Son dönemlerde okullarda ve çocukların bulunduğu sosyal alanlarda akran zorbalığının giderek arttığını üzülerek gözlemliyoruz. Çoğu zaman “çocuklar arasında olur”, “takılma niyetli” ya da “geçici” olarak görülse de akran zorbalığı; çocukların ve ergenlerin ruhsal dünyasında derin ve kalıcı izler bırakabilen ciddi bir sorundur.
Akran zorbalığı, bir çocuğun ya da gencin; yaşıtları tarafından tekrar eden biçimde, kasıtlı olarak fiziksel, sözel, psikolojik ya da sosyal zarar görmesidir. Alay etme, dışlama, lakap takma, tehdit, itme–vurma, sosyal medyada küçük düşürme gibi davranışlar bu zorbalığın en sık görülen biçimleridir.
Neden Artıyor?
Akran zorbalığının artmasının tek bir nedeni yoktur. Ancak bazı etkenler bu durumu beslemektedir:
Şiddetin normalleştirilmesi (evde, sokakta, medyada)
Duygusal farkındalığın zayıflaması
Empati becerilerinin yeterince gelişmemesi
Aile içi iletişim problemleri
Dijital ortamda kontrolsüz etkileşim (siber zorbalık)
Travmatik yaşam olayları ve güvensizlik duygusu
Özellikle son yıllarda yaşanan toplumsal travmaların ardından çocukların duygularını düzenlemekte zorlandığını, öfke ve güç gösterisini bir savunma aracı olarak kullandığını görmekteyiz.
Zorbalığın Görünmeyen Sonuçları
Zorbalığa maruz kalan çocuklarda;
özgüven kaybı, kaygı bozuklukları, içe kapanma, akademik başarının düşmesi, okuldan kaçınma ve ilerleyen dönemlerde depresif belirtiler ortaya çıkabilmektedir.
Daha da önemlisi, bu çocuklar “değerli değilim” duygusunu içselleştirebilir.
Zorbalık yapan çocuklar açısından bakıldığında ise bu davranış; çoğu zaman görülme, güç kazanma ya da yaşanan duygusal eksikliklerin dışavurumudur. Bu nedenle yalnızca cezalandırıcı değil, anlamaya ve dönüştürmeye yönelik bir yaklaşım şarttır.
Ne Yapılabilir?
Akran zorbalığıyla mücadele bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur.
Aileler, çocuklarını yargılamadan dinlemeli, duygularını ifade etmeleri için güvenli alanlar oluşturmalıdır.
Okullar, zorbalığı görmezden gelmemeli; net, tutarlı ve koruyucu politikalar geliştirmelidir.
Öğretmenler, sınıf içi ilişkileri dikkatle gözlemlemeli ve erken müdahalede bulunmalıdır.
Çocuklara, empati, sınır koyma ve duygularını ifade etme becerileri kazandırılmalıdır.
Psikososyal destek hizmetleri, erişilebilir ve sürdürülebilir hâle getirilmelidir.
Unutmamalıyız ki; zorbalık, sessizlikle güçlenir. Bir çocuğun “yalnız değilim” duygusunu hissetmesi, bu döngüyü kırmanın en önemli adımıdır.
Son Söz
Akran zorbalığı bir çocukluk meselesi değil; toplumun ruh sağlığıyla doğrudan ilişkili bir meseledir. Daha güvenli, daha anlayışlı ve daha sağlıklı bir gelecek için çocukların dünyasını ciddiye almak zorundayız.
Çünkü bir çocuğun incinmesi, yalnızca onun değil; hepimizin sorumluluğudur.