21 Aralık, takvimlere göre yılın en uzun gecesi olarak bilinir.

Ancak Hatay’da yaşayan bizler için yılın en uzun gecesi bir tarihten ibaret değil.

Bizim için yılın en uzun gecesi, depremin olduğu o andı.

Ve ne yazık ki o gece hâlâ bitmedi.

Zaman su gibi aktı geçti deniyor. Evet, takvim yaprakları hızla düştü.

Ama şehir hâlâ ayağa kalkabilmiş değil.

Bunu görmek, hissetmek ve içinde yaşamak insanın içini acıtıyor.

Bir şeyler yapılıyor mu?

Evet, yapılıyor.

Ama yetiyor mu?

Hayır.

Eleştirince sorun oluyor, eleştirmeyince başka bir sorun.

Yollar, elektrik, altyapı, ulaşım, trafik cezaları…

Saymakla bitmeyen, gündelik hayatın içine sıkışmış yüzlerce problem var.

Asıl acı olan ise şu: İnsanlar hâlâ acılarını yaşayabilmiş değil.

Çünkü yas tutmak için bile güvenli, sakin, insanca bir zamana ihtiyaç vardır.

Oysa burada insanlar, kayıplarının yasını tutamadan hayatta kalmaya çalıştı.

Sevdiklerini kaybettiler, evlerini kaybettiler, şehirlerini kaybettiler.

Peki biz gerçekten bu travmaları atlatabildik mi?

Bir kentin hafızası vardır.

Bir kentin belleği vardır.

O belleği yok sayarak iyileşme olmaz.

Saray Caddesi yapılırken, tarihi dokunun;

yollar, ulaşım ve yaşamın temel ihtiyaçları bu kadar hayatiyken

neden bazı şeyler hep “sonra”ya bırakıldı, anlamak zor.

Yapılmak mı istenmedi, yetiştirilemedi mi,

yoksa yapılması gerekenler bir kenara bırakılıp başka önceliklere mi geçildi?

Bu soruların cevabı hâlâ net değil.

Ama bildiğimiz bir şey var:

Travma, sadece yıkıntılarla ilgili değildir.

Travma, belirsizlikle, güvensizlikle ve sürekli ertelenen “normallik” duygusuyla derinleşir.

Her gece bir ölüm hatırlatmasıysa,

her gece hâlâ tedirginlikle geçiyorsa,

bu şehirde travma bitmiş sayılmaz.

Psikolog olarak şunu çok net söyleyebilirim:

Bazı acılar zamanla geçer,

ama bazı acılar zamanla daha da derinleşir,

daha kronik hale gelir.

Umudumuz var mı?

Elbette var.

İnsan umutsuz yaşayamaz.

Bir şeylerin değişeceğine inanıyoruz,

bir gün her şeyin daha iyi olacağını da biliyoruz.

Ama dürüst olmak gerekirse,

henüz o zamana geldiğimizi düşünmüyorum.

Henüz tam anlamıyla iyileştiğimizi de…

Belki de önce şunu kabul etmemiz gerekiyor:

Bu şehir hâlâ yas tutuyor.

Bu şehir hâlâ iyileşme sürecinde.

Ve bazı geceler hâlâ çok uzun.