Bu kez kelimeler kolay gelmiyor. Çünkü bu yazı, alıştığım köşe yazılarından biri değil. Bu, içime çöken bir acının, sustukça büyüyen bir yükün yazısı. Yarım kalan bir ömür. Ve geride kalan, tarif edilemeyen bir sessizlik. Bu olayda kim suçlu diye sorarsak, cevap ağır ama açık: herkes suçlu. Komşu suçlu, anne baba suçlu, görüp susan suçlu, kolluk kuvvetleri suçlu, duymayıp geçen suçlu. Ben suçluyum, sen suçlusun. Evet, sen. Çünkü bazen en büyük hata, görmezden gelmektir. İki küçük melek şimdi ne yapacak? Onların hayatında açılan bu boşluğu kim dolduracak? Bir de şunu unutmayalım: kalem oynatırken, konuşurken, yazıp çizerken dikkatli olalım. Ortada bir aile var, acısı taze, yükü ağır. Duyduklarımızın hepsi doğru olmayabilir; yargı dağıtmak kolay ama vicdan taşımak zordur. Bu olayın içinde bağımlılık gibi karanlık meseleler olabilir, ama hiçbir şey bir canın yok edilmesini açıklayamaz.
Ben köylüyüm, burası köy diyorsunuz ama burada yaşayan da sizsiniz, burayı bu hale getiren de sizsiniz, kimse yabancı değil; bu düzeni isteyen de, bu kervanın böyle yürümesine göz yuman da yine sizlersiniz, büyükler sessiz kaldıkça sorun büyüyor, artık herkes kendine gelsin, ben geleli birkaç gün oldu ve gördüklerim karşısında hayretler içindeyim, bir de bakıyorsun beş vakit namaz kılınıyor ama çıkışta onun bunun arkasından konuşuluyor, bir Müslüman diğerinin açığını kapatır, arkasından konuşmaz, eksiklerini tamamlar, destek olur, peki biz ne yapıyoruz, hangi devirde yaşıyoruz, bu başıboşluk kabul edilemez, herkes sorumluluğunu alacak bu kervan böyle gitmez.