MİHRİBAN'IN GİZEMİ
Musa Eroğlu'ndan dinlemeye alıştığımız Mihriban türküsü halka mal olmuş türkülerin başında yer alıyor. Abdurrahim Karakoç'un şiirinin, Musa Eroğlu'nun bestesiyle birleşmesi kuşkusuz ki ortaya Türk Halk Müziği'nin en seçkin eserlerinden birini çıkarmış. Türküyü dinleyince sanki sözleri ayrı müziği ayrı gelir kulağımıza. Sözlerinde ayrı müziğinde ayrı bir haz duyarız. Güfte ve bestenin oluşturduğu bütünlük eşine az rastlanır bir armoni oluşturmuş. Dinlemeye doyamadığımız, dinledikçe uzaklara götüren bir armoni. Mihriban türküsü halk şairimiz Abdurrahim Karakoç'un yazdığı bir aşk şiiridir. Yar deyince kalemi elden düşüren, lambada yanan alevi üşüten ve tabiplerde ilacı olmayan bir yaradır Mihriban. Abdurrahim Karakoç'un büyük bir aşkla, güçlü duygularla yazdığı Mihriban şiiri, Türk edebiyatının en güzide eserlerinden biridir. Şiirin yazılış hikayesi de bir başka efsanedir. Aslında hikâyenin tamamını öğrenmek neredeyse imkânsız. Hikâyenin büyük bir kısmı tüm gizemini koruyor. Şair sırrını hiç açmadı, sevdiğini dile düşürmedi ve bu sırrı ebediyete götürdü.
NE SAÇLARI SARIYDI NE ADI MİHRİBAN'DI
Hikâyenin bir kısmını Abdurrahim Karakoç'un yeğeni Oğuz Karakoç'un röportajından öğreniyoruz. Hikâye, Güneydoğu Anadolu bölgesinde usta şair ve Mihriban olarak bildiğimiz kişinin katıldığı bir etkinlikte başlıyor. Ve ortaya bir aşk çıkıyor, gel zaman git zaman derken mektuplarla, şiirlerle, hasretlerle devam eden bir aşk. Efsaneye dönüşen Mihriban şiiri de bu mektuplaşmalar sırasında yazılıyor. Ama şiirde geçtiği gibi kızın ne saçları sarıydı ne de adı Mihriban'dı. Mihriban, şairin ona taktığı sembol bir isimdi. Abdurrahim Karakoç bir soru üzerine bu konuyu şöyle açıklıyor; "Mihriban isim olarak bir sembol isimdir. Fakat üç tane Mihriban şiiri var, birisi de Unutursun Mihriban'ım. Fakat bunlar hayalen öyle yazılmış şiirler değildir, oturup da şiir yazayım diye olmamıştır. Tabii bir hatıraya dayanıyor, gençliğin hatırasına. O gün yazılmıştır ama ondan sonra yazılması da mümkün olmayan bir şiirdir." Mihriban isminin anlamını araştırdığımızda şefkatli, merhametli, güler yüzlü, yumuşak huylu gibi anlamlar çıkıyor karşımıza. Türkçeyi iyi kullanan, dil bilgisi yüksek olan Abdurrahim Karakoç belki de böyle güzel anlamları olduğu için Mihriban ismini vermiştir sevdiği kıza.
ELİN KIZININ EVİNE MEKTUP MU GÖNDERİLİR
'O şifreyi açmayacağım. O şifre öyle kalacak, çözülmeyecek. Herkesin bir Mihriban'ı var mutlak suretle' demişti şair. Dediği gibi de oldu, sırrını açık etmedi, sevdiği kızı dile düşürmedi. Bir röportajında mektuplaşmalarıyla ilgili verdiği kısa bilgiden bile Mihriban'a duyduğu aşkın naifliğini hissedebiliyoruz. "O bana mektup yazardı, ben ona yazamazdım. Elin kızının evine mektup mu gönderilir? Ayıptır. Yaşadığı şehirde bir gazete çıkardı, ben o gazeteye şiirler yazardım. Herkes şiir diye okurdu ama Mihriban bilirdi ki kendine mektuptu onlar."
UNUTMAK KOLAY MI DEME
Günün birinde, o zamanlar genç bir delikanlı olan Abdurrahim Karakoç 'artık unutalım bunları' dedi. Mihriban'dan 'unutmak kolay mı?' cevabı geldi. Şair bu cevap üzerine Unutursun Mihriban’ım şiiri yazdı. Unutmak kolay mı deme, unutursun Mihriban'ım. Oğlun kızın olsun hele unutursun Mihriban'ım. Gün geçer, azalır sevgi, değişir her şeyin rengi. Bugün değil, yarın belki, Unutursun Mihriban'ım...