türkü, şarkı, gazel ve hoyratlar okuyup eğlenirken, Mustafa Kemal de köşkteki havuzun bir köşesinde oturmaktadır ve masasının üzerinde rakısı, paşa leblebisi ve meyvesi vardır. Okunan bu şarkı ve türküleri duyunca hemen emir erini çağırarak "Git aşağıdaki bahçelerde bu türküleri okuyanı al getir" der. Celal Güzelses ve arkadaşları kendilerine doğru iki askerin geldiğini görünce derlenip toparlanırlar. Askerler yanlarına geldiğinde "Sizi Paşa istiyor bizimle geleceksiniz" derler. Celal Güzelses ve arkadaşları korkarlar, "Rahatsız ettiysek buradan gideriz" derler. Emir eri ise "Hayır sizi köşke götüreceğiz bizimle geleceksiniz" diyerek onları köşke götürerek, Gazi'nin huzuruna çıkarırlar.

Mustafa Kemal, "Hanginiz o türküleri okuyordunuz?" diye sorunca Celal Bey, "Ben okuyordum" der. Mustafa Kemal "Senin ismin ne?" diye sorunca Celal Bey "Mehmet Celalettin" der. Mustafa Kemal, "Peki burada da okur musun?" diye sorar. Celal Bey de "Evet okurum" diye cevap verir. Askerler Diyarbakır'ın ipli kürsülerinden getirirler ve Celal Güzelses ve arkadaşları bu kürsülere otururlar. Celal Güzelses okumaya başlar. Bir hayli eser okur. Mustafa Kemal, kendisine teşekkür eder ve emir erlerinden çocukların evlerine sağ salim ulaştırılmalarını ister. Celal Güzelses ve arkadaşlarını evlerine dönerler.

İKİNCİ KARŞILAŞMA VE ŞARK BÜLBÜLÜ LAKABI

Dolmabahçe Sarayı'nda İstanbul'un ileri gelen müzisyenleri toplanıp fasıl yapacakları bu geceye Atatürk, Diyarbakır Milletvekili Bayındırlık Bakanı Feyzi Bey'i de davet etmiştir. Feyzi Bey de Atatürk'e: "Efendim Diyarbakır'dan bir gencimiz İstanbul'a plak doldurmaya geldi. Lütfederseniz, onu da beraberimde getirebilir miyim?" der ve Atatürk tabi getirebilirsin deyince Feyzi Bey, Celal Güzelses'i yanına alır ve beraber Dolmabahçe Sarayı'na giderler. Davetliler arasında Colombia Plak firmasının yetkilisi de vardır. Feyzi Pirinççioğlu, Celal Güzelses'i Atatürk'ün yanına götürür. "İşte Diyarbakır'dan plak yapmaya gelen gencimiz" der. Atatürk, "1917 yılında Seman Köşkü'nde bana şarkı ve türkü okuyan sen değil miydin?" diye sorunca Celal Güzelses de "Evet efendim bendim." diye cevap verir. Bunun üzerine Atatürk, Dolmabahçe'de bulunan davetlilere Celal Güzelses'i tanıtır ve 1917 yılındaki karşılaşmalarını anlatır.

Dolmabahçe Sarayı'nda fasıl başlar, gecede Safiye Ayla da vardır. Bir süre sonra sıra Celal Güzelses'e gelir. Kemancının yanına giderek "Bir hüzzam yap" der. Kemancı da Diyarbakır'dan gelen bu ufak adamın makam bilmediğini düşünerek farklı makamda dolaşır. Celal Bey bekler kemancı bir türlü hüzzama girmez. Bunun üzerine kemancıya yanaşır, "Niye hüzzama girmiyorsun?" der. Kemancı tanımadığı bu Diyarbakırlı gencin makam bildiğine kanaat getirip hemen hüzzam makamına girer. Celal Güzelses, hüzzam ile başladığı programına farklı makam ve usullerde Diyarbakır, Elazığ, Muş, Urfa, Erzurum ve Bitlis'ten de birkaç eser okur ve büyük beğeni toplar.

Atatürk, Celal Güzelses'in sesinden ve musiki bilgisinden etkilenmiştir. Celal Güzelses'in daha önce Diyarbakır Ulu Camii'nde müezzinlik yaptığını öğrenince Celal Güzelses'e şu soruyu yöneltir. "Celal bana Peygamberi anlat nedir, nasıl biridir?" Celal Güzelses ummadığı bir soruyla karşılaşınca biran duraklar, biraz düşünür ve mevlit okumaya başlar. "Selam" bölümüne gelinince Atatürk ayağı kalkar ve el bağlar. Bunun üzerine "Colombia Plak" firmasının gayri müslim yetkilisi de dahil olmak üzere masadakilerin tamamı ayağa kalkarak el bağlarlar. Okuduğu mevlit bitince Celal Bey şu açıklamayı yapar: "Efendim siz ki yoktan bir vatan yarattınız. Cihana kafa tuttunuz, herkes sizin önünüzde diz çöktü. İşte hiç görmediğiniz zatı muhteremin önünde de siz ayağa kalktınız ve el bağladınız işte peygamberimiz budur." Atatürk, Celal Bey'i tebrik eder ve orada bulunan Colombia Plak yetkilisine dönerek "Celal'in okuduğu bu mevlidi de plağa doldurun" der. Bu sırada Celal Güzelses'in dolduracağı plakların üzerine ne yazılacağı konusu açılır ve "Şark Bülbülü Celal" yazılması önerilir. Celal Bey: "Ben Diyarbakırlıyım. Diyarbakır Bülbülü veya Dicle Bülbülü yazılsın" der. Bunun üzerine orada bulunan zevat bu iki düşünceyi oylar ve orada bulunan 24 kişinin 20'si "Şark Bülbülü Celal" yazılması yönünde kanaat bildirir. Atatürk de bu görüşe katılarak plak firması sahibine Celal'in dolduracağı plaklara "Şark Bülbülü Celal" yazılması talimatını verir. Böylece Celal Güzelses ölene kadar Atatürk'ün vermiş olduğu "Şark Bülbülü" unvanıyla anılır. Celal Güzelses İstanbul'a bu ilk gidişinde 18 plak birden doldurur. Atatürk'ün isteğini de yerine getirir ve 18 plaktan 2 tanesini mevlit plağı olarak doldurur.

Celal Güzelses, yakın bir akrabasına "Benim en mutlu anlarım, en mutlu hayatım Atatürk'ün meclisinde bulunduğum anlardır" demiştir.

* Bu yazıda kaynak olarak : www.https://www.repertukul.com 'dan yararlanılmıştır.